Her kafadan bir ses, her sesten ayrı bir hava çıkıyordu.
Aynısıyla sanki,
akordu bozuk divan sazı gibi!..
“Allahın mezbelelik tepesine parkmı olurmuş,”
“Park yapılacaksa orda ne işi varmış,”
“Kim bilir bu çalışmadan ne kadar para yenecekmiş,”
Falan!..
Haliyle şehirde konuşulan bu türden lakırdıların etkisinde, herkes gibi bende kaldım.
Birinci yılın sonunda,
O zamanın belediye meclis üyelerinden bir gurup, başlarında sevgili dostum Hasan Yavuz olmak üzere şehir sakinlerinin nabzını tutmak için esnaf gezisine çıkmış, tesadüfen benim dükkanıma da uğramışlardı.
Hoş beşten sonra,
Şehrin, bulunduğumuz coğrafyada daha yaşanılası bir bölge olması bakımından herhangi bir fikrimin olup olmadığını yada, şu ana kadar yapılan çalışmalardan eksik veya eleştirilecek bir noktanın bulunup bulunmadığını sordu.
Zaten bende bu türden bir soruyu bekliyordum kendisinden;
Tüm gıcık ve muhalefet tavırlarımı takınarak,
Yok be Hasan’cım, biz kim şehri güzelleştirme noktasında fikir üretme kim!
Yalnız,
Nezaketsizlik saymasanız eğer,
Yapılan işe keyfe keder sayılacak türden küçük bir unutkanlığınızı hatırlatmak isterim, dedim…
Ne demek buyur!..
Memleketin içme suyu,
Kanalizasyonu,
Asfaltı,
Kaldırımı, çöpü, möpü, vesairesi dururken Allahın dağına bir Estergon Kalesi yaptınız…
Her şey güzel,
İyi, hoş da;
İçine, herhangi bir saldırıya karşı kaleyi koruyacak Yeni çeri’yi koymayı nasıl unuttunuz bunu anlayamadım!..
!!!!!
Yav,
mav diyecek oldu Hasan bey ama, memleketin onca işi dururken önceliğin park’yapımına verilmesindeki eleştiriyi haklı bularak, “sırası geldiğinde hepsi olacaktır Ahmet’ciğim sen kalbini serin tut” demişti…
Belki, öncelik sırası şaşkındı lakin, yinede iş yapılmadı demek o zamanki yöneticilerin vebalini almak demek olacağından durduk yere kimsenin günahını vebalini sırtlamak istemem elbet.
Evet,
O dönem eksik olmakla birlikte bir çok iş yapıldı.
Ekmek fırını, toptancı hali,
Yürüyüş parkuru,
Su arıtma tesisi,
Şehrin her bölgesine park, bahçe,
Asfalt,
Her yeni gelen başkanın yaptığı gibi kaldırımın yanı sıra,
Her türlü sanatsal etkinlikler de yapıldı.
Bu etkinliklere bazen seyirci, bazen de katılımcı olarak Kırıkkale insanının iştiraki sağlandı.
Ama bana göre önceliği olmamasına rağmen en iyi çalışma komplike bir kültür parkının yapımıydı, oda bitirilmişti.
Devletin devamlılığı esasına göre yeni gelenlerde eskileri muhafaza ederek üstüne bir şeyler koymalıydılar, fakat okuduklarımız ve gözlerimizle gördüklerimizden sonra, eskiyi koruyamadıkları ortada.
Yanlıştır doğrudur bilemem.
İsim olarak her ne kadar şimdiki başkanın selefinin adını taşıyorsada o park, tüm Kırıkkalelilerin ortak malıydı.
Ve yaşatılması bir haktı.
Olmadı!..
Keşke,
Hasan kardeşim benim espri olarak söylediğim o şeyi ciddiye alıp, kalenin surlarına bir bölük yeni çeriyi pusatlandırıp koysaydı.
Belki onlar,
Millet malının amacına uygun olarak kullandırılmasını sağlayıp,
İlk günkü gibi canlılığını ve değerini koruyabilirlerdi…