Hareketin yoğun olduğu saatlerde bankalar caddesi üzerinde iki kişi arasında tartışma çıkar.
Beklide fındık kabuğunu doldurmayacak nedenlerle tartışma büyür ve sopalı bıçaklı kavgaya dönüşür.
Malum,
Milletimize de seyir lazım ya,
Allahtanki emniyet güçlerimiz duruma anında müdahale ederde kavga ölümlü bir netice vermeden son bulur…
Buraya kadar her şey normal.
Anormallik bundan sonrası için.
Dedim ya,
Millete seyir lazım.
İki kişi kıran kırana bir biri ile yamulmaya çalışırken caddeden geçen halk ve cadde üzerindeki esnaf durmuş olayı seyrediyor.
Polis,
Her şey bittikten,
İnsanlar günlük yaşama dönmeye başladıktan sonra hala etrafta bekleşmekte olan bir delikanlının üstüne yürüyor.
-Ne duruyon lan burada! (mübarek Recep İvedik filminden yeni çıkmış herhal!)
-Abi, dükkan bizim…
-Ne yani dükkan sizin diye burada durman mı lazım hassittir gir içeri bakıyım!..
-Abi niye öyle diyon, iş yapıyoz baksana…
-Konuşma lan! İçeri dedimya sana…
Bu arada,
Dışarıda polislerin kendi oğluna müdahale ettiğini gören dükkan sahibi esnaf, hızla dışarı çıkarak olaya karışır.
-Hayırdır, memur bey bir şey mi var?
-Yok hemşerim sadece şu çakalını içeri al hepsi bu…
- Allah Allah! Konuşmalarına dikkat et memur bey. O bir esnaf çocuğu kendi dükkanı önünde benim verdiğim işi yapıyor neden çakal olsun ki!
Lafı fazla uzatma al şunu sende gir içeri…
Ve o an sinirler gerilir…
-Girmezsem ne olur!..
- Kafamı bozma lan şimdi hepinizi karakola götürürüm bak.
- Götür de görelim!..
Laf uzarda uzar!..
Neyse ki,
Tartışma çok daha kötü neticeler doğurmadan etraftan aklı yetik birkaç esnaf duruma müdahale eder ve esnafla, asayişi korumakla görevli polis memuru arkadaş arasında geçen tartışma son bulur.
Devamında,
Esnaf ve polisin arasında geçen sert tartışmayı sonradan öğrenen ekibin amiri arkadaş, esnafın dükkanına gelip, yapılan yanlışlık ve yanlış anlamadan doğan tartışma için esnaf arkadaştan özür diler…
Geçenlerde gazetenin birinde okuduğum akademik araştırma, çeşitli iş kolları arasında insanı en çok yıpratanın polislik olduğunu vurguluyordu.
Bu gün canımızı,
Malımızı,
Her şeyimizi emanet ettiğimiz güvenlik güçlerimizin verdikleri hizmetle, aldıkları ücretin doğru orantılı olmadığını hükümet yetkilileri de kabul ediyor.
Ama,
Ücreti ne olursa olsun, yaptıkları hizmetin insana yönelik olduğu gerçeğini idrak edememiş görevlilerimizin sayısı az da olsa mevcut...
Umuyorum;
İlimizdeki yetkililer bu türlü nahoş hadisenin tekrar yaşanmaması için ellerinden gelen gayreti gösterirler.
Benim asıl derdim esnafla…
Yıllar yılı kazandığından çok devlete vergi,
Odasına aidat,
Birliğine yıllık ödediği, ve sırtından hak etmeyenleri krallar gibi yaşattığı halde, kendisi fani dünyada ömrünü bi çare olarak sürdürmeye devam ediyor.
Velevki,
O memur bir gaflete düşsede karakola çekiverseydi esnafı, esnafın yediği dayak işittiği küfür yanına kar kalır, daha sonra araya giren insanlar tarafları barıştırır! yaşanan olay hiç olmamış gibi günlük hayata devam edilirdi.
Bir farkla…
Herkes olayı unuturdu da o esnafın garipliği ömür boyu içinde okka gibi dururdu.
Birileri bu yazıyı okuduktan sonra sende amma abartmışsın Ahmet bey, Avrupa birliği yolundaki Türkiye de artık küfür ve sopadan eser kalmadı diyebilir…
Bende onlara hadi ordan derim o zaman…
2000 yılında İzzet Battaloğlu’nun iki kolu kırılırken, rahmetli Timuçin dükkanın önünde dövülürken, ben ve arkadaşlarım hiç yoluna bir kamyon dayak yeyip adliye koridorlarında sürünürken Avrupa birliği yolunda değilmiydik…
Sözün özü ve kısası…
Bu memlekette esnafın sahibi yok, sahibi…