Ölümüze saygı, dirimize saygı vardır.
Hiç kimse ibadetinden dolayı horlanmaz, aşağılanmaz. Minarelerimizden günde beş vakit ezan okunur, ibadetini camilerde yapmak isteyen Müslümanlar, camilerde saf olurlar.
Camilerimizin içerisi ve dışarısı şıkır şıkırdır. Cuma günleri, camilerimiz gelen cemaati almaz, Müslümanlar cami bahçelerini doldurdukları gibi dışarı taşarlar…
Eğer; Namazın kılınması camilerde zorunlu olmuş olsaydı, günde beş vakit camilerimiz aynı durumda olurdu. Toplu namaz kılınması gerektiğinde camilerimiz dolup taşıyor, diğer vakitlerde, camilerde cemaat az oluyorsa, bunun tek sebebi, insanların bir kısmının vakit namazlarını evlerinde ve iş yerlerinde kılmış olmalarındandır. İster evinde, ister iş yerinde, ister camide kılınsın, hiç kimse, başka kimseye neden camiye gelmiyorsun, neden namaz kılmıyorsun deme hakkını kendinde göremez. Dinimizde de bu konuda hüküm vardır. Hiç kimse birbirinin ibadetinden sorumlu değildir. Her kim ne yaparsa kendisi için yapar.
( Toplu ibadetin faziletinden yararlanmak güzeldir)
Öyle zannederim; Dünyada İslamiyet, tam anlamı ile ülkemizde yaşanmakta ve yaşatılmaktadır.
Bilhassa oruç ayında (Ramazan) ibadetlerin daha anlamlı yapıldığına tanıklık etmekteyiz.
Özellikle bir ay süresince camilerimizde hatimler yapılır, akşamları kılınan teravih namazının ayrı bir anlamı ve hazzı vardır. Her kandil gecesi, bayram günü gibi geçer.
Ramazan günleri aileler arası davetler yapıldığı gibi, fakirlere özel ziyafetler düzenlenir.
Yerel yönetimler dar gelirli vatandaşlar için iftar çadırları kurar, her akşam orada iftar yemeği verilir.
Kurban Bayramında kurban kesmeyen insanlara, kesilen kurban eti ikram edildiği gibi, pay diye tabir ettiğimiz et, kurban kesmeye mali durumu el vermeyen ailelere dağıtılır. Bu gelenek, İslam dininin gereğidir. Ramazan ayında dağıtılan zekat ve fitre dinimizin vazgeçilmez unsurudur. Daha açığı dinimizin şartıdır. ( Beş şart)
Hiçbir Müslüman ülkede, ülkemizde ki kadar Müslümanlığın şartları yerine getirilmez.
Her yıl binlerce Müslüman hac ibadetini yapmaktadır. Hiçbir kimse zorla hacca gitmemekte, hiçbir kimsenin de hac ibadeti engellenmemektedir.
Böyle bir ülkede yaşamaktayız. Bu durumdan da hiç kimsenin şikayeti olmamaktadır.
Ne büyük bir talihsizlik ki! Dış İşleri Bakanımız ülkemizi, AB ye şikayet etmektedir.
Kim oluyor Avrupa, bizim dinimiz, bizim diyanetimiz Avrupa’nın nesine…
Dış İşleri Bakanımızın ülkemizde yaşanan din özgürlüğünden haberi yok galiba.
Dünya İslam alemi bize imrenmekte, bizde Avrupalılara yaranmak için kendi kendimizi şikayet etmekteyiz. Sevgili bakanımız, Türkiye’de dini şartların tam anlamı ile yerine getirilemediğini Avrupa Birliği üyelerine dert yanarak anlatmış. O anlata dursun. Neden mi? Dış İşleri Bakanımızın, dış işlerinde bilgisinin olmadığını biliyoruz. Meğer ki! Sevgili Bakanımızın iç işleri konusunda da yeterli bilgisi yokmuş.
Acı… çok acı bir gerçek. Bu hal böyle giderse, Kopenhag kriterleri ile Brüksel dayatmalarının içerisine dini şartlarımızda sokulursa şaşmayalım. Sevgili Bakanımız, bu konuşması ile mesleki hayatının en büyük gafını yapmıştır. Bu konuşma; Dış İşleri Bakanlığının arşiv kayıtlarına büyük bir talihsizlik olarak kaydedilecektir. Ülkemizde dinimizin bütün şartları en güzel şekliyle yaşanmakta ve yaşatılmaktadır. Hiç kimsenin bu konuda endişesi yoktur. Okyanus ötesinde yaşayan tarikat şeyhlerinin endişesi bizi ilgilendirmez.
.
.