Şimdi sizlerle paylaşmak istediklerimi biraz sonra yazacağım.Sakın maksadımı yanlış algılamayın diye de epey özen göstereceğim.Bazı okuyucularım hiç aklımdan geçirmediğim şeyleri düşünerek eleştiriyorlar. Bunun için böyle kısa bir giriş yapma ihtiyacı duydum. Çok af edersiniz gereksinim duydum demeliyim .Yoksa dilimizde masa başında yenilik yapan jakobenlerimizi de kızdırmamam lazım gelir.
Zalim hayat mı desem ,yaşam mı desem (bir türlü kestiremiyorum beni bağışlayın) ağlarını örüyor. Zaman bir su gibi akıp gidiyor. Ömür tükeniyor.İşte size sunacağım konuya giriyorum.
Çağdaş sinema anlayışımızda çok büyük ilerleme yaptık!Banal mahallede büyümüş ,aydınlanmacı çağdaş eğitimden geçerek yetişmiş, devrimci başrol oyuncumuz,çekilecek sahne için hazırlanıyor.Sahne bir yatak odası.Işıkçı ışıkları ayarlıyor, loş bir ortam oluşuyor.Tam bu sahne başlangıcında film çok iyi çekilmeli.Çok inandırıcı ve sahici olmalıdır. Seyirciyi adeta filmin içine sokmalıyız.Yeni yetme artizimiz filmin aşk sahnesinin çekiminde gergin anların yaşanmasına neden oluyor.Hem kendisini gerdi, hem de rol arkadaşını. Bununla da kalmadı yönetmenin de zor anlar yaşamasına neden oldu.Neyse ki yönetenimiz cin fikirli biri. Yeni birtakım çıkış yolları buldu da kapitalist prodüktör (producteur = yapımcı) fazla para harcamasının önüne geçti. Sanat için ne çileler çekiyoruz size anlatmak istiyorum.
Artiz kızımız Deniz Tunca, "Peri Tozu" filmindeki aşk sahnesinde çok gerildiğini itiraf etti.”Sette yatak sahnesi çekilecek ama bir sürü adam iş başında.Bu kadar adamın gözleri önünde genç ve güzel kızımız bir türlü havaya giremiyor. Genç ve güçlü oğlan, kızı kolları arasına alacak ve piton yılanı gibi saracak,sıkacak.Olacak iş mi? Kızımızın beyni küçük yaşlarda bir takım banal namus kavramları ile kodlanmış. Bu kodları aydınlanmacı eğitim sistemi iyi silememiş olmalı ki kızımız çok gergin davranıyor .Oğlan çok istekli ama kız buz dolabı gibi, hiç sıcak davranmıyor .Yalancıktan da olsa oğlan kızın dudaklarına uzanıp öpecek. Kızın azı dişlerini bile sökecek histeri içinde ama kız ,ilkel namus anlayışını bir türlü üzerinden atamıyor. Kör olası babaanne ve ya nine ne diye böyle ilkel(!) namus anlayışını çocuğa kodluyorsun.Devrimlere ,aydınlanmaya direniyorsun. Bunları yapmasaydın şimdi torun olacak bu güzel kızı, genç oğlumuz daldan dala salacaktı. Önce hamakta sallayacak sonra yatağa atacaktı. Kızımız bu yanlış kodlamalar yüzünden daha samimi ,daha candan rol yapamıyor .Sinema seyircileri filmi seyrederken adeta filmin içine gireceklerdi. Hep senin o cadaloz lafların yüzünden sinema sanatımız geri kaldı .Bu yüzden hiçbir zaman Oskar ödülü alamadık.
Yönetmenimiz kızımızın bu gerginliğine karşı seti boşaltıyor.Işıkçı, makyajcı,kostümcü,set amiri ,dublör,yardımcı yönetmen, kamera asistanlarını yatak odasından çıkarıyor: Kala kala bir kameraman ve yönetmen, birde esas oğlan. Kızımız biraz gevşiyor.
O kadar inandırıcı olmak için biraz da kendisi gayret gösteriyor.Çağdaş ve aydınlanmacı eğitim esnasında yaptığı küçük kaçamaklar işe yarıyor.Kendini esas oğlanın kollarına teslim etmeden önce birkaç prova yapıyorlar oğlan bütün maharetini son çekim planında göstermek üzere saklasa da birkaç buse ile kızımızı sete hazırlıyor . İşte size filmin en çok merak uyandıran sahneleri böylece ortaya çıkıyor .Az emek mi verildi? Size kolay gelebilir. Esas oğlanın duyduğu heyecanı siz duysanız kalbiniz dayanır mı sanıyorsunuz?
Peri Tozu" 4 Nisan'da izleyiciyle buluşacak. Ancak film daha gösterime girmeden, aşk sahneleriyle konuşulmaya başlandı. Ne meraklı bir millet olduk.Bence fazla merak iyi değil. Meraklı Melahat’ın başına ne geldi ise hep merağından gelmiştir. Benden size uyarı sadece.
Kızımız: “Büyüleyici senaryoyu okuduğum anda bu filmde rol almak istedim.”diyor.Böylece yönetmenin yardımıyla da olsa banal namus telakkisinden nasıl arındığını göstermiş oldu .Sanat uğruna ne zorluklara katlandığını anlamış oluyoruz. Kızımız, ninesi gibi dinsel referanslara dayalı bir yaşam tarzını konu alan bir filmde ne diye oynasın ki. Bu durum seyircide bir merak uyandırmaz.
Mesaj çok açık: “Yanlış namus kodlamalarından kurtulmak.” Toplumsal sanat anlayışımız gelişiyor mu? Ben göremem belki, ama bu kafa ile Oskar almak pek kolay görünmüyor.