Hafızam beni yanıltmıyorsa, millet vekilliğinden düştükten sonra yasanın belirlediği saatler dışında miting yapan SHP’nin genel başkanı Murat Karayalçın hakim karşısına çıkmış,
kimlik tespiti sırasında ne iş yaptığını soran hakime “siyasetçi” diye cevap vermişti.
O günden sonra litarötörümüze “siyasetçi” kelimesi, bir meslek gurubu olarak girmiş ve bu güne kadarda öylece kalmıştır.
Siyasetçi, dendiğinde ben,
Ayakkabıcı,
Elbiseci,
Lokantacı,
Simitçi gibi evinin nafakasını çıkarmaya çalışan insanlar topluluğundan bahsedildiğini anlıyorum!..
Bu yüzdendir ki,
Onların bizlere karşı söylediği yada söz verip de tutmadığı şeylerin aslında herhangi bir satıcının malını satmak amacı ile müşterisine söylediklerinden farklı olmadığını biliyorum.
Başkanlıklarda öyle!..
Ne başkanlığı diye sormayın sakın.
Apartman,
Sınıf,
Oda,
Sendika,
Parti,
Hatta kanarya kuşunun kanadındaki benekleri sevenler derneği başkanlığı dahil,
Hiç fark etmez.
Ne olursa olsun, bir başkanlık olsun yeter ki…
Ve onun hem ekonomik hem de sosyal kazanımları ile birlikte hepsi ama hepsi bir meslek gurubu haline getirildi…
Halbuki,
Gerek siyasi gerekse demokratik kitle örgütlerinin başkan ve yöneticiliği, bu işe gönül vermiş, toplum tarafından beğeni kazanmış,
Bilgili,
Deneyimli,
Donanımlı,
Akıllı, uslu ve her türlü mesaisini o yolda harcamaktan çekinmeyen adamların işi olmalı…
Daha doğrusu bir işten çok, uğraşı olmalı…
Maalesef, bu gün bu durum bizim bildiğimizden çok farklı.
Bakın etrafınıza,
Yapılan mücadeleler,
Harcanan emekler insanların çok daha güzel ve müreffeh yarınlara hazırlanma çalışmaları değil.
Ya!..
Tepede oturmuş birkaç tüccarın müşterisini kaybedip, etmeme uğraşı.
Mesele bu…
Kırıkkale ekonomisinin omurgası MKE işletmelerinde şu an yetki sahibi olan sendika yönetim değişikliğine gitmiş.
Ne gam!..
Bu arkadaşlara üyesi olan işçilerin haklarını koruma anlamında fırsat verildi de hayır biz yapmayız mı dediler.
Yooo!..
En tepede oturan zatı şahaneleri “siz prosedürü tamamlayın ve bizim verdiğimiz kadarını alın, gerisi bizim işimiz” dediler, onlarda oturdukları koltuğun rahatlığını kaybetmemek adına kendilerine verilen emri ellerinden geldiğince uygulamaya çalıştılar.
Sonuç!!!
Sonuç ortada…
Fiiliyatı bitmiş,
Kazandığı ile karnını doyuramayan insan toplulukları…
Ve en önemlisi,
Şu an o insanlardan nafakasını sağlayamayan yirmi bini aşkın esnaf…
Yönetim değişecekte “babamın oğlunu atayacaklarmış…”
Vay anam vay!..
Geçen haftada söyledim…
Önce zihniyet değişmeli zihniyet.
Dünyanın dört yanında sendikalar, kendi çıkarları uğruna patronlarla sürekli pazarlık, anlaşma sağlanamazsa çatışma halindeyken, bizde, başkanı olan insana yardım sandığı gibi çalışıyor…
Bizim ömrümüzde sözüm ona kurtarıcı beklemekle geçiyor…
Yazık!.. hem de çok yazık!..