Türkiye gündemi AKP ve tutuklamalar
Son aylarda yaşanan gelişmeleri takip etmeye çalışıyorum da, hangisini takip edeceğimizi şaşırdık desek yeridir. TSK’nın Kuzey Irak operasyonu, Üniversitelerde türban yasağının kaldırılması için hazırlanan anaya değişikliği, MHP’nin AKP’den yediği kazık ve ardından AKP’nin kapatılması davasına dikkat kesilip izlerken, birde baktık Cumhuriyet Yazarı İlhan Selçuk ile ilgili gündem tak diye düşüp geldi önümüze.
Olaylar birbirinin üzerine öylesine geldi ki, hızla değişen gündeme yetişmeye çalışıyoruz artık.
İşin ilginç yanı ne zaman gündem değişse, hükümetin neyin üzerini örtmeye çalıştığı konusunda zihnimizi zorlamaya ve altından neyin çıkacağını aramaya başlar olduk.
Daha doğrusu ne zaman gündeme tak diye yeni bir gündüm otursa, gözlerimiz haber spikerlerine çevrilip dışardan kimlerin gelip gittiğini, meclise hangi yasa ve kanunun getirildiğini öğrenmeyi kendimize görev saydık.
Tabi tv programlarında şans oyunları, yemek tarifleri, kadın programları ile çizgi filmlerden fırsat buldukça.
Son yapılan operasyon da hiç şüphesiz aynı kuşları doğurdu.
Ak Partini kapatılma davası gündemde iken kamuoyunun dikkatlerini bir anda üzerinden başka bir noktaya taşımayı başardılar.
Şimdi kamuoyu bu operasyonun temelinde varlığını düşündüğü planın ne olduğunu tartışıyor.
Kuzey Irak operasyonu ikinci planda.
Ak Partinin kapatılma davası gündemi de ikini plana itildi.
Millet artık öyle bir düşünce noktasına ulaştı ki, bu operasyonun altında bir bit yeniği arıyor.
Açıklamalar ve tartışmalar birbirini izliyor doğal olarak.
Kimileri meseleyi cumhuriyetçiler ile radikal İslamcılar arasında açık bir hesaplaşma olarak nitelendiriyor, kimileri ise ülkesine sahip çıkmaya çalışan Atatürk cumhuriyetçileri ile rejim karşıtlarının çatışmasına bağlıyor.
Öyle ki, yargı tartışılıyor.
Milletin kafası karıştırılıp, hukukun üstünlüğü refüze ediliyor.
İşçi Partisi Sami Pehlivanlı’nın da söylediği gibi, yurt sevenler üzerinde bir baskının yaratılmaya çalışılmak suretiyle, emperyalizmin Türkiye üzerinde egemen hale gelmesine zemin hazırlandığı konuşuluyor.
Kısaca hiçbir iktidar döneminde konuşulmayan ve duyulmayan endişeler, artık yüksek sesle dillendiriliyor.
12 Eylül darbesi öncesinde partiler arası terör yaratılarak sağlanmaya çalışılan üstünlük, bugün demokrasi ve adalet savıyla baskı haline getirilmiş gözüküyor.
Netice itibarıyla diyeceğim o ki, Devletine, Milletine, Cumhuriyetine, Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı bir toplumu, sürüklenmek istenen yere götürmeye çalışmak kimseye yarar sağlamayacaktır.
Üzülen yine milletimiz, anne ve babalar olacak.
Bu sevdadan tez vaz geçin.
Kurtuluş mücadelesi vermiş, terör belasıyla göz yaşları dinmeyen halkımız bunlara layık değildir.