Bir kaç dizede olsa yazabilmek, yüreğimizdeki hisleri ifade edebilmek için, şiir yolculuğunun, eşsiz mevsiminde kalabilmek edebilmek için yazıyoruz ...
Kimi zaman şiirlerde, gönülle, akıl çelişiyor...
Kimi zaman çelişmiyor, çelişse de, çelişmese de lakin imkansızlıklar, imkansız kılıyor çelişenleri...
Eğer ki yazılan şiirler gerçekten gönülden yazılmışsa, şiir sevgiye uçan kanat oluyor, o kanat alıp götürüyor, sevgi iklimlerinin uçsuz, bucaksız dehlizlerine bırakıyor o iklimlerde ıslanıyor, gecemiz, gündüzümüz..
Seviniyor kendi kendine yorgun yüreğimiz..
Şiirler bizleri ifade eden, dünümüzü, bugünümüzü çağrıştıran, içimizi döken bir cezbe haline dönüşüyor...
İşte o zaman alaca bir at koşuyor yüreğimizde, zamansız, mekansız sevgilere, iyiliklere hüzünlere dört nala bu seferde titriyor her bir yanımız, üşüyor ellerimiz…
Biz onca hengamenin içinde, hayatı iliklerimizi kadar yaşarken, gündelik telaşın,koşuşturmaların içinde zihnimiz istilaya uğrarken, şiirler, yazılar bize korunacak bir liman, bir sığınak haline geliveriyor...
Kendimizi şiirlerle, yazılarda kah çocukluk yıllarımıza, kah okul yıllarımıza, kah gençlik yıllarımıza , kah deli dolu çağımıza, on yedi yaşımıza atıveriyor , soluklanıyoruz o günlerde ve ilk sevda ,son sevda, ara sevda, kara sevda deyip o günlere gidiyor anılar ikliminde, anılar şiirlerde , yazılarda yaşıyoruz...
İşte o zaman başlıyor bizimde şiir ve yazı yolculuğumuz...
Deli divane laf anlamayan ,söz dinlemeyen yüreğimize geliyor, dünde yaşanılanlar...
Şiirlerle sevdiklerimize, sevincimizi, hasretimizi, hüznümüzü ve dahi sevemediklerimize, gönül kırgınlıklarımızı, eleştirilerimizi, hayal kırıklıklarımızı, haksızlığı,hukuksuzluğu anlatıyoruz mısralarda, dizeler, dize geliyor...
Dilimizin döndüğünce, yüreğimizin yettiğince kalemin yazdığınca, yolcu devam ediyor yoluna...
Kimi zaman oluyor, hüznümüzü, hicranımızı, vuslatın verdiği dertlerimizi şiirlerle yazılarla soluklayarak dile getiriyoruz...
Söyleyemediklerimiz, gizli saklı yanlarımız, hep şiirlerle üstü örtülüyor,gecenin bizleri örttüğü gibi...
Bizlerin bilinmeyen, bilinen, tanınan , tanınmayan yanlarımızı şiirlerle dile geliyor hayat hikayelerimizi, yüceciğimizde yaşananlar, gerçek hayatta yaşanamayanlar...
Sanki konuşan ne can, ne canan oluyor...Şiir, yazı başlı başına canlanıyor bir can, canan haline dönüşüveriyor.
Ve canlanıyor, cansız, puslu , imkansız hallerimiz, ahvallerimiz , hayallerimiz..
Şiirlerde dile geliyor, yağmur yüklü bulutların ağlamaları, yüreğimize yansımaları...
Kah gökyüzünde yıldıza, aya, güneşe anlatıyoruz, hayal kırıklıklarımızı...
Şiirlerle, yazılarla yürüyor, yürümeyen tepeler, dağlar ovalar.. Şenleniyor bağlar,bahçeler, gülistanlar...
Hayatımıza canlılık, heyecan veriyor...şiirlerle uçuşuyor, yaşıyor saka kuşları, ömürsüz kelebeklere, ömür oluyor dizeler..
Yazılarda, şiirlerle adlı ,adsız kelebeklere adlar veriliyor ve içlerinde sevdalı bir kelebek, beyaz bir kelebeğin kırık gönlü, kırık kanadıyla üç günlük hayatında aşk iklimlerinde geziniyor...
Sonra gelip, bir göçmen güzelinin gönlüne düşüveriyor ,belli belirsiz oluyor...
Ne olduğunu, olamadığını anlayamadan..sen benim neyimsin, Sen aşkın acemisisin sevgili diyorlar...
O yüzdendir kıymet bilemeyişin...ey sevda acemisi deyip şiirlere , yazılara düşüyor kelimeler cümleler,şiir haline geliyor,neyimiz olduklarını anlayamadıklarımız, bilemediklerimiz....
Şiirlerde kimi zaman bir saka kuşu, bir beyaz güvercin, bir serçenin titreyen küçücük yüreği, yada bir beyaz gülde bir tırtıl üreyip kelebek oluyor, sevda kelebeğine dönüşüyor,sevda rayihaları yayıyor, sevdasız gönüllere, sevgi kokuları sindiriyor...
Şiirler bir denizde uçuşan martı oluyor, yada bir bülbül oluyor sevgiliye şakıyor, serenat yapıyor, gecenin zifir,zindan kimsesiz hüzün soluyan anlarında...
Şiirlerde, dizelerin içinde gönlü yaralı, gururu kırılmış bir can, canan oluyor heceler, kelimeler...Sesleniyor bir göçmen kızına, köylü güzeline...
