Devir hem çok iyiydi hem de bir o kadar kötüydü.
İnancın karşısında, inkarın olduğu, karanlığın aydınlığı boğmaya çalıştığı, varlıkla yokluğun iç içe yaşadığı bir zaman...
Ümitle, yeisin mücadelesi.
Belki herkes cennete gidecek belki de herkes cehennem yolcusuydu.Yani o zaman, bu zamana öylesine benziyordu ki kuru gürültü sahibi otoriteler, bu mukayeselerin yalnız üstünlük açısından yapılmasında ısrarcıydılar....
Ünlü İngiliz yazar Charles Dickens 1800’lü yıllarda ‘’İki şehrin hikayesini’’ anlattığı romanına bu satırlarla başlıyordu.Kendi ülkesine dair yazdığı romanının giriş paragrafıyla adeta bugünün TÜRKİYE’ sini anlatıyor dedim kendi kendime...Günümüz Türkiye’sini bu kadar iyi özetleyen bir paragraf daha bulunamazdı herhalde .
Evet Ülkemizde yaşanan bu günlerde, dünde olduğu gibi korkunç tezatların yaşandığı bir zaman tünelinden geçiyoruz.Söylenen bir şeyin yanlışlığı, doğruluğu , söyleyen kişiye göre, zemine göre değişebiliyor.Birisi ak dese gerçekten, ak olsa bile çok rahatlıkla başkaları yanlış olduğunu bile, bile kara diyebiliyor.Çok büyük tezatlarla, haksızlıklarla karşı karşıyayız....Herkes birbirinin işine karışıyor...Ülkeyi yöneten sistem ortadan yarılmış, sistem tıkanmış, meclis pasifize edilmiş ve milli irade yok sayılmak istenmektedir.
Ülkemiz gerçekten çok zor günlerden geçmekte, daha seçimler yapılalı bir yıl bile olmamışken halkın büyük bir çoğunluğu Ak-parti yi tek başına iktidara getirmişken , iktidar partisinin bir takım yanlışları olsa da halkın iktidara getirdiği bir partiyi çeşitli söylemlerden dolayı kapatma davası açmak neyin nesiydi acaba?
411 vekilin evet dediği başörtüsünü yasağını kaldıran düzenlemeyi iptal etmek neyin, nesiydi acaba? Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde toplantı yeter sayısı için 367 kuralını getirmek neyin nesiydi? Bunların hepsi halk için ne demekti?
Son yıllarda olanı, biteni düşünüyorum da hayretler içinde kalıyorum.Bu ülkenin bu seviyelere yani ekonomik olarak bu noktalara gelmesi bile mucize gibi geliyor bana...İçten dıştan onca bu ülkeyle uğraşanlar varken bu ülkenin ayakta durabiliyor olması mucize değil de nedir Allah aşkına?
Açıkça ifade edilen halkın çoğunluğunun istediği iktidarı biz istemiyoruz diyorlar... Sizleri hukuk yoluyla kapatacağız diyorlar.Ülkemizin başlıca hukuk kurumları peşi, peşine hükümet aleyhine yaptıkları karşılıklı açıklamalarla gerilmiş olan ipleri neredeyse kopacak noktasına geliyor ve son verilen Türban kararıyla koptu bile diyebiliriz.
Ve nihayetinde üniversitelerde başörtüsünün önünü açacak düzenleme yüksek mahkemece iptal ediliyor, yürütmesi durduruluyor.
Elini vicdanına koyan bir çok hukukçuya göre mahkemenin böyle bir yetkisi olmadığı söyleniyor.Bir yetki aşımı söz konusu olsa da mahkemenin verdiği kararlar her nasıl olursa olsun kesin...Karardan geriye dönüş yok, bu gerçeği kabul etmek lazım.
Halbuki bu karara MHP grubunun hemen hepsinin eli kalkmıştı.Ak-parti kadar MHP de türbanın üniversitelerde serbest bırakılmasını istemişti.
Eğer ki başörtüsünü meclisten geçirmekle AKP suç işlemişse aynı suçu MHP de işlemiş olmuyor mu? MHP de suç ortağı değil mi?
Başsavcı bir sürpriz daha yapıp MHP yede kapatma davası açar mı bilinmez doğrusu?O zaman CHP hariç tüm partiler kapatılma tehdidinde demektir.
CHP ye de ne yapılırsa yapılsın halk oy vermiyor.Adı Önder olan Parti sekreterinin son açıklamalarıyla parti zaten dibi vurmuş durumda.Buna tele kulak skandalı da eklenince CHP müthiş derecede itibar kaybına uğradı.
MHP Genel başkanı Bahçeli Ak-partiye klonlama tavsiye ediyor.Nasıl olsa kapatılacaksınız yeni parti, yeni bir hükümetle bu kaostan çıkabiliriz diyor.Netice itibarıyla bir partinin iç işlerine karışmak tavsiyelerde bulunmak en azından etik değil?
Diğer yandan hükümet kanadından bıçak sırtındayız açıklamaları geliyor..Ekonomi alarm sinyalleri veriyor.25 milyar dolardan fazla yatırım başka ülkelere kaçtı gitti bile...
Her yerde bir belirsizlik var hiç kimse ne olacağını bilmiyor.Kapatma davasının olası sonuçlarına göre bir çok yorum ortada dolaşıyor.Kabus senaryoları birbirini kovalıyor.Ülkemizin zaten karışık olan kafası şu günlerde daha da bir karışmış durumda.
İki şehrin hikayesi ‘’Türkiye’nin hikayesine’’ dönüşüyor...Ne dersiniz Charles Dickens ‘’İki şehrin hikayesini’’ anlattığı romanının girişindeki yazılanları yaşamıyor muyuz sizce de?
Korkunç tezatların yaşandığı bir zamandı.
Devir hem çok iyiydi hem de bir o kadar kötüydü.
İnancın karşısında inkarın olduğu, karanlığın aydınlığı boğmaya çalıştığı, varlıkla yokluğun iç içe yaşadığı bir zaman...
Ümitle yeisin mücadelesi.
Belki herkes cennete gidecek belki de herkes cehennem yolcusuydu.
Yani o zaman, bu zamana öylesine benziyordu ki kuru gürültü sahibi otoriteler, bu mukayeselerin yalnız üstünlük açısından yapılmasında ısrarcıydılar....