Biraz büyüyüp palazlanınca kendimizi bir şey zannettik. Aklımız beş karış havadaydı. Hep biz haklıydık. Onlar da kim oluyordu ki…
Yaşlandın artık diyerek başladık. Sonra ihtiyar dedik, moruk dedik, bunak dedik. Ağzımıza geleni söyledik. Yeri geldi elimizi kaldırdık. Ellerin içinde tersledik, yerin dibine geçirdik onları.
Sıcacık evlerinden kovduk onları. Sevdiklerinden ayırdık. Huzurevlerine doldurduk. Kim olduklarını, nasıl hizmet ettiklerini, onlara nasıl davrandıklarını bilmediğimiz kişilerin ellerine teslim ettik onları. Orada nasıl yaşadıklarını, ne yiyip içtiklerini hiç düşünmedik. Özel günlerde kapıları ve pencereleri beklettik onlara. Belki de kimsenin gelmeyeceğini bile bile beklediler. Çıkmadık candan ümit kesilmez diye beklediler; ama bizdeki can çıkalı çok olmuştu; bilemediler.
Sabrımızın sonu gelmişti. Çok oluyordu bunlar. Dövmekle, sövmekle, huzurevine göndermekle olacak bir iş değildi artık. En iyisi yok etmekti onları. Bıçağı sapladık karınlarına, şarjörü boşalttık vücutlarına, hızımızı alamayınca lime lime doğradık onları. Kim olduklarını, bizim için neler yaptıklarını hiç düşünmeden. Biz onları üzerken, kırarken, onlara elimizi kaldırırken; arş titredi, melekler ağladı. Şeytan bile bu zulme dayanamayıp oradan uzaklaştı. Peki, biz ne yaptık? Uzatılan mikrofonlara onları kötüledik ve ‘’ Hiç pişman değilim!’’ dedik.
‘’Anne ve babanıza öf bile demeyiniz!’’ diye öğüt veren bir peygamberin ümmeti olarak utanıyoruz. Bu tür haberleri seyrediyoruz, okuyoruz; kahroluyoruz. Dünyaya gelmemize vesile olan, korumasız küçük bir bebekken bizi büyütüp bu yaşa getiren, yemeyip yediren, giymeyip giydiren anne ve babamıza reva gördüğümüz bu mu?
Yıllardır söylenen bir söz vardır: ‘’ Babası oğluna bir bağ bağışlamış da oğlu babasına bir çirtim üzüm vermemiş.’’ diye. Yabancı bir düşünür de; ‘’ Bir baba bin evlada bakar da bin evlat bir babaya bakamaz.’’ demiş. Her iki söz de anlam olarak birbirine çok yakın. Demek ki; bu konudaki sıkıntı ülkemizle sınırlı değil.
Gençler! Siz de bir gün yaşlanıp ele bakacaksınız. O günler çabuk gelir, sakın uzak sanmayın. O günlerde rahat etmek istiyorsanız, bugün siz rahat ettireceksiniz. Unutmayınız ki her şey sırayla, sırası gelen ektiğini biçecek; hiç kurtuluş yok.