Beş Kasım 2007’nin sarsıntıları bitmedi
1968’den beri siyasal İslamcı-ceberut layıkçı ve de kayıkçı kavgasının malzemesi haline getirme Yunanistan dışişleri bakanı Bakoyani hanımın bile fetva verdiği Evan Jelist opus dei Vatikan ve ABD yönetiminin “Hürriyetlerin anası” saydığı türbanı da Kürtler çabucak kavramışlardır.
Ha baştaki türban ha kadının donuydu öylemi?
Alın size PKK’lı türbanının namusu “Türban siyasi simge olsa ne olacaktı?” değil mi? Alsana poşulusu türbansız Müslümanlık olmazdı haa… Alın size kırmızı, sarı, yeşil renkleriyle hem islamın hemde PKK’nın bayrağı. PKK’lı Kürtçü kadınlar “Cumhuriyet Türkiye’sinin kadınları olmayacağız!” kadınlar Aponun fedaisidir diye bağırarak dünya kadınlar gününde yürüdüler. Şırnak’ta Türk bayrağı asılı direk yıkılmak istenirken Urfa’da evinin balkonundan Türk bayrağını sallayan yiğit kadının evi DTP’lilerce taşa tutuldu.
Hiçişleri bakanı ve Başbakanda bu olanları hep seyrettiler.
Hiç orantılı orantılı güç kullanan olmadı. Hayret… bütün bunlar 5 Kasım 2007’den sonra Busch Erdoğan görüşmesinin akabinde olmadı mı?
Bush’un “get oğut” (defol) sözü ile Türk ordusunun Irak’ın kuzeyinden apar topar çekilmesi de bunun anlamı şudur.
Başbakan Erdoğan ve ekibi sayesinde Irak’ın kuzeyine sınır harekatından ziyade SİNİR HAREKATI yapılmıştır. Ortalıkta bir dizi popüler ve heyecanlı gündem maddesi uçuşuyor. Türk milleti hergün yeni bir batini “gizli” çözüm fikrinin zahiri de zehirli halini keşfetmekten şaşkın durumda.
Şunu söylemek istiyorum. “ÇÜNKÜ” şimdiden bilemeyeceğimiz sebeplerden ötürü ister siyasi, ister iktisadi, ister askeri hangi güçlüklerle karşılaşırsak karşılaşalım bin yıldır yaşadığımız Anadolu coğrafyasında hayatımızı sürdürmek istiyorsan Türk dilini Türk tarihini Türk İslam ahlakını korumak. Oda yetmez, sürekli inşa etmek zorundayız.
Yarını değil daha ötesini uzak geleceği kurgulamamız gerekiyor. Düşünce önce bakış spekülasyon sonra teori şekline dönüşür. Doğru veya yanlışlığını uygulama gösterir.
Namert batı 1699 karlosçadan beri bastırıyor. Adı gibi namertçe, yiğitçe değil. Üçyüz dokuz yıldır (19 Mayıs 1919-10 Kasım 1938 arası hariç) İki ileri bir geri sürünüyoruz. AKP iktidarının başı 3 Kasım 2002’den beri bize ekonomide, siyasette masal anlatıyor. Tam 6 altı yıldır bu masalı dinliyoruz. Cak-cuk.