Tarih: 03.11.2011 12:16

Doğa Organik Mimari İle Kazanılır

Facebook Twitter Linked-in

Doğa ve insan ilişkileri açısından organik mimarinin son derece önemli olduğuna dikkat çeken Mimar Mehmet Emin Akkaş, organik mimariyle doğa ile bütünleşmenin, doğanın evden, evin doğadan faydalanmasının amaçlandığını söyledi. Organik mimarinin, çevresiyle örtüşen, insana yakın ve insanla iç içe olması gereken tasarım prensiplerine sahip bir felsefesi olduğunu ifade eden Akkaş, ‘Organik mimari, insanın yaşam şeklini, doğayla olan ilişkisini, toplumun psikolojik etmenlerini dengeleyen bir mimaridir’ dedi.
Organik mimarinin Türkiye’de çok az kullanıldığına dikkat çeken Mimar Akkaş, ‘Organik mimari, mekânı sürekli ve sürdürebilir şekilde, canlı duygularının baskı altında tutmadan, tabiattan sağacaklarımızı, başta insanoğlu olmak üzere, bütün canlıların; sağlığına, huzuruna ve özgürlüğüne özen göstererek, barınmaya çözüm getirme erdemidir’ dedi. Akkaş, doğanın mimarlık için en kapsamlı kitap olduğunu belirterek, doğadaki canlıların organik mimari öğretileriyle dolu olduğunu söyledi. Mimar Akkaş, şöyle dedi: ‘Bülbül; keçi kılı, melengiç sütü ve özellikli toprağı su ile karıştırıp, olağanüstü ustalık ve form ile yuva inşa ediyor. Arı ise; geometriyi, mekânda ısınmayı-soğutmayı, kolektif çalışmayı, mevcut araziyi en verimli kullanmayı, savaşların iki tarafı da imha ettiğini, hepimizin birimiz ve birimizin hepimiz için yaşaması gerektiğini, adil hiyerarşiyi, kıtlık olmadan evvel stoklamayı, yeteneklere göre sınıflandırmayı, maksimum verimliliği ve kıskanmanın yerine-kendisi ile yarışarak yükselmeyi öğretiyor. Karınca şehirleşmeyi, araziyi bilinçli seçmeyi, bu günün işini yarına bırakmamayı, doğal afetlere karşı önceden tedbir almayı, doğal malzemeyi verimli kullanmayı, sadece bireyi değil mekânı da mikroplara karşı arınık etmeyi ve sorumluluklarını yerine getirme konusunda uzman.’

‘Mimar doğaya zarar vermemeli’
Doğaya yabancılaşan insanlığın kendisine de yabancılaştığını dile getiren Mimar Mehmet Emin Akkaş, ‘’Doğaya yabancılaşmak beraberinde bencilliği, zalimliği, üretim kısırlığını, hazıra konmayı ve emeğe hoyratça davranmayı getiriyor’’ dedi. Organik mimarinin tabiata ve çevreye en uyumlu mimari olduğunu söyleyen Akkaş, ‘Mimar, doğaya zarar vermeden tasarım yapmalıdır. Çünkü asıl güzellik doğanın kendisidir. Dokunulmamış, bakir kalmış doğadır. Organik mimari ise bu zararı minimuma indirmeye özen göstermektir. Doğadan ve yakın çevreden elde edilmiş taş, ahşap, cam, toprak, ahşap ve kireç gibi işlenmemiş/yarı işlenmiş ürünlerle tasarım yapılırsa başarılı olur’ diye konuştu.
4 bin 850 yıl evvel Zerdüştler tarafından oluşturulmuş yapılardaki harçların tahlillerinden elde edilen sonuçların organik mimarinin uzun yıllardır kullanıldığını ortaya koyduğunu belirten Akkaş, şöyle devam etti: ’4 bin 850 yıl evvel kullanılmış harcın tahlilleri ışığında, hiç inorganikliğe sapmadan malzememizi üretmeliyiz. Deprem ve doğal afetler bir kader değildir. Bir karınca kadar yerleşim yeri uygulamıyorsak, bu ihmalkârlıktır.’ İnsanın doğadan uzaklaştığı için organik mimariden de uzaklaştığını belirten Akkaş, doğal taş, sönmemiş kireç, yakılmış kemik, ponza, organik yumurta akı, taş tozu gibi doğal malzemelerin kullanıldığı organik mimaride, iç mekânlarda kullanılan boyaların ise; ceviz ve nar kabukları suyundan elde edilen boya, taş kınası, böğürtlen kökü boyalarından oluştuğu söyledi. Doğanın doğru okunması gerektiğine işaret eden Akkaş, ‘Tıpkı bir ruhanin kendini dinine adamışlığı misali, doğanın öğrencisi olunmalı. Tabiatın dilini öğrenmeliyiz. Tabiata karşı kopya çekmek, insanlığa her zaman zarar verir ve bizi tabiata karşı suçlu konuma düşürür. Doğayı yeniden canlandırmaya yönelik başkaldırı sadece bir erdem değil, acil bir zorunluluktur’ dedi.

