Mevsimin kış olmasına rağmen, havanın ne sıcak,ne soğuk olduğu güzel bir bahar gününü andıran bir Cumartesi akşamına erme vaktindeyiz...Cumartesi pazarının sebzecileri, balıkçıları, peynircileri ve sair pazarcıları akşamın yorgunluğu ile tezgahlarını toplarken mahallemizin Cumartesi pazarındayım... Hava alaca karanlık kışın akşam soğuğu kendini hissettiriyor…Halı sahada futbol maçımız var, arkadaşlar beni pazar yerinden sözleştiğimiz mevkiden alacaklarını telefonla söylediler... Ancak evden erken çıktığım için pazarda kendi kendime yol boyu, düşünerek , çoğu zaman yaptığım gibi kendi kendime konuşarak gezinmekteyim...Uzaklarda pazarcıların radyosundan Iğdır yöresi türküsü aman avcı vurma beni dertli, dertli söylenmekte yüreğimi doldurmakta.
Hayatımda olumlu değişiklikler, sevinebileceğim hal ve ahvaller olmasına rağmen doğrusu bu zamanlar yine kafam karmakarışık, dolaşmaktayım pazar artıklarının arasında, düşünmekteyim dünü, bugünü yarını, olanı , olmayanı ve öteleri….
Duygularım hüzün yüklü , gözlerim dolu, dolu…Tıpkı bulutların yağmur yüküyle yüklü olup da yağamaması gibi bir şey benimkisi….
Bu arada dikkatimi çeken birilerini gördüm tamda karşımdan bana doğru gelen…Akşamın alaca karanlığında zayıfça, kuruca benim yaşlarda bir kadın ve ardında sevimli iki tane çocuk hemen yakınımda bitiverdiler..
Çocuklar 4-5 yaşlarında kara kuru ve çelimsiz görünüşleri var…Ne kadar da sevimliler, bir görseniz, heyecanlılar hayat dolular...
Anne 35' li yaşlarda genç bir kadın, anne de çocuklarından farklı değil…Çocuklar ellerinde çekiştirdikleri tahta meyve kasasına ip takmışlar sürüyerek adeta oyun oynarcasına pazar artıklarından bulabildikleri sağlam yada çürük meyve ve sebze adına her ne varsa bulabildikleri, toplayarak kasaya koyuyorlar sevinç içinde..
Sağlam bir meyve yada sebze bulduklarında önce sevinerek , sonra koşturarak, zayıf çelimsiz annelerine göstererek tahta kasada biriktiriyorlar….
Bu arada iki küçük kardeş iki tane boş bira şişesi buldular, pazarın çöplükleri arasından, sevinç gösterileri yaparak, hoplaya zıplaya köşedeki Tekel bayiine doğru koştular...iki tane ÜLKER çikolatası alarak annelerine döndüler…sevinçleri görülmeye değerdi iki adet Ülker çikolatası ne kadarda kıymetliydi bir görseniz....HER ŞEYİN DEĞERİNİ ANLARDINIZ…
Benim bulunduğum alandan yavaş, yavaş uzaklaşmaya başladılar, onları izlediğimin farkında bile değillerdi ama içime yakan sızı daha da büyüyor, maça gitmeme pahasına onları izleme isteği içimde yoğunlaşıyordu...
Bir ara dönüp arkalarına baktılar ve ne buldularsa toplamaya yine devam ettiler, çocuklar yerlerinde duramıyor, sağa sola koşuşturuyorlardı. Adeta onlar için sanki bir oyun bahçesi gibiydi pazar yeri….Artıkları toplarken , tahta kasayı araba sürer gibi sesler çıkararak kullanıyorlardı, belki de bir oyundu onlar için akşamın bu vaktinde pazardan meyve, sebze artıklarıyla oynaşmak..
Aklımdan onlara yardım edilebilir mi gibi yönelik türlü,türlü sorular gelip,geçti yaklaşabilirim gibi düşünceler sarmıştı tüm benliğimi...
Üzerimde eşofman olduğu için yanımda öyle işe yarayacak para bile yoktu...cebimdeki tüm parayı versem kabul ederler miydi? konuşmayı denesem konuşurlar mıydı? Yoksa tepki gösterirler di?... gibi sorular aklıma üşüşüyordu, bir ara biraz daha yaklaşarak konuşmaya niyetlendim, ama kadın daha da hızlandı, herhalde tedirgin oldu, aslında cadde hala kalabalık sayılırdı...
Kadıncağızın tedirgin olduğunu anlayınca konuşmaktan vazgeçtim, kalakalmıştım pazarın orta yerinde...geriden biraz daha izledim onları düşünerek, üzülerek sulanan gözyaşına artık direneme diyerek….gözlerimle takip ederek ve onlara dua ederek akşamın karanlığında pazar yerinden gölgeleri kaybolana kadar geriden izledim...
Yaşadığım bu vakıaya öylesine dalmışım, kendimi kaptırmışım ki defalarca çalan cep telefonunun sesini dahi fark etmemişim...arkadaşlar arıyordu, hatta biraz da kızarak seni bekliyoruz be! arkadaş diyerek...
Arkadaşlarla buluştuk halı sahaya doğru yol alan arabada hiç konuşmadım onlarla, gözlerim doluydu, aklım doluydu, kilitlenmiştim vakıaya…
Otuzlu yaşlarda genç bir kadın ve 4-5 yaşlarında iki güzel erkek çocuğunun hayaliyle, hal ve ahvalleriyle doluydu düşüncelerim...bu arada arkadaşların bana sorduğu bir kaç soruyu evet yada hayır diyerek savuşturdum…
Halı sahaya geldik, sahada ısınma hareketleri yapıyoruz.Ben hala zayıf, genç sayılabilecek bir kadın ve iki sevimli erkek çocuğunun etkisindeydim, hayalleri gözümün önünden gitmemişti...Akşam yemeğinde ne yemişlerdi? yarın ne yiyeceklerdi?bu hayat nasıl böyle devam edecekti???...Halime şükürler içinde... Allah yar ve yardımcıları olsun, kimseyi açlıkla, fakirlikle imtihan etmesin diye kendi kendime mırıldandım...
Baharın selam verdiği, sıcaklığını gösterdiği, bir Cumartesi gününün bir kısmı bu tür duygu ve düşüncelerle geldi geçti....bu arada halı saha maçını kaybettik benim hatalarım yüzünden, ancak arkadaşlar benim biraz hasta falan olduğumu düşündüler ben de onlara evet bugün vücudumda biraz kırgınlık var dedim...
eve geldiğimde bedenen, ruhen yorulmuş, kırılmış bir haldeydim...evdekiler yatmıştı bile, iyi ki de yatmışlar kimseyle konuşacak mecalim yoktu zaten...nerde kaldın diye bir ara hanımın sesini duyar gibi oldum, cevap veremedim, bir duş alıp kendimi yatağa zor attım ve o gece bir kadın, iki çocuğu misafir ettim ... bana uzaktan gülüyorlar ve el sallıyorlardı, bende onlara gülerek el sallıyordum....
Allah yardımcımız olsun kara kuru kadın ve iki sevimli çocuğu, bahtınız açık olsun diye mırıldanarak...