Ben bu günkü yerel muhalaefette, sivil toplum kuruluşlarında bu üç hastalığın iliklerine kadar işlemiş bir acuzelik hissediyorum.
Çeyrek asırı aşkın bir zamandır takip ederim yerel siyaseti, ama her zaman bu üç marazın hepsinde az buçuk olsuğunu hep gördüm.
Yanlışları gelenler artırarak tekrar ederler.
Biraz kabaca olacak ama umumi helâlardaki kapı manyakları da aklıma gelir.
Biri çıkar bir yazı yazar, bazen efkârına delil bir şiir, güzel bir söz, bazen de bir küfür olur.
Bir başkası gelir “yazı yazma helaya, başın girer belaya….” diye devam eder.
Öteki biraz daha babacan veya milli hassasiyetli biridir “Türkler kapıya değil tarihe yazı yazarlar” diye ekler.
Öteki “Kapıya yazı yazmak ne insanlığa ne de Müslümanlığa sığar” diyerek bir fetva patlatır.
Şimdi bakalım; bunların hangisi bir başkasından farklı iş yaptı.
Hainlikse hepsi hain, gâvurluksa hepsi gâvur, öfke ise hepsi öfkeli…
Siyaset zemini de buna benzer.
Seçimlerdeki vaadlere bakın, hepsi birer vatanperver, hepsi doğru dürüst, hepsi çalışkan.
Hepsinde geçmişin utancı vardır, mikrofonu alınca “ben bu memlekette boşda gezip para alanlardanda, onlara bu fırsatı verenlerden de utanıyorum” der.
Hepsi son nefese kadar heyecan ve gayretle çalışacağını, gecesini gündüzüne katacağına dair avrat boşarcasına yemin ederler, Anadolu tabiri ile değnek atlarlar…
Vay babam vay…
Bu milletin ağzıkonuşur, aklı uyur.
Çeker eyvallahı ve bu helâ manyaklığına benzer eylemlere aldanır seçer.
Efendilerin ilk işi unutmak olur.
Hatırlatanlara da dünkü düşüklerin ağzı ile konuşurlar “o seçim meydanında idi, şimdi icraattayız” der.
Sonra utandıklarını birer birer icra eder, adına ya teamil der, ya mecburiyetder, ya da siyaset icabı mecbur olduğunu söyler.
Kısa bir zaman sonra heyecanı biter, aklı dağılır, dikkati dağılır, çevresindeki samimi insanlar dağılır.
Boşalan yerlere fakir, oyveren kesimler gelemez.
Onlara birer poşet gıda yardımı gider ve oyları garanti edilir.
Nerede vurguncu, soyguncu, her devrin kopeyleri var ise sarar etrafını.
Muhalafat mi?
Onların da hesabı kolaydır ağam, verirsin birer parça pay, çekilir köşeye pusar kalır.
Sonra başına bassan ses vermez.
İçinizden bu tabiri kaba bulanlar var sanırım.
Yooo, gayet ince bir ifadedir.
Yukarıdaki sözüm hesabı kolay olan muhalefete aittir, zaten şerefli tavır sahibi olanlar bu sözden gocunmaz.
Ama şu iktidarın kemiğine ağız vurup, memleket aleyhine yapılan işlere susan köşede kanara gibi yatan muhalefet mantığından bahsediyorum.
Onlara köpeklik ağır değildir, alışkanlıktır.
Ben bir vebalden korkarım, eğer köpekler ahrette “biz bize verilen görevi yaptık ve kemiği öyle aldık, ötekiler gibi yapmadık” diye benden davacı olurlarsa korkarım…
Yoksa her devrin köpekleri bunu kendine iltifat sayarak yalamaya, yalanmaya devam edeceklerdir.