Mardin mimarinin başkentidir
Çocukluğunda doğa ile iç içe olduğu için organik mimariyi tercih ettiğini kaydeden Akkaş, ‘Öğrenci evimin en büyük salonunda, 70 değişik çeşit çiçek vardı ve bunların tamamı canlı ve sağlıklı çiçeklerdi. Boy sıralarına göre anfi tiyatroda oturan seyirciler misali dizmiştim, her gün çiçeklerime, o anki atmosferin ruhuma yansıttığı melodilerle, yıllarca saz çaldım. Bir nevi betonların içinde küçük bir tabiat oluşturmuştum. Beşinci kattaki öğrenci evimin, şehrin manzarasına hâkim balkondan, seher vakti uyanıp kuşların doğa anaya dağılışını seyrederken; hep, insanoğlu bu beton yığınlarını bu kadar düşmanca ve hiçbir canlıya barınak oluşturmadan, para hırslarından dolayı, sadece insanların bir çatı altına yerleşmesi için, antik yapıları yıkmalarına, yeşil alanları yok etmelerine ve tarım arazilerine beton kondular yığmalarına anlam veremiyordum. Bu kötü gidişatın bir kader olmadığını, sorumlu mimarların daha yaşanır bir doğaya ve doğadaki canlılara dostça davranarak, barınma ihtiyaçlarına çözüm getirebileceğine hep inandım.’ Mimarlık diplomasını aldıktan sonra tabiat dostu olabilmenin tabiatın dilini öğrenmekten geçtiğini fark ettiğini belirten Akkaş, Türkiye’nin mimari başkenti Mardin’e yerleşmeye karar verdiğini söyledi. 13 yıllık tecrübenin ardından organik mimariye uygun projeler ürettiğini ifade eden Akkaş, projelerini halkla birlikte hayata geçirdiğini kaydetti.
Organik mimari; canlılara ve bitkilere benzer. Doğurgan ve yaratıcı rahim misalidir. Bu doğurgan tasarımlar, tıpkı kuluçka evresini tamamlamış civciv misali, zamanı geldiğinde, tasarımlarım kabuğunu kırıp gözlerini yaşama acıyorlar.
Mimar Kullanıcılar Adına Karar Vermemelidir
Herhangi bir şehirde, bölgede veya ülkede yapacağım mimari üretimde, daha önceki bilgilerimin esiri olmamam için, yeni mimari üretimlerimi yapacağım yerelde, tasarımlara başlamadan evvel, giyimden-folklora, eğimden-bitki örtüsüne, kültürden-eski mimari dokuya kadar bir araştırma yaptıktan sonra, tasarım eylemine başlıyorum. Buna kuluçkaya yatma evresi diyorum. Bu da orijinal bir üretimi oluşturmanın yanında, kullanıcıların ruhunu, yuvaya nakş etmenin zeminini oluşturuyor. İşte o zaman ideal civciv gagasını kabuktan dışarı çıkarıyor diyebilirim.

Mimar adaylarına öneriler
Doğaya zaman ayırsınlar, canlıları doğal ortamlarında incelesinler, zamanlarının bir kısmını, beton mekan/tesislerde, denizde geçireceklerine, bir dağ köyüne gitsinler, köylülerin yaşamını yerinde görsünler.
Aşkı, cafe ve kantinlerden kurtarsınlar.
Her bahar ağaç ve çiçek ekerek, büyümelerini takip etsinler.
Teorik bilgilerle yetinmesinler.
Kendilerini öyle donanımlı bir hale getirsinler ki, kelimenin-çizginin gücünden, bireyin gücünü anlayan mertebeyi yakalasınlar.
Resim, heykel ve müzik ile akraba olsunlar.
Kendi aralarında yaz kampları düzenlesinler.
Babalarının ayakları ile yürümesinler.
Her yıl minimum bir ay, cep telefonunun ve bilgisayarın olmadığı bakir bir doğada kendilerine zaman ayırsınlar.
Bir antik yerleşimi seyrederken, hayal güçlerine yüklenerek; acaba o dönemde iletişim, ulaşım, aşk, yemek, iş aletleri, inançları ve hedefleri neler idi? gibi soruları kendilerine sorsunlar.
Derslerin, sadece fakültenin belirlediğinden ibaret olmadığını, yanı sıra tabiata karşı olan derslerimizin de olduğunu bilerek, zamanlarını değerlendirsinler.
Yapacakları mimari üretimlerde ise şu öneriyi incelesinler:
Tabiat + canlılar + coğrafi konum + kullanıcıların zevk, imkânları ve ihtiyaçları + doğaya dost yapı malzemeleri = Yapılacak % 100 organik mekânlar periyoduna dikkat etsinler. Çünkü bütün dersler tabiatın kendisindedir. Mimara düşen ise, bu dersleri iyi gözlemleyip hayata geçirmektir.

Mimar Mehmet Emin AKKAŞ

merrdo@hotmail.com




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —