Tarihin büyük komutanlarından Fransız Napolyon Bonapart’a atfedilen bir söz var ya,
Geçen hafta Ayrıntı gazetesinde çıkan haber üzerine Kırıkkale İl Müftüsü sayın Osman Şark’lının çeşitli gazetelere gönderdiği açıklama da aynen onun gibi…
Her şey düzgün giderken savaşı kaybeden komutanı yanına çağırmış Napolyon…
-Söyle bakalım bu savaşı neden kaybettin?
-Otuz tane neden sayabilirim size efendim…
-Bende vakit bol. Say bakalım.
- Bir, cephanemiz bitti…
-İki…
-Dur dur sayma artık. Cephane bittikten sonra gerisi lafı güzaf…
“Valilik Makamında, İl Emniyet Müdürlüğünde, Adliye sarayı, Özel idare, Milli eğitim binasında olmayan kamera sistemi neden müftülük binasında kuruldu? Yoksa saklanacak bir şey mi var” diyen Ayrıntı gazetesinin haberinden sonra bir takım gazetelere gönderdiği açıklamada sayın müftü, bir çok neden saymış ama, ya bilmeyerek yada bildiği o kadar olduğundan gönderdiği açıklamanın birinci maddesinde Van’ı doğunun en büyük ve en güzel ili ilan etmiş…
Aslında bu maddeden sonra diğerlerini okumamak gerekirdi ama!..
Bir, bence güzellik göreceli bir kavram değil.
Kişiye göre değişebilir ve kimsede itiraz etmez.
Ama büyüklük, hele de bundan bir vilayet kast ediliyorsa eğer, kesinlikle rakamlara dayandığından tamamen göreceli ve somuttur.
İki, benim bildiğim Doğu Anadolunun en büyük ili Erzurum’dur…
Gerek, yüz ölçümü, gerek ekonomik yapısı, gerekse nüfus bakımından Van’dan çok çok ilerdedir.
Üç, sayın Müftü doğu derken güney doğu Anadolu bölgemizi kast ediyorsa eğer, ki tamamen yanlış bir bilgi olur bu, o zamanda Diyarbakır ve Gaziantep nüfus yönünden Van’ı üçe-beşe, ekonomik yönden ise on beşe katlar.
Dört, buda demektirki Van,
Ne güney doğu Anadolu’nun, nede doğu Anadolu’nun en “büyük ili” değildir.
Sevgili Müftümüz, Müftülük binasını kamera sistemi ile donatırken elbette yasaların kendisine verdiği yetki ve paralarla yapacaktı. Aksi halde kendisinin de işaret ettiği gibi Diyanet işlerinden gelen müfettişler bunun hesabını sorardı ona.
Lakin,
Milletin müftü beyden asıl cevaplamasını istediği şey,
“Müftülüğün başka başka işleri bittide önceliği kamera sistemimi aldı” sorusuydu.
Maalesef oda laf kalabalığı ile ortan kaldırılmaya çalışılmış.
Beş senedir ilimizde olduğunu söylüyor müftü bey.
Ve yaptığı güzel işleri bir cümle ile geçiştiriyor.
Güzele güzel demek yetmiyor elbet, onu birde en ince ayrıntısı ile anlamak ve anlatmakta gerekiyor.
Şu ana kadar müftü beyin eğitici öğretici babından bir konferans, veya buna benzer bir çalışma yaptığını, falan duymadık şükür!
Yada Kırıkkale camilerinin fiziki görüntüsünü güzelleştirecek bir proje ürettiğine de şahit olmadık…
Osmanlının son döneminde maruf vekilliğine bakan paşanın “şu talebeler olmasa maruf vekaletini ne güzel yönetirim” dediği gibi sayın Müftü de geçen yıl yatılı kız kuran kursu açtığını ve istenirse yapılan çalışmaların mahallinde görülebileceğini söylüyor ve sonra ilave ediyor.
“Öğrenci sayısı on’un altına düştüğünden kuran kursumuz şimdilik kapalı ama ilerde açabiliriz!”
Be mübarek,
İçinde talebe yoksa, kuru binanın neyini görmemiz gerekiyor anlamıyorum…
Tüm ihtişamı ile açılışı yapılan yatılı kız kuran kursuna muhakkak ki yoğun bir talep olmalı idi, ki böyle bir şey için milletin vergisinden ödenek ayrılıp harcama yapılsın…
Öyle ise talebe nerde? Bunuda anlamak mümkün değil…
Dediğim gibi,
Açıklamanın daha birinci maddesinde sayın Müftü anlatacağını anlattı, bizde anladık…
Gerisi lafı güzaf…
Benim bildiğim, müftü bey şu an himayesinde çalışan bir çok imamla ya kavgalı yada kavga etmek için gardını almış vaziyette.
Tıpkı doğunun en büyük ve en güzel ili Van’da olduğu gibi!..
Duruma eğer yetkililer müdahale etmez ise Müftülük makamı ödeneği milletin kesesinden olan kamerası ile birlikte adliye binasına taşınabilir.
Benden söylemesi…