Bu soru en çok sorulan soruların başında gelir.
Bazen bir parkta, kahvede, bir sohbet esnasında bu soru sorulurken; bazen de kendinizle baş başa kalıp düşündüğünüzde bu soruyu başkasına değil, kendinize sorarsınız…
Bu memlekette yaşıyoruz ve biz de soruyoruz bu soruyu.
Bu memlekette ne olmalı, neler değişmeli, neler değiştirilmeli ki bizden sonrakiler bize hakaret etmesin.
Alt alta sıraladığım çok olmuştur sebepleri…
Elbette aklımın erdiğince sıralamışımdır.
Birilerinin çokbilmiş edasındaki olduğu gibi “illa” demeden sıraladım.
Hatta gazeteciliğin verdiği iştiyakla da sizinle paylaştığım olmuştur.
Bizim oralarda bir meczup vardı “köyü düzeltmek için önce bizim pederden başlamalı” derdi.
Bence de önce bizim gazetecilerden başlamak lazım.
Duruşu belli, kimseden çekinmeden düşündüklerini mertçe yazabilen, idraki, feraseti, fikri, felsefesi, özü, sözü belli bir gazeteci grubu gerekir ilk önce.
Her arkadaşım Kültür Park talanını özel sohbetlerde kınarken bu düşüncelerini yazmıyor.
Sebebine gelince gazete sahibi ile kurur arasındaki siyaset veya menfaat meselesi.
Yazarsa ne olur: Belki bir daha yazamaz…
Ben otuz yıla yaklaşan yazı hayatımda bunu çok yaşamışımdır.
“Aman şu kuruma dokunma yakında ihale açacak, şuraya dokunma onlar bizim ekipten vs.” teraneler.
Ona dokuna, buna dokunma…
Ama onlar bu milletin ciğerine dokunuyor.
Dedim ya ilk gazetecilerden başlamak lazım…
Siyah bir zeminin üzerindeki tırnak başı kadar bir aklığın ızdırabını çeken…
Bembeyaz bir zemindeki tırnak başı kadar siyahın aklığa verdiği acıyı hissetmektir gazetecilik.
Bir gazeteci bunu fark edemez de herkes gibi bakıp “tamam” derse olmaz.
O zaman toplumun ma’şeri vicdanında yer alamaz.
Görevini yapmış olmaz.
Yürekli olacak, yazılarında iki şeye önem verecek.
Bir yazı da önce doğruluk sonra haklılık olacak.
Eğer doğru ve haklı bir yazı yazmışsa o zaman vicdanı rahat olur.
Bu iki unsurun olmadığı yazılar hep ızdırap verir, pişmanlık verir.
Zaman geçer, olaylar değişir ve geriye baktığında vicdanında ateşlerin alevlendiğini görür…
Görür ama gösteremez.
Basın ve yayın mensupları toplumsal görevini hakkıyla ifa ettikleri gün değişim başlar
Kurum, kuruluş ve şahısların basının fikirlerine değer verip dikkate aldıkları gün gelişim başlar.
Gazetecinin vicdanı rahatladığı gün mesele biter.