“O senin dediğin gazoz ağacı, o da Kırıkkale’de yetişmez” diye…
Belki de gazoz yada benzeri içeceklere kolay erişemediğimizden dolayı bir tür özlem giderirdik bu cümleyi kurmakla.
Kim bilir!..
2400 küsür sayfalık Ergenekon iddianamesinden her Allah’ın günü yeni yeni şeylerin çıktığını ibret ve hayretle izliyoruz.
Belki de on yıllar sürebilecek bir davada yok yok.
Herkese göre bir suç, her suça göre bir adam tarifi yapılmış…
En hoş olanı,
CHP Genel Başkanı sayın Deniz Baykal’ın eşi Olcay hanıma isnat edilen suç.
1981 yada 1982 yılında sayın Olcay Baykal’a eşine verilmek üzere beş milyon (ne parası olduğu meçhul) keş para verilmiş!..
Yani,
Rüşvet!..
Ne karşılığı,
Yapılacak hangi işin bedeli olarak verildiği ise tam bir muamma.
Hayret ki ne hayret!..
En amansız Baykal muhalifine bile söyleseniz, sırtıyla güler böyle bir iddiaya.
Şahsım adına ben,
Olcay Baykal’ı bakan sayın Nimet Çubukçu’nun Deniz Baykal’la girdiği polemikten sonra tanıdım.
İki çocuğu olduğunu,
Ve onların öğretim görevlisi olduğunu o zaman öğrendim.
Abartı demeseniz şayet,
Kuvvetle muhtelif,
Bir çok kişide benimle aynı zamanda idrak etti sayın Baykal’ın evli olduğunu!..
Böyle bir insanı kimse tanımaz bilmezken iş bitiricilerin para vermek için onu tercih etmeleri ve 27 yıl sonra bir iddianameye konu olması kime ne kazandıracak hep beraber göreceğiz.
Zaten,
Başta Yargıtay Onursal Başkanı Sabih Kanadoğlu başta, tüm aklı yetikler böyle bir iddianın birbirinden kopuk ve delilden yoksun mesnetsiz yazılmasını iddiadan çok laf salatasına benzetmeleri o nedenledir.
İlerleyen yıllar içerisinde yaşarsak göreceğiz inşallah iddiaların aldığı şekli.
Bakalım,
İddia edilen şeyler siyasi mi, hukuki mi?..
Şayet gazoz ağacı ise Türkiye’de yetişir, bize de içirirler mi?
Neyse,
O mesele şimdilik Ankara’nın meselesi.
Bu günlerde benim asıl ilgimi çeken şey, “iki oğlum var birini Aliye hanım için feda ederim” diyen Murat Yurtkuran’ın CHP yönetiminden “Aliye hanımla çalışılmaz” mazereti ile istifa etmesi.
Demokratik teamüller işletilerek gelen yönetimin içerisinden bir kişinin herhangi bir olaya kızıp ayrılması çokta önemli değil ama ayrılan bu kişi çocuğunu feda edecek kadar sayın il başkanına yakın bir kişi ise ortada bir sorun var demektir.
Hele de,
Onun yerine yedekten gelecek insan sayın il başkanının kız kardeşi ise ortada iki kere sorun var demektir.
İlçe başkanı, dayı oğlu…
Disiplin kurulu başkanı, erkek kardeş,
İl-ilçe yönetiminde ikinci, üçüncü dereceden akraba hatta yeğen olursa ortadaki sorun, sorunlar yumağı haline gelmiş, Ağrı dağından daha yüksek, aşılması imkansız demektir.
Daha da Türkçesi,
Şu an,
Atatürk’ün kurduğu ve tüm Türkiyenin partisi olan CHP, Kırıkkale özelinde bir aile partisine dönüşmüş durumda.
Muhakkak ki, bu aileye mensup tüm kişiler partili, söylenecek söz yok.
Lakin,
Memlekette sanki bunlardan başka partili kalmamış gibi hepsinin aynı anda görev alması ve yönetici konumda olması hem hoş değil, hem de etik değil.
Sanırım, Anayasa Mahkemesi’nin AKP kapatılmasın kararından sonra her iki seçimin erkene alınması konusu da kalmadığına ve Aliye hanımın her iki seçimin aynı anda yapılması ihtimalinde karambolden tekrar milletvekili adayı olma hayalleri Karadeniz’de battığına göre bundan kelli,
Yapılacak en onurluca iş,
Bence tabi,
Sayın il başkanının derhal o koltuğu kendisine akraba hısım olmayan başka partililere devretmesi.
Aksi halde,
Aile partisi görüntüsünden öteye geçemeyen CHP, yapılacak ilk seçimde ciddi bir aday gösterememe gibi sıkıntının içine düşmekten kendini kurtaramaz…
Ve
Bunun vebali de Aliye Gündüz’ün sırtından hiçbir zaman inmez…