Son kene haberleri çıkana kadar ülkemizde keneyi bilmeyen veya adını duysa bile keneyi hiç görmeyen binlerce belki de milyonlarca insanımız vardı. Kendisi küçük olmasına rağmen adı medyada büyük puntolarla yazılan keneyi, ülkemizde tanımayan kalmamıştır herhalde.
Küçükken yaz tatilinde babamın köyüne giderdim. Yaz tatilimin yarısı orada geçerdi. Babamın amcasının çocuklarıyla oyunlar oynardık, bahçelerde gezerdik, hayvanları otlatırdık. Çeşit çeşit meyveleri dalından kendi ellerimizle koparıp yerdik. Köyde geçirdiğim bu tatil, benim için eğlenceli bir tatil olurdu.
Köyümüzdeki büyükler bazı hayvanların üzerinden küçük küçük böcekler çıkarıp onları öldürürlerdi. Alıp öldürdükleri böcekleri bana da gösterip; ‘’ Bak işte bunlar kene ‘’ derlerdi. Hatta küçük çocuklar bile keneleri, hayvanların üzerinden elleriyle alıp öldürürlerdi. Büyük, küçük demeden herkes bu keneleri alıp öldürürlerdi. Buna rağmen şimdiki gibi ne kanamalı kırım kongo ateşi hastalığına yakalanırlardı ne de ölürlerdi. Kene onlar için sıradan bir böcekti.
Uzmanlar kenelerin son yıllarda hızla arttığını söylüyorlar. Kenelerden kurtulmak için neler yapılabileceğini araştırıyorlar. Ben bir uzmanın demecini okumuştum. Uzman kişi, kekliklerin, diğer kanatlı hayvanların ve kümes hayvanlarının milyonlarca kene yumurtası yediğini söylüyordu. Bu demeci okuyunca yıllar önce bize anlatılan bir olay aklıma geldi.
Şirin ve güzel bir köyde yaşayan insanlar, köylerindeki yılanların hepsini öldürmüşler. Yılanlardan kurtuldukları için de çok sevinmişler. Sevinmişler sevinmesine de sevinçleri kısa sürmüş. Yılanların ölümünden kısa bir süre sonra tarla fareleri çoğalmaya başlamış. Köylüler, yılanların ne işe yaradığını anlamışlar; ama iş işten geçmiş.
Yanlış avlanmadan ya da başka sebeplerden dolayı dağlarımızda ne bir keklik görür olduk ne de cıvıl cıvıl kuşlar. Kuş gribi dolayısıyla da birçok kümes hayvanını kendimiz öldürdük. Belki de bu kanatlı hayvanlar azalınca, kene yumurtaları da yenmeyince keneler çoğalmıştır. Ne dersiniz, doğru olabilir mi?
Mükemmel bir denge içinde yaratılan tabiatın dengesini bozan, bozduktan sonra da nasıl düzeltebilirim diye uğraşan biz değil miyiz?
Şapkamızı önümüze koyup düşünme vakti gelmedi mi acaba?