24 Mayıs 2012 Perşembe

23.03.2008 00:00:00 789  defa okundu.

Başörtüsü Yasağı

Genelge-karar şeklindeki idari hükümlerle yürürlüğe sokulan başörtüsü yasağı, Anayasa'nın 'kanunsuz suç ve ceza olmaz' ilkesiyle açıkça çelişmektedir. Öğrenciler hukuken var olmayan bir yasakla mağdur edilmektedir

Türkiye'de 25 yıldır üniversite öğrencilerine yönelik olarak, kanuni dayanağı olmayan bir başörtüsü yasağı uygulanmaktadır. AYM, yüksek öğretim öğrencilerinin dini inançları gereği başörtüsü takarak okumalarını serbest hale getiren 2547 Sayılı Kanun'un Ek 16. maddesini iptal etmiştir. Daha sonra yüksek öğretimde kılık kıyafet serbestîsini düzenleyen 2547 Sayılı Kanun'un Ek 17. maddesi yürürlüğe sokulmuştur. Hâlihazırda yüksek öğretimde kılık ve kıyafeti düzenleyen tek hüküm, Ek 17. maddedir. Buna göre "Yürürlükteki kanunlara aykırı olmamak kaydı ile; yükseköğretim kurumlarında kılık kıyafet serbesttir". AYM, Ek 17. madde hakkında açılan iptal davası üzerine, "yorumlu ret" kararı vererek Ek 17. maddenin "başörtüsü serbestîsini içermediği" yönünde karar vermiştir. Danıştay da başörtüsünü yasaklayan disiplin hükümlerini kanuna aykırı bulmamıştır.

İstanbul Üniversitesi Yönetimi tarafından kabul edilen 01.06.1994 tarihli başörtüsünü yasaklayan kararında, bu yasaklamanın kaynağını da AYM kararı teşkil etmektedir. Bu kararda "...AYM, dini giysilerin üniversitelerde giyilmesini yasaklayan bir karar vermiştir" ifadesi yer almaktadır. Yine İstanbul Üniversitesi Rektör Yardımcısı'nın 23.02.1998 tarihinde yayımlamış olduğu, öğrencilerin üniversite kampusuna alınmalarını düzenleyen genelgede de kanuna değil ilgili kararlara vurgu yapıldı.

Başörtüsü Kanunen Yasak Değil

Peki, Ek 17. maddede yer alan bu düzenlemeye rağmen yüksek öğretim kurumlarında başörtüsü ile okumanın yasak olduğunu söyleyebilmek mümkün müdür? Bu hükme rağmen, başörtüsü yasağının varlığından söz edebilmek, hukuk mantığının alt üst olması anlamına geldiği gibi, yasağı öngören ve ona dayanak teşkil eden argümanların da Anayasa ve AYM içtihatları ile hiçbir şekilde bağdaşırlığı bulunmamaktadır. Kılık-kıyafeti düzenleyen Ek 17. madde hükmü başörtüsünü yasaklama bir yana bilakis serbest kılmaktadır. Çünkü başörtüsünü yasaklayan hiçbir kanuni düzenleme bulunmamaktadır. Her bir üniversitede ayrı ayrı yayımlanan yasaklama "genelge"lerinin dayanağını AYM, Danıştay ve AİHM kararları oluşturmaktadır. Başörtüsü yasağının kaynağını yargı kararları ve onlara dayanan "genelge-karar" şeklindeki idari işlemler oluşturmaktadır. Bu yöntem hem Anayasa'nın 13. ve 38. maddeleri ile hem de AYM'nin müstakar içtihatları ile açıkça çelişmektedir.

Anayasanın 13. maddesine göre "Temel hak ve hürriyetler, ...ancak 'kanunla' sınırlanabilir". Anayasanın 38. maddesine göre: "Kimse, ...kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz (suçun yasallığı). ...Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur (cezanın yasallığı)".