Ve ey Firuze diye sesleniyor gelmez misin, gelemez misin, gönlünü açamaz mısın?sen gelmezsen ben geleyim diyor olmayan sevgiliye..
Bazen kara bir sevda oluyor, kara gözden damla , damla düşen bir damlan da ben olsam diyor, anlam veremediklerimize..
Kırlangıç yada bir keklik oluyor, kendi yarasını kendi sarmaya çalışan....bazen gürül gürül çağlayan bir ırmak olup, denizlere okyanuslara akıyor, sevgisiz gönüllere, sevgi nehri oluyor tüm dünyaya sevgisiyle sulayan...yada bir sevda denizi olup, bir acılar denizine dönüşüyor, buluşuluyor, hüzün kıyılarında gezinen, hüznün ta da kendisi olunuyor...
Şiirler, yazılar anlatıyor Sevgimizi bir kırmızı gül oluyor,gönülleri dolduruyor, bir kanaviçe misali işleniyor mısralara mesajlarını veriyor anlayanlara....
Sevgiliye, serenat oluyor, bir çığlık olup kopup, başka gönüllere huzur doluyor..Gül kokluyor güle sesleniyor, dikeni olsa bile.. Sevgiliye ses veriliyor, sesime ses verir misin deniliyor, beyaz, tertemiz bir dokunuş, sesleniş, gecenin siyahlığına, sığlığına sana geldim sevgili, bir dokunuş da, bir bakış da ben olsaydım deniliyor...
Şiir üzerine yazı yazmak, geçiverdi bugünde içimden...Yaza merhaba dediğimiz şu günlerde , hüzün ayında, bulutlu, yağmurlu, soğuk gününde....
Şiir üzerine söz söylemek, şiir üzerine konuşmak, şiirle hem,hal olmak,beni alıp götürüyor, bazen huzurun, sevincin ülkesine...
Bazen de oluyor ki hüznümü katmerleştiriyor , başkalaştırıyor, beni alıp, hüzünler ülkesinin başkentlerinde bırakıyor.....
Şiir sözlülerde, şiir gibi yaşayanlarda, şair ruhlularda bulunmamalı kin, garaz, nefret diye düşünülüyor.. .
İnsanı incitecek en ufak bir sözden hep kaçar olmalı, yalandan,çıyandan kaçar gibi....şiir sözlü, şair ruhlu insanlar…
Kırılsan da kırmayacaksın, insanları üzmeyeceksin, kendini kaf dağının üzerinde sanmayacaksın, şu dağları da ben yarattım dercesine yürümeyeceksin...
Mütevazı olmanın eteklerinde yer alacak hayatımızın tüm kareleri, şiirlerin dizelerinde, kelimelerinde, hecelerinde...
Ve hece,hece soluyacaksın mütevaziliği, sevgiyi,sevdayı, mütevazı olamayan , sevgi bilmeyen gönüllere...
Yunus gibi olmaya çalışacak sevgiler sunacak, sevdalar yudumlayacak ve insanlara soluyacaksın tüm güzelliklerini dizelerinde...
Bir Mevlana olup,'' gel her ne olursan gel ''diyecek , açacaksın sineni , saf temiz gönlünü, sevgi deyip soluyacak, sevgi deyip ağlayacak, sevgisiz bir harf dahi etmeyeceksin şiirlerinde, yazılarında , tüm dizelerinde, yani şiir gibi bir hayat yaşayacaksın, ömrün olduğu sürece.....
Saygıyla hürmetle karşılayacak, hoşgörüyle selamlayacaksın tüm insanlığı, cinsiyet,dil,ırk, din farkı gözetmeksizin şiirlerde...
Ve seveceksin, sev diyenin ali hatırına yarattığı tüm canlı, cansız varlıkları...
Şiir gibi konuşacak, şiir gibi yaşayacak, şiir gibi görünecek, şiir olup akacağız sevdasız, vefasız yüreklere...sesleneceğiz yine göçmen gelinine, köylü güzeline, al fistanlım, mor düğmelim diyeceğiz, kara gözlüm, kara saçlım, diye sesleneceğiz gel artık gezinme, gir gayri gönlüme diye inleyecek,gelen yine gelmeyecek...Hasılı bizler şiir yazmaya olabildiği kadarıyla,yüreğimizin yettiği kadarıyla, sevgi yazıları yazmaya devam edeceğiz...sevda dizelere dizeceğiz, gücümüz, gönlümüz yetene kadar...
Ve ey, ve ey bendeki ben Rabbin aciz, hüzün soluyan, dert kokan, günahkar kulu, bendeki beni sevmeyen ben, şiirler yazmaya, duygularımı anlatmaya gücüm nispetinde, ömrümüzün var olduğu sürece devam etme azminde olacaksın..
Gün gelir de şiirler kesilirse, yazılar yazılmazsa, sevdamız biterse, nefesimiz tükenirse, bizimde ötelere yolculuğumuz, başlayacak, biletimiz kesilecek, asıl sevgiliye, kavuşacağız işte o gün....
Ve artık hesap vaktidir, ve artık vuslatın bittiği , beklenen anın geldiği andır o gün...
Yazdıklarımın, yazamadıklarımın hayatım tüm noktalarının, virgüllerinin, ünlemlerinin,soru işaretlerinin hasılı her şeyin, ama her şeyin hesap verme vaktidir o gün....
Ve ey, ve ey sevmediğim,sevemediğim bendeki benin, şiir yolculuğu, ahiret yolculuğuna dönüşeceği gündür o gün, andır o an...