Ayaklarına kırmızı halılar serildi, sesi güzel mi diye mecliste ses testinden geçirilmiş. Ve sesini çok beğenen bazı yalakalar alkış tufanına tutmuşlar. Konuşmasında Türkiye’ye nasihatta bulunmuş. Şuranızı düzeltin, buranızı düzeltin gibilerinden epey dem vurmuş. Gel velakin unuttuğu bir yer kalmış. İyi ki, yiyip içmeniz nasıl diye sormamış. Pirincin kilosu ile sıvı yağının motorinin ne alemde olduğunu unutmuş. Acaba bu konuda ne derdi diye düşünüyorum. Yatık mı olun, dik mi olun sorusunu sormadan gitmiş. Be utanmayı bilmeyen adam, Türkiye AB’nin üyesi mi? Yok. Peki bugün yarın üyeliğe kabul edecek misiniz, hayır. O zaman sen kimsin de şerefli milletin meclisinde kep sap konuşuyorsun. Ve Türkiye’nin içişlerine parmak atmaya çalışıyorsun. Birileri bu milletin öz güvenini mi bitirdi de, sünnetsizlerden medet umuyorlar.
Türk hukukuna müdahale edeceksin, yoksa bu millete ve bu devlete temşiyet mi yürüteceksin. Vatandaş olarak anlamış değilim. Gerçi bu serzenişi Borossi’nin duyması mümkün değil. Ama mailimizden okuyanlar olacaktır. Böyle şeyler birazda millet olarak karakterimizden mi doğuyor dersiniz? Düşmeyince doğrulmayı, sarsılmayınca uyanmayı, tokatlanmayınca tokat atmayı, küçümsenmeyince azametleşmeyi, oyuna gelmeyince ibret almayı bilmiyoruz. Hani Mehmet Akif diyor ya, “vur eski kölesi uyandır onu” işte eskiden o bana hayrandı şimdi ben ona. Yoksa Borossi benim neyime. Belki de adamcağız Yalova’ya kaymakamlık mı umuyordu? Ama Yalova il oldu ne bilsin. Kaymakama ihtiyaç yok.
Neyzen Teyfik’in bir dörtlüğü geldi aklıma, şöyle diyor…
“Esir iken mümkün müdür ibadet,
Yatıp kalkıp Atatürk’e dua et.
Senin gibi dürzülerin yüzünden,
Dininden de soğuyacak bu millet.” demiş taaki yıllar önce.