Yasama YEtkisi Devredilemez

AYM, burada sözü edilen ilkelerle alakalı geçmiş yıllarda şu içtihatlarda bulunmuştur: "Yasama organınca Bakanlar Kurulu'na çerçeve ve sınırları çizilmeksizin kural koyma yetkisi verilerek geniş takdir alanı bırakılması yoluyla yasayla belirlenmesi zorunlu konulara ilişkin düzenleme-kural koyma yetkisi verilmesi, yasama yetkisinin Bakanlar Kurulu'na devredilmesi anlamına gelir.” Anayasa'nın 91. maddesinde, KHK ile düzenlenemeyecek konular sayılmaktadır. Anayasa'nın 38. maddesi de bu yasak kapsamına girmektedir. Bu durumda suç ve cezaların KHK'lerle oluşturulmasına izin verilmediği halde, çıkarılmaları KHK'lere göre çok daha kolay olan "idarî düzenleme"lerle kimi eylemlerin suç sayılması düşünülemez. “Kanunsuz suç ve ceza olmaz” ilkesi, yasak olan eylemlerle bu eylemlere verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde yasada gösterilmesini, sınırlarının belli olmasını zorunlu kılmaktadır. Aksi takdirde "idari düzenlemelerle suç oluşturulmasına olanak tanınarak" yasama yetkisinin devri ortaya çıkar. Suç ve cezadaki yasallık ilkesi gereği suç ve cezaların, objektiflik ve genellik esaslarına göre kanunla kesin ve açık bir biçimde düzenlenmesi gerekir. (E. 1999/10, K. 1999/22, KT: 07.06.1999).

"Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur" ilkesine aykırılık, Anayasa'nın 2. maddesindeki hukuk devleti ilkelerine de aykırılık oluşturur (E. 2001/3, K. 2005/4, KT: 06.01.2005). Yasada suç sayılmayan hallerin cezalandırılmasına yol açmak suretiyle yargı erkine ceza ihdas etme imkânının verilmesi, suçun yasallığı (AY. md. 38) ile hukuk devleti (AY. md. 2) ilkelerine aykırılık teşkil eder (E. 2001/327, K. 2002/103, KT: 12.11.2002). Hangi eylemlerin suç sayılacağı ve bu eylemleri işleyenlere ne tür ve miktarda ceza verileceği yasa koyucunun belirleyeceği bir alandır (E. 2003/12, K. 2004/69, KT: 16.06.2004).

Uçarsa Kartal Kaçarsa Oğlak

Bütün bu AYM içtihatları ile Anayasa'nın söz konusu hükümleri ve Ek 17. madde karşısında, genelge ve yargı kararları yolu ile başörtüsü yasağının getirilmesini savunmak, şu fıkrayı akla getirmektedir: Bir gün Dıngı ile Mıngı kartal avına çıkarlar. İkindi-akşam arasında gerçekleştirilen bu av esnasında kayalıklarda bir karartı görülür. Dıngı bu karartının bir oğlak olduğunu söyler. Mıngı ise "bir kartaldır" der. Aralarında tartışma çıkar. Daha sonra, birisi der ki: "Silah sıkalım eğer karartı oğlak ise kaçar, kartal ise uçar". Dıngı silahı patlatır. Silah sesini duyan karartı uçar. Bunu gören Mıngı: "Bak gördün mü kartal uçtu" der. Dıngı ise şu tarihi ibretlik sözü söyler: "O uçsa da, yine de oğlaktı".

Şimdi, "suç ve cezada kanunilik" ilkesi, "temel hak ve hürriyetlerin ancak kanunla düzenlenebilmesi" ve bu eksende geliştirilen AYM içtihatlarına rağmen, başörtüsü yasağının genelgelerle düzenlenmesini Anayasa'ya uygun bulmak ve başörtüsü yasağı koyma konusunda yargı organlarını yetkili görmek, anlatmış olduğum fıkrada Dıngı'nın insan mantığını zorlayan inadına benzemektedir.

