Nerde o namus ,iffet dolu kadın kıyafetlerimiz.Buram buram Anadolu kokan,Anadolu’nun çiçekleri gibi rengarenk kıyafetler.Şimdilerde ya Etnoğrafik bir müzenin tozlu bir köşesinde rastlayabiliriz ya da büyük ninemizden kalan çeyiz sandıklarında görebiliriz onları.Belki de zaman tünelinden esinti veren bir folklor ekibinin gösterisinde seyredebiliriz. Kaftanlar,cepkenler, oyalı yazmalar,yemeniler, bindallılar, üçetekler,Acem Şalı kuşaklar,allı pullu fesler, belik belik örülmüş saçlar.
Her bölgemizin örfünü ,iklimini,coğrafyasını ,kokusunu rengini bulabiliriz kıyafetlerimizde Bir sosyolog:” Kıyafet insanın ilk evidir.” Diyor. Nasıl ki insan evini istediği gibi donatır,süsleyebilirse ,hangi eşyaları nereye yerleştireceğine karar verebilirse; kıyafetlerini de kendi kişisel tercihlerine göre seçebilme hakkına sahiptir. Hiçbir güç ,hiçbir otorite insanları belli bir kıyafeti giymeye zorlayamaz. Bu durum insanın yetiştiği sosyal ve fiziki çevre ile şekil alır.Tamamen bireysel bir haktır.Hangi kıyafetin nerde giyileceğine dair yazısız kurallar zaman içinde oluşur. Yediden yetmişe herkes bu kurallara uygun hareket eder.Uymayanların ne öğrenim özgürlüğü ne de çalışma hürriyeti elinden alınmaz, sadece ayıplanır.Mevcut zihniyete göre belirli kıyafeti giymeyenler kamusal alana girmeleri yasaklanıyor,hak mahrumiyetlerine uğratılıyor.
Modernleşme adına biz eskiyi attık, yeni şeyler almaya çalıştık.Birçok kültür değerlerimizi hakir gördük. ,aşağıladık. Bir dönem sonra eski kıyafetlerimizi yaşatma adına folklor ekiplerimize giydirerek kamusal alanlarda sergilemeye başladık .Sadece böyle olsa ne ise orijinalini koruyamadık. Güya modernize ederek aslını bozmaya çalıştık .Aslını korumak gerekirdi .Modernize etmek gerekmezdi.Kültürel birikim birden bire oluşmuyor. Uzun bir zaman vetiresi gerektiriyordu.Bunu göz ardı ettik. Sonunda bir ucube ortaya çıktı.Öküze benzemeye çalışan kurbağa gibi bir durum oluştu.Orta yolu tutturamadık.
Eskiden genç kızlarımız ve genç gelinlerimizin giydikleri başlıklar ,takındıkları tepelikler,kullandıkları renkler ile kimin evli kimin bekar olduğu anlaşılırdı.Mahallede herkes namusundan emindi. Kimse kimseye laf atmazdı.Komşu kızının namusu kendi namusu telakki edilirdi.Kimse başkasının haremine izinsiz ,destursuz girmezdi.Herkeste edep ,haya ,namus duygusu gelişmişti.Kuldan utanmayanın Allahtan korkusu olamayacağı kanaati vardı.Ya şimdi öyle mi?
Bakın bize örnek diye sunulan batılı çağdaş kadının haline:
”Ünlü yıldız Kylie Minogue'un kostümleri Londra'daki Victoria&Albert Museum'da sergileniyor. Ünlü yıldızın lame kilotunun müzede sergilenmesi, İngiltere'yi ikiye böldü. Kostümlerin müzede sergilenmesinin sanat olup olmadığı tartışılıyor.Bu arada, sergiyi gezen Minogue, kostümlerinin müzede sergilenmesinden gurur duyduğunu dile getirdi.”
İşte Kylie Minoque’un donu. Utanma duygusu dumura uğratılmış batı kadını, donunun sergilenmesinden gurur duyuyor.Geçenlerde konuyu Avropa görmüş(!) İsmail Kısabacak’ a sordum. Aynen şöyle dedi:” İçinde grandüsmalafatüsümla çadır kurduğum donumu müzeye koymaları için hediye edeceğim.Var mı talip olan?”
İşte aziz okuyucularım batılı kadının düştüğü yere bir bakın.Bizim kültürümüzde böyle bir şeyle karşılaşma olasılığı var mı? Mümkün değil.
Son bir alıntı daha yapalım.
“Geçtiğimiz günlerde de Minogue, Fransız sevgilisi Olivier Martinez'den ayrıldığını açıklamıştı. Martinez'in iki kadınla Los Angeles'ta görülmesiyle ilgili iddialar sonrasında güzel yıldızın yakışıklı sevgilisi Martinez'den ayrıldığı belirtilmişti.”
Vah zavallı vah!.. Elin piç kurusu durmadan sevgili değiştiriyor. Zavallı kız namus timsali olarak sunuluyor, sakın aldanmayın.
Anayasayı bir kere delmekle bir şey olmaz demeyin.