O gün,
Mahalleden, okuldan, askerden,
Çalıştığı iş yerinden kara haberi alan tüm sevdikleri cami avlusuna toplanmış, musalla taşında yatan can dostumuzu son yolculuğuna uğurlamaya çalışırken, caddeye taşmış kalabalığı yara yara gelen resmi plakalı aracın içindeki şahsı hepimiz merak etmiştik.
Araç, onca kalabalığın içinden gıdım gıdım ilerleyerek Nur Camii avlusundaki müftülük binasının kapısına kadar yanaşmış, (imkan olsa içeri kadar girecekti belki!)
Şoför, kıvrak bir hareketle direksiyondan atlayarak aracın arka sağ kapısını saygı ile açmış ve içinden lacivert paltolu kilolu bir adam inmişti.
Herkes meraktaydı!..
Milletin vergisinden şoförü tutulan,
Benzini konan,
Ve
Bizzat aracın sahibi olan milleti saygısızca sağa sola atarak gideceği noktaya ilerlemeye çalışan bu şahıs kimdi?
Az önce fısıltı halinde sorulan sorular, nihayet uğultuya dönüştü!..
Kim bu adam?
Anlaşıldı Vehbi’nin kerrakesi…
Meğerse,
Bir gönül adamı,
Bir hoş görü,
Bir sevgi adamı olması gereken,
Diriye gösterilen saygının aynısını ölüyede göstermesini beklediğimiz sevgili Kırıkkale Müftümüz Osman Şarklı’ıymış kendileri...
Bir zamanlar,
Aynı camiye,
Rahmetli Cüneyt abinin cenazesinde başbakan yardımcısı sayın Erdal İnönü,
Rahmetli Ağabey amcanın cenazesinde de başbakan sayın Süleyman Demirel’de gelmişti.
Onlar, konum itibarı ile müftü beyin çok çok üstünde olmalarına rağmen camiye 200 metre mesafede araçlarından inmiş, cemaate baş sağlığı dileye dileye musalla taşına kadar gelmiş, orada da merhuma rahmet dualarını okumuş, cenazenin peşinden mezarlığa kadar eşlik etmişlerdi.
Kimse müftü beyden her cenazenin peşi sıra mezarlığa kadar gelmesini beklemiyor elbet.
Böyle bir beklenti içerisinde olmanın ona ve makama haksızlık yapmak olacağını biliyoruz tabi ki,
Fakat,
Cami avlusunda bir kalabalık, musalla taşın da da bir insan yatıyorsa şayet, memleketin en büyük din aliminden saygı görmeyi beklemek herkesin en doğal hakkı.
İnsan büyüdükçe küçülmeli der atalarımız…
Geçtiğimiz gün çarşı camii önünde giderken karşıdan gelen birkaç kişi dikkatimi çekti.
İlimizin en büyük mülki amiri ve hatta müftü beyin de amiri sayın valimiz, yaşlı bir amcanın kolunda, onu karşıya geçirmekle meşgulken yanında da belediye başkanımız kendisine eşlik etmeye çalışıyordu.
Her ikisinin de görevleri arasında değil tabi ki yaşlı bir amcayı karşı kaldırıma kadar yolcu etmek.
Ama,
Aldıkları terbiye, onu gerektirmekteydi, ve öylede yaptılar…
Yerel bir gazete, “müftülük ne saklıyor” diye bir haber yapmıştı evvelsi hafta.
Aklıma hemen Ahmet kardeşimin cenazesinde gördüklerim geldi.
Bina içerisinde,
“Para,
Değerli eşya,
Veya çalınacak çok ta önemli her hangi bir şey olmamasına rağmen her taraf kamera sistemi ile donatılmış” diyordu haberde…
Gerçekten,
Müftülük makamında,
Adliye sarayından,
Vali konağı,
Emniyet müdürlüğünden çok daha değerli şeyler varda biz mi bilmiyoruz?
Neden oralarda böyle bir sistem yokta, müftülük makamında var?
Yoksa,
Bir şekilde oturulan makamın her türlü olanaklarından sonuna kadar yararlanma arzusu mu ağır basıyor?
Sahi,
Geçen yıl hac farazisini yerine getirmek için dört bin kişinin müracaat ettiği ve bu kişilerin 15 er YTL kayıt parası ödediği söyleniyordu.
Ne oldu o paraların akıbeti?
Her hafta Cuma günleri cami avlusunda toplanan paralar, nerelere gidiyor?
Yoksa,
Bizlere kamera sistemi,
Makam arabası olarak mı geri dönüyor? bilmek en doğal hakkımız…