Kanuni düzenleme ile öngörülen bir başörtüsü yasağı bulunmadığı halde, bu yasak en katı bir şekilde uygulanmakta; bu zeminde fırtınalar estirilmektedir. Bütün bunlara rağmen "başörtüsü, AYM, Danıştay ve AİHM tarafından yasaklanmıştır" şeklindeki iddiaların hiçbir anayasal dayanağı bulunmamaktadır. İnsanlar gerçekte "hukuken var olmayan bir başörtüsü yasağı" ile inim inim inletilmektedir.Yeni Şafak

Yorum Yaz


YORUMLAR
Yorum bulunmamaktadır. Yorum eklemek için tıklayınız.

YAZARIN TÜM YAZILARI
HSYK, Kriz Olmaya Devam Edecek - 07 Ağustos 2009 Cuma 00:00
Cumhurbaşkanı'na Dokunulabilir mi? - 25 Mayıs 2009 Pazartesi 00:00
Niçin Demokrasi Bayramımız Yoktur? - 18 Mayıs 2009 Pazartesi 00:00
Dikkat: Saygın Kişiler Hakkında Dava Açılamaz, Çünkü... - 08 Mayıs 2009 Cuma 00:00
Dönüşü Olmayan Dava: Ergenekon - 29 Nisan 2009 Çarşamba 00:00
Ergenekon Tipi Yapılanmaların Kaynağı Gizli Bir Kararname - 21 Nisan 2009 Salı 00:00
Özgürlüğün Zamanı Gelmedi mi? - 14 Nisan 2009 Salı 00:00
Siyasi Partiler DARAĞACI'ndan Nasıl Kurtulur? - 31 Mart 2009 Salı 00:00
Çağdaş Kıyafet: Türban Üstü Şapka - 08 Mart 2009 Pazar 00:00
Ergenekon'un Üzeri Ölü Toprağı ile mi Örtülüyor? - 21 Şubat 2009 Cumartesi 00:00
Laik Cumhuriyetin Namusunu Ergenekon Şaibesinden Korumak - 10 Şubat 2009 Salı 00:00
Yargı Bağımsızlığına ÇOK İHTİYAÇ Var - 26 Ocak 2009 Pazartesi 00:00
Tartışılan Örgüt YARSAV - 19 Ocak 2009 Pazartesi 00:00
Demokrasi ve İnsan Hakları Şampiyonu Nerede? - 12 Ocak 2009 Pazartesi 00:00
Asıl Sorun Yargının Siyasallaşması - 05 Ocak 2009 Pazartesi 00:00
Yargıtay'ın "Çifte Standart" Kararları - 29 Aralık 2008 Pazartesi 00:00
Cumhuriyet Halk Partisi, Siyasi Parti Haline mi Geliyor? - 15 Aralık 2008 Pazartesi 00:00
CHP, Çarşafta Samimi İse Halktan Özür Dilemelidir - 08 Aralık 2008 Pazartesi 00:00
Dinî Özgürlükleri Daraltmak Serbest, Genişletmek Yasak - 25 Kasım 2008 Salı 00:00
Anayasa Mahkemesi Sorununu Aşmak - 20 Kasım 2008 Perşembe 00:00
AYM’nin Çelişkilerle Dolu AK Parti Kararı - 30 Ekim 2008 Perşembe 00:00
Deniz Feneri Davası'nın Unutulanı - 02 Ekim 2008 Perşembe 00:00
Laiklik, Dine Şekil Vermek Değildir - 27 Eylül 2008 Cumartesi 00:00
Cumhuriyetimizin Demokrasi Zaafları - 23 Ağustos 2008 Cumartesi 00:00
Ergenekon dan ÇIKIŞ! - 10 Temmuz 2008 Perşembe 00:00
Türkiye'de Yargı Reformu İhtiyacı (1) - 30 Haziran 2008 Pazartesi 00:00
Türkiye'de Yargı Reformu İhtiyacı (1) - 25 Haziran 2008 Çarşamba 00:00
Ak Parti Kapatma Davası - 29 Mayıs 2008 Perşembe 00:00
Kapatma Davası Açıldı - 23 Mart 2008 Pazar 00:00
27 Nisan e-muhtıra - 23 Mart 2008 Pazar 00:00
Anayasa Değişikliğine Dikkat - 23 Mart 2008 Pazar 00:00
Başörtüsü Yasağı - 23 Mart 2008 Pazar 00:00
Başartüsü Yasağı - 27 Şubat 2008 Çarşamba 00:00
SORUN TEK BOYUTLU DEĞİLDİR - 13 Şubat 2008 Çarşamba 00:00
Gülü Hazmetmenin Zorluğu - 25 Kasım 2007 Pazar 00:00
Mahkeme Kararının Olası Sonuçları - 24 Ekim 2007 Çarşamba 00:00
Yargının 'Önleyici' ve 'düzeltici' Denetimi - 15 Ekim 2007 Pazartesi 00:00
301. Madde ve İklim Sorunu - 05 Ekim 2007 Cuma 00:00
Demokrasinin Rayına Oturması İçin - 28 Eylül 2007 Cuma 00:00

