14 ay olmuş hâlâ bir iddianame hazırlanamamış. Vatandaş olarak şüphelerim var. AKP savunuyor mu, yoksa saldırıyor mu?
Acaba vuruşarak mı çekiliyor?
Mersin Gülpınar'da orman yagını çıkmış. Yangın kontrol altına alınamamış efendim.
Rüzgar ters taraftan esiyormuş. Vay canına! Acaba rüzgar da mı Ergenekoncu dersiniz?
Cezaevlerinde yer kalmadı. Tutuklananlar beton üzerinde yer yatağında yatıyorlar. Caddede yürüyen vatandaş kendinden emin değil. Acaba ben de mi tutuklanırım diye mülahaza ediyor.
Helal olsun gündemi yine değiştirdiler. PKK'yı unuttuk. Şuna bak. PKK ile mücadele eden genareller ve subaylar birer birer PKK için yaptırılan (F) tipi cezaevlerine konulmaya başlandı ya. Pes doğrusu!
Neymiş efendim. Derin devletmiş. Hayır efendim. Derin millet var. Biri gider biri gelir.
Türk Silahlı Kuvvetleri'nden bundan böyle emekli olan genarellerin aynı duruma düşmeyeceğini kim garanti edebilir ki?
Aslında her emekli olan subay ve genarel iyi düşünmeli. Yani, acaba demeli. Çünkü 30 Ağustos'a az bir zaman kaldı. Bilhassa Şemdinli olaylarında görev yapanlar sıra size de gelebilir diye düşünüyorum.
Ama bu devran böyle gider mi? Sanmıyorum. Her yüzyılda bir müceddit çıkacaktır. Veya bir Eba Müslüm Horasani gelecektir.
Hani atalarımız demiş ya! Keser döner, sap döner. Bir gün gelir hesap döner. Bir gün olur Mustafa Balbay gibi dört yüz sayfalık kitabı onlara da okutanlar gelir. Bu Dünya Mervan'a da kalmadı ki.
Acaba bunlar bir bahane mi arıyorlar diye düşünmüyor da değilim.
Bahane dedim de aklıma bir fıkra geldi.
Adı üstünde fıkra bu ya. Bir gün tilki, horoza, kekliğe ve ördeğe demiş ki: Gelin sizi hacca götüreyim. Ama horoz itiraz etmiş. Ördek ve kekliğe demiş ki "Aman ha sakının. Bununla hacca gitmek dursun da, şuradan şuraya bile yolculuk yapılmaz".
Ördek söze karışmış. Ben hiç kötülüğünü görmedim demiş ve arkadaşlarını ikna etmiş.
Hac yoluna koyulmuşlar.
Akşam olunca keklik, sarp kayaya; horoz, yüksek bir ağaca tünerken; ördek, göle giriyormuş.
Zaman gelmiş, yolları bir mağaraya düşmüş. Tilki itimat telkin etmek için, mağaranın dip köşesine kıvrılmış yatmış.
Ördek, horoz, keklik de mağaranın ağzına tünemişler. Herkes derin uykuya dalınca tilki sessizce gelip mağaranın kapısını çevirmiş.
Önce horozdan başlamış. Seni yiyeceğim deyince, horoz, suçum ne demiş.
Tilki cevap vermiş. Sabahın erken saatinde ötüyorsun. Hem müslümanları hem de gayrimüslimleri uyandırıyorsun demiş.
Sıra kekliğe gelmiş. Keklik suçum ne deyince, tilki, ben bazen bağlara üzüm yemeye inerim. Sen ise asmanın dibinden uçuyorsun. O ürpertici kanat sesinden korkuyorum demiş. İşini halletmiş.
Sıra ördeğe gelmiş. Tilki, bakmış bakmış bir bahane bulamamış.
Gözüne kuyruktaki yeşil takılmış. Bu yeşil ne diye sormuş ördeğe.
Ördek, Allah'ın verdiği kutsal bir renk deyince, tilki demiş ki. Senin suçun daha büyük. Çünkü herkes yeşili başında taşıyor, sen ise poponda taşıyorsun demiş ve ördeği de yemiş.
Uzun lafın kısası, bahane bahane...