Sanırım,
Sevgili müftümüz Osman Şarklı askerliği ya piyade yada topçu olarak yaptı.
Aklıma süvari sınıfı da gelmiyor değil ama, günümüzde Atlara bakmak zor ve meşakkatli, birde memlekette at kalmadığından böyle bir olasılık şimdilik uzak gibi…
Yazılarımı takip eden okuyucular bilir.
Tüm demokratik ülkelerde olduğu gibi, birkaç haftadır millet adına hizmet eden bürokratlara sorduğumuz soruların bazılarını il müftümüz sayın Osman Şarklı’yada sormaya kalktık.
Hemde en masumane bir biçimde,
Sadece merakımızı gidermek amacıyla…
Aman Allahım;
O ne yaptı!..
Tıpkı askerlikte olduğu üzere “en iyi savunma, saldırıdır” deyip sorulan sorulara cevap vermek yerine,
“şer odakları, münafıklar, alnı secdeye değmemiş gurebalar” diye isim vere vere saldırıya geçti.
Üstelik,
Cuma namazından önce minberden…
Halbuki,
Ahmet’e, Mehmet’e şer odakları diyeceği yerde onun, Cuma günleri merkezi sistemle yayın yapılan mikrofondan tüm Müslümanları diyanetin belirlediği konularla aydınlatması gerekirdi;
Maalesef,
İki haftadır bizlere isim takmaktan buna pekte fırsatı olmadı.
Birde,
Sayın müftü lafı döndürüp dolaştırıp bizlerin müftülüğün yerini dahi bilmediğimizi anlatmaya çalışıyor cemaate.
Beyefendinin kendisi,
Beş yıl önce geldiğinden memleketimize, kimin kim olduğunu bilmemesi gayet doğal ve normal...
Yanlış olan,
Öğrenmek için gayret göstermemesi, hepsi bu…
Ne diyor atalar,
“bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıptır”
Sevgili müftümüz,
Makam aracından inip birazcık yol yürümeye bir başlasa,
Yada,
Müftülüğün her işi bitmişte en son kamera sistemine sıra gelmiş gibi kurdurduğu o kameraları etrafa doğru bir çevirse,
Kendisine yüz metre mesafede oturup komşu olduğumu, çocukluğumun nur camii bahçesinde geçtiğini, ve rahmetli hacı babamın azaboğlu camii ve nur camiinde zaman zaman gönüllü imamlık yapıp, namaz kıldırdığını, ezan okuduğunu, ve benimde külliye yapımına karınca kararınca geçmişlerimin ruhu için bağışta bulunduğumu görüp duyacak…
Bence,
Din adamı demek gönül adamı demektir…
Sevgi ve şefkat yüklü olması gerekir.
Kim ne yaparsa yapsın,
Bağışlayıcı, affedici olması lazımdır…
Bizim müftümüz,
Emrinde çalışanlarla mahkemelik olması,
Halkın bilgilenmesi adına soru soran gazetecilere “münafıklar” diye saldırması,
Etrafında oturan komşularını tanımaması,
Ve,
Devletin kürsüsünü şahsi konuşmalara ayırması nedeni ile bu özelliklerden alabildiğine uzaklaşmıştır.
Kendisini Van’dan uğurlayarak gönderen insanlar belki üzüntüden,
Beklide sevinçten danalar keserek yolcu etmişlerdi Kırıkkale’ye,
Bilemem!..
Bildiğim şey,
Sayın müftümüz buradan giderken hiç kimse hiçbir şey yapmayacak.
İki haftada yüzlerce email aldım.
Cepten arandım.
Karşılaştığımızda tebrik edildim.
Beni görünce,
İlle “şunuda şunuda yaz” diyenden geçilmiyor çarşıda pazarda.
Bir insan,
Bir gönül adamı,
Kendisinden ancak bu kadar uzaklaştırabilirdi insanları…
Helal olsun…