Son Yorumlar

bırakın var olanısöküp takmayı
valla pes doğrusu bu nasıl bi zihniyet bağlarbaşı mahallesi ne 8 senedir bir avuç dahi asvalt ğelmedi kışın çamur,hendekler yazın toz toprak yazıklar olsun buradaki yaşayanlar insan değil demi size ğöre çarşıyı sökün takın para onda...gerçi yayınlamıyorsunuzda yinede yazalım..
23.05.2012 22:44:31

obalı
merak ettigim konu 2 sene önce yapılan kaldırımların suyumu çıkdıydı da şimdi yenisi yapılmaya başladı. eger hizmet etmek istiyosanız yolarımızı yapınız kenar da kalan mah.leri saymıyorum artık merkezde bulunan şhell benzinliginin önünden gecerken hatim indirecek duruma geldik araçların düşdügü çukurlar 30cm aşmış durumda belediye ise yol yerine kaldırım yapıyo yazık bu insanlara sizler ihale sayesinde ceplerinizi doldururken insanların çeblerinde olmayan paraları sanayi ye gidiyor
23.05.2012 19:53:45

halil erdemir
bunlar güzelde asıl hizmetler ne olacak yollar çukur dolu baskan bağlarbaşı mah. çıksın bir görsün halini her geçen gün kötüye gidiyor halk ekmek kapandı bunu niyesöylemiyorlar
23.05.2012 12:15:19

mağdurbelediyeci
sorun ihalelerin düşük teklifle falan alınmasında değil ihaleyi yapanların işi bilemeyip, ellerine yüzlerine bulaştırmasındandır. işi firmalara hak ettikleri için değil başka çıkarlar gözeterek vermelerindendir.. çok görmemek lazım. önceden içilemeyen suyun metreküpüne 50 kuruş ödeyip en azından tabak çanağını yıkayan saf kırıkkaleli şimdi yine içemediği suya 2,5 tl öder, şehrin başkanıda bakın en güzel suyu siz içiyorsunuz bi takla atın bakalım demeye getirir ama kendi belediyeye damacana su alırsa, sonrada suyu işleten firmaya dünyalar kadar parayı verirse ve saf vatandaşımızında sesi çıkmazsa daha çok ihaleler olur bu memlekette. çivisi çıkmış buranın, hala farketmiyor musunuz
22.05.2012 22:53:52

Sırrı Kılıç
Sayın Editör Kırıkkale belediyesinin ihale sistemini veya ihale kriterlerini en iyi bilenlerden biri sitenizin sahibidir.Ona sorsanız size bu aksaklıkların nedenini anlatırdı
22.05.2012 21:43:54