Yalçın Küçük’ün kulaklarını çınlatıyorum.”İstanbul’da aşk öldü.” Diyor.Eski Roma’da aşk yoktu.İhanet kol geziyordu.Eşler arasında sadakat kalmamıştı.Aşkın öldüğü yerde ne sevgi kalır ne de psiko-sosyal bir tatmin.Aşkın ölümü hedonizmi (Hazcılık)doruğa çıkardı. ihanetler sadece aşk ile sınırlı kalmadı, siyasi alanlara da sarktı .Sonunda Brütüs yapacağını yaptı.Tabii ki sonrasını biliyorsunuz Koskoca Roma siyaseten yıkıldı.Kahpe Bizans’ı da Mehmet Ali Erbil yıkmıştı.Aslında Roma hala yaşıyor bıraktığı mirasla.Romanın mirasını bizim zıpçıktı sosyetemiz ve yeni yetme ev kaçkını artizlerimiz yürütüyorlar.Eski tüfek yalçın Küçük yeni Marksist militanlar gibi düşünmüyor her halde. . Zaman demek ki düşüncelerini epey törpülemiş.İnsan genç iken daha radikal,daha militanca çözümler peşinde koşar da yaşlanınca daha muhafazakar düşünmeye başlar.
Geçenlerde arkadaşımın biri ev satın almak için ev bakınıyordu.”Evin balkonları biraz büyük olacak azizim “demişti de oradan aklıma düştü.Balkonlar çok önemli demek.Bizim balkonları büyük yeni yetme şarkıcımız Deniz Seki hayatının baharında genç ve güzel bir şarkıcımızdır. “Doyamadım sana “ isimli şarkısı ile elinden alınan aşkına ağlıyordu adeta.Ama bu ağıt kısa sürdü.İnsanı sinesinden delen histerik bakışları ile klarnetçi Hüsnü’nün bağrını delmiş.Hüsnü bey o kadar etkilenmiş ki adeta büyülenmiş,”Denize kapıldım” diyor.Boğulmadığına şükretsin. Çoluğu çocuğu ve üzerine gül koklamayacağı eşini unutmuş.Denizin yosun renkli gözlerinde nerde ise kayıp olmuş.Bu esrik atmosfer içinde klarnetini öyle bir öttürmüş ki ;o kıvrak havada Deniz kızımız transa girmiş.Kim olsa bu havalara dayanamaz. Yalçın küçük böyle şeyleri yaşamadan konuşuyor olmalı.İnsan biraz empati yapar.Halden anlamak için tebdili kıyafet ederek bu snop hayatın içine girer.Bir bakar. Ama belki de ,yosun renkli buğulu bakışlara dayanamam, bende eririm diye düşünmüş olabilir. Şahsen bendeniz ne yapardım bilemiyorum.Çağdaş yaşamı destekleme adına bir şeyler yapmak mı lazım.çok kararsızım.
Yalçın küçük doğru söylemiş İstanbul’da aşk ölmüş.Şimdilerde Ferhat ile şirin, Leyla ile mecnun , Kerem ile Aslı aşk masalları ile gençlerimizi oyalayamıyoruz.Böyle bir aşk efsanesi yaratacak insanlar beyaz atlara binip gitmişler.Şimdilerde öyle birine sadakatle bağlanıp bir ömür tüketmek ilkel bir düşünce olarak algılanıyor.Deniz Seki bundan önce makineci Okan’la beraberlik yaşamış , bu arada Hüsnü de boş durmamış Ece Gürsel’le işi pişirmişti.Üstelik daha önce de evlilik yaşamışlardı.Deniz, evliliği bitirip yoluna devam ederken ,Hüsnü bey henüz prangalarından kurtulamamıştı. Daha yaşanacak günler var ilerde .Bu kollar daha niceleri sarmaya adaydır.Bekleyelim ,görelim.
Sosyetemizin çevirdiği dolapları televizyonlardan seyrederek İstanbul’da aşkın bittiğini anlıyoruz.Sadakatsizlik insanın insan olma vasfını siliyor.Hele bunu pervasızca alenen yapılmış olması insanı hayvanileştiriyor.Böylesi bir hayatı sürdürenler ilkel komün hayatını geçmişte özleyenleri bile tiksindiriyor. Yalçın Küçük gibi Marksist fikirleri benimsemiş olmamama rağmen aşkın ölmesini bende istemem.
Komünal yaşam maymun kolonisinin sosyal yaşantısından daha aşağıda bir sosyal hayata isabet ediyor.İstanbul sosyetesinin kural tanımayan ve toplumun ortak değerlerini hiçe sayan bu yaklaşımları insanın misyonuna uygun düşmüyor.
Hüsnü , Denizin balkonlarından içeri girmeye hazırlanırken o da ne? Prangası olacak eşi seti basıyor.İnsanın aklını başından alıp giden hayaller teşebbüs aşamasında akim kalıyor.Meraklanıp üzülmeyin diye aha buraya yazıyorum insan hayalleri ile yaşar .Bu gün olmazsa yarın olur, üzülmeyin,Sabırla bekleyin ,olacakları görün diyorum.