Zaman zaman yazdığımız makalelere lehte yada aleyhte eleştirilerin gelmesi, okuyucu kitlemizin olu
ştuğunu göstermesi bakımından çok çok önemli.
Ve
Şahsım adına bulunmaz bir nimet…
Elbette,
Bu kö
şede her gün bir şeyler yazıyor olmamız illaki bizim her şeyi bildiğimiz yada hiçbir zaman yanılmadığımız anlamı taşımaz.
Kimi zaman ön görüde,
Kimi zamanda çözüm noktasındaki önerilerde yanılgıya düşmemiz bu nedenledir.
Kırıkkale’de bulunan gazetelerin hiç birinde yazılım ve imla kurallarını düzeltecek ayrıca bir redaktörün olmaması sebebiyle gerek haber yazıları, gerekse kö
şe yazılarında sıklıkla imla hataları yada cümle düşüklükleri görülmektedir.
Zor
şartlarda yaşamaya çalışan yerel gazetelerin bu hatalarını da sağ olsun çoğu okuyucu anlayışla karşılamaktadırlar.
Çünkü,
Gerçekten zor
şartlar altında yaşam savaşı verip ekonomik sorunlarla boğuşmak, yeni insanlara iş imkanı açmakla birlikte var olan sıkıntıya başka başka sıkıntılar ekleyeceğinden şimdilik az masrafla zevahiri kurtarmak işlerine geliyor.
Katılır katılmaz fikirlerimize okuyucularımız,
Fakat
Bizlerden bir
şeyler öğrenmek isteyen herkesten bizler de bir şeyler öğrenmek isteriz.
Ve bu konuda da çoğumuz öğrenmeye açız.
Kendilerine de te
şekkür ederiz.
Geçtiğimiz hafta yazdığım bir makalede “Mushaf”,
Yani,
Kelamullah,
Yani,
Kuran-ı kerim,
Yani,
Öz Türkçe konu
şmamız gerekirse, Kutsal kitabımızın adının halk arasında söylenen bir deyişini yazmıştım.
Nüsap diye!..
Sağ olsun bir okuyucum beni birazda inceden tiye alarak internette onun adı “Nüsap değil Mushaf ‘tır” diye yol göstermi
ş!..
Mushaf, kutsal kitabımızın Arapça bir başka adı.
Peki herkes,
Özellikle Anadolu halkı, köylüsü veya okur yazarlığı az olanı birazda yöresel şiveyle karışık Arapça olan her şeyi doğru telafuz edebiliyor mu? Ya da etmek zorunda mı?
Çevrenizde kaç insanımız doğru bir şekilde “Iramazana Ramazan, İrecep’e Recep, Şavgı’ya Şevki diye hitap edebiliyor ki?
Bu tamamen dil ve yöresel lehçe sorunu.
Düzeltmeye kalksanız,
Tarihimizi, dilimizi, kültürümüzü yeniden yaratmanız gerekir.
Araplar, kendi dillerini nasıl isterlerse öyle kullanmakta serbesttirler.
Ama ben,
Kezban teyzenin Nüsap dediğinde kutsal kitap, Iramazan dediğinde Ramazan, İrecep dediğinde Recep dediğini gayet iyi anlıyorum.
Çünkü,
Kendimden olanı anlayamazsam Arabın beni anlamadığını gayet iyi biliyorum.
İngiliz altınları ve silahlı gücünü yanına alan bedevinin davranışını Yemen'de
şehit olan yüz binlerce MEMEDİMİZ, din kardeşlerinin bu tutumlarını ölürken bile anlamamıştı.
Bir okuyucum da aynı yazıda,
Herhalde darbecilerin ve çetelerin devlet içerisinden sökülüp atıldığına üzülüyorsun anlamına gelen bir eleştiri yöneltmiş.
Hayret ki ne hayret…
Daha öncekileri kitaplardan okuduğumla bilirim.
Ama,
12 Eylül darbesini en iyi ya
şayanlardanım…
Dincilerin Konya’da ye
şil bayrak açmalarını bahane etmişlerdi lakin, zindanlarda işkence görerek sakat kalanlar, ceza evlerinde sürünenler,
hatta,
ölenler hep solcular oldular.
Tek suçları,
Devlet içerisine çöreklenen i
şbirlikçi örgütlerin ve darbecilerin tasfiye edilmesiydi.
Bu günde aynı…
Bir farkla elbette;
Gerçekten var dediğin örgütün kasası, en azından bizim kahveci Memiş ağanın mal varlığı kadar mal varlığına sahip olmalı!..
Bir okuyucum da, 12 Eylülde nerede olduğumu sormuş…
Merakı hâlâ devam ediyorsa şayet,
Balıkesir Askeri Cezaevi'nden öğrenmesi mümkün.