Enkazın altında kalan kızının elini tutmuş bir baba,
Çaresiz, umutsuz ve donuk gözlerle bakındığı etrafına “nerde bu devlet!” diye ünlüyor can havli ile.
Annesini çağırmıyor,
Babasını çağırmıyor,
Konu-komşu, akraba-talükat, kavim-kardaş cinsinden kimseyi çağırmıyor!..
Biliyor kimse gelmez,
Can derdinde herkes çünkü, gücü kendine bile yetmiyor,
Yetse bile,
Alemin derdi kendine o anda.
Kimi çağırıyor öyle ise?
Devleti!..
Devlet kim, neyi bu adamın, niye gelsin de yardım etsin durduk yerde?
Yada ne demek devlet?
Anneden babadan kavim kardaştan daha mı yakın ki çağırıyor onu bi çare kalmış adam?
Evet!..
Babadan anadan daha yakın,
Kandan hızlı,
Tenden-ruhtan içeri…
Aslında Devlet,
Arapça kökenli bir kelimedir.
Dwl kökünden gelen 1-talih-baht 2-servet-kısmet 3-iktidar egemenlik sözcüğünden alıntıdır.
Türk dil kurumuna göre,
“Toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal örgütlü bir ulusun
Ya da
Uluslar topluluğunun oluşturduğu tüzel varlık” demektir.
Varlığı biliyoruz da,
Tüzel ne demek peki?
Hükmi (hüküm kurmak!)
Yani,
Tüzel isim değil sıfattır.
Sıfat ise;
Bir kimsenin görev, ödev bakımından toplumsal yada hukuksal yönden yeri ve özelliğidir.
Türkçe dersi gibi giriş yaptık makaleye
Ancak,
Kiminin kusiyet yükleyip laf söyletmediği,
Kiminin önemsemeyip yok saydığı,
Kiminin niyeti başkayken istemediği şeyler yüklediği,
Kiminin istemeden yüklediği niyeti görmeyip, başka yere çektiği devlet denilen soyut kelimeyi ve
yüklendiği anlamı iyi bilmek bakımından, yanlış adamların doğru anlayıp dinleyenlerine yanlış
anlatmasına fırsat vermemek adına önemli.
Sözlük karıştırmamın nedeni ise,
Dünyanın değil elbet
Lakin
Bizim için bu gün olmasa yarın,
Yarın değilse yarından da yakın zamanda gelecek olan afeti bildiğimiz halde, tedbir almayarak tüm
dünya ülkelerin de sıradanlaşan depremin ülkemizde, “felakete” dönüşmesi ve ardından insanların
“nerede bu devlet” diye çığlık çığlığa söylemidir.
İçinde,
Asker,
Polis,
Hakim-avukat,
Öğretmen-mühendis-tekniker-usta-çırak-esnaf-memur-köylü-kentli-çoluk-çocuk-torun-tombak- yaşlı-
genç-kadın-erkek,
Hülasa mesleği, yaşı başı ne olursa olsun,
“İNSAN” yoksa içinde, “devlet” kelimesi kelimeden başka hiçbir şey değildir aslında.
Tek başına bir insan,
Veya
İçinde insan da olsa tek başına bir kurum da devlet değil!..
Mesela,
Tek başına asker devlet değil.
Tek başına polis devlet değil.
Tek başına öğretmen devlet değil,
Hakim-hekim,
Mühendis devlet değil tek başına,
Yine
Tek başına köylü-kentli-işçi-esnaf-amir-memur-odacı-kapıcı-çaycı-çorbacı kısaca hiç kimse,
Türk dil kurumunun yüklediği anlam ile birlikte hiçbir şey değil!..
Devlet,
Bunların tamamıdır,
Bir birinin varlık nedenidir,
Biri olmasa diğerinin de olmayacağı yapıdır, aynı acıya ağlayan, aynı sevince gülen, aynı bayrağa
selam duran insanların bütünüdür kısaca.
Yani;
Devlet denilen mekanizma,
Hepimiziz aslında.
O nedenledir tüm ailesini,
Canını, ciğerini-malını, mülkünü enkaz altında bırakmış insanların o acıyla, “nerede bu devlet” diye
feryat etmeleri.
Adamın çağırdığı,
Sesini duyurmak istediği,
Yanı başında görmek istediği gerçekte o mekanizmanın başına getirilen görevliler ve onları
görevlendiren yetki verdiği kişilerdir.
Kişi devlet değildir.
Gerçek te onlar,
Devlet mekanizmasının işleyişini sağlamada olmazsa olmaz birer aparat yada operatördür.
Milletin parası ile vazifelendirdiği yetkililer yani…
Lafı uzattık!..
Demem o ki kısaca;
Niyet bozuk olmadıkça, göçük altında kalanların can havli ile attığı çığlığı devlete karşıymış gibi
algılaması birilerinin,
veya
başka birilerinin bu çığlıkla birlikte tek başına kendini devlet sanıp çığlığın sahibini vatan hainliği ile
suçlaması doğru değildir, ben gibi birçokları da doğru bulmuyor.
Çünkü,
Devlet biziz,
Hepimiziz.
Ve
Adamın canı yanmiş, derdine derman olmak için hepimizi yanına, yardımına çağırıyor..!
Hepsi bu!..