İnsanın yaşı ne olursa olsun, ister ilk ana dediğin gün, ister yüz olsun yaşın… Ana her zaman ana… Ufacık bir sarsıntı geçirsen, yolda yürürken ayağın tökezlese, iki dudağın arasından bir kelime çıkar. Ah!!! Anam, vay…
Akşamdan hamur mayalar, sabahın erken saatinde uyanır, uykulu gözlerle bazlamaları yapmaya başlardı. Bazlamanın kokusuna dayanamaz, hemen uyanırdık.
Ne çay bilirdik, ne meyve suyu. Hele bazlamalar tere yağı ile yağlanmış ise, değmeyin keyfine...
Yanına bir tabak pekmez, ban çöreğini pekmeze, akşama kadar ne üşürsün, ne de acıkırsın.
Ana bunun adı, biraz üşütsen, biraz hastayım desen, yüreği kuş yüreği gibi çarpar, bir yorgan arası hazırlar, oturur baş ucuna isteklerini sorar.
Mevsimlerden kış ise: Biraz iğde kurusu, varsa biraz ceviz, kuru üzüm koyar yanına.
Oğlum- kızım; Şunlardan biraz ağzına at, şifa olur yavrum dedikçe, bin yavrum çıkar dudaklarının arasından.
Üşüyorum desen, basar bağrına, sokulursun döşüne, sıcaktır, mis gibi bir koku gider ciğerlerine… Anne kokusudur, hiçbir çiçek, hiçbir gül onun gibi kokmaz.
Arıyorum o günleri, arıyorum anamı…
Folluktan yeni getirdiği yumurtayı suya batırır, sıcak korun içerisine gömer, yumurtanın bir yanı hafif kahverengi olur, yufka ekmekle bir dürüm yapar, en büyük ilaç odur. Ne ateşin kalır, ne baş ağrın. Yumurta doğal, ekmek doğal, ne gübre vardır ununda, ne hormon vardır
sütünde, yoğurdunda…
Yazın bağdan topladığı dayanıklı salkımları, çalı dikenlerine takarak tavana asmıştır. Kışın bir iki salkım koyar sofraya, son mevsimde getirdiği yeşil domatesler kızarmıştır, yufkanın üzerine birde salata, ilaca ne gerek, doktora ne hacet. Anamın hazırladığı her şey ilaç.
Arıyorum o günleri, arıyorum anamı…
Ağrılarım fazla, kah sırtım ağrıyor, kah başım. Ağrılar geldi mi, zehir oluyor ekmeğim aşım. Ahhh diyorum ah. Şimdi anam hayatta olsaydı, bir tarhana çorbası yapsa, şimşir kaşıkla birkaç kaşık içsem, ne sırtımda ağrım kalır, ne de başımda…
Ana bunun adı… Onun pişirdiği, onun sunduğu her şey ayrı bir lezzet, ayrı bir tattadır.
Ne doğal gaz vardı, ne tüplü ocak. Biraz çalı çırpı, biraz tezek. Koyardı kara tencereyi saç ayağının üzerine, kendi halinde pişerdi yemek.
Siz hiç madımak piştikten sonra, yufka ile dürdünüz mü? Bir damla suyunu bile akıtmak istemezsiniz yere. Baharda en güzel yemek, hele birde yoğurtlusu olursa… Onu da, anam pişirmiş ise…
İki gün önce anneler günüydü. Öptünüz mü ananızın elini. Bastı mı bağrına sizleri. Yavrum dedikçe, gözleri doldu mu? Onlara dünyayı verseniz hiç gelir. Onların elini öpmeniz, anammmm… demeniz en büyük hediye onlara…
Uzaktaysanız, arayıp da; Ana, seni çok özledim, seninle birlikte senin kokunu bile özledim dediniz mi? Ben, anamı yıllar önce kaybettim. Anamın sevgisi, anamın kokusu hala tazeliğini koruyor. Çok özlüyorum çok. Bu nedenle; Bütün anaların ellerini öpüyor, onların önünde saygı ile eğiliyorum. Bütün günler onların olsun. “ Anam, benim anacağım, her zaman sana muhtacım”
Not: Hızır- İlyas günü münasebetiyle, Cumartesi günü, gazete çalışanlarını ve yazarlarını bir araya getiren, Başkan Cengiz Selciye, bu arada gazetecilerle birlikte olma jestini gösteren Belediye Başkanımız sayın Veli Korkmaz’a en işten teşekkürlerimi sunuyorum.