Yürek sızlatan televizyon görüntülerine o günlerde eski makale defterime notlar düşmüşüm.; Lale ve Ladan Bijani kardeşler, Fars eyaletinin Firuzabad kentine bağlı Lohrasb köyünde 3'ü erkek, 8'i kız, 11 çocuklu yoksul bir ailenin fertleri olarak dünyaya gelmişlerdi.
Lale ve ladenle ilgili o günlerdeki gazetede haberlerinde fotoğraflarını saklamışım.Onların fotoğraflarına baktığımda yüreğim sızlayarak onların yerine kendimi koyduğum olur kimi zaman…Onların yerine kendinizi koymak bile insanın içini ürpertiyor.Bir başkasıyla kafatasını ortak kullanarak yaşamak hayali bile zor geliyor insana…
Bir insan, en çok kimi sever ki, annesini, babasını, eşini, çocuklarını yada bir başka insanı kimi seversek sevelim insanın fıtratında var olan özgürlük duygusu hiç kimseyle kafatasını paylaşmaya razı gelemezdi.Bir düşünelim lütfen, Tek kafada iki beyin iki ayrı beden, iki ayak, kollar, hasılı geriye kalan her şey çift…
Bilir misiniz bu iki kardeş birbirlerini sevseler de, karakter, olarak öylesine birbirine zıtlardı ki.. sevdikleri renkler, tuttukları takım, giydikleri elbise, seçtikleri meslek, her şeyleri birbirlerinden çok farklı…Lale gazeteci olmak istiyor, Ladan avukat olmak istiyor.Lakin Rabbin onlara sunduğu bir sorumluluktu beraber olmak, her şeye beraberce katlanmak, bir parmak kalınlığındaki beyin damarıyla aynı kafa tasında iki bedeni yaşatmak…
Evet ölümden de beter bir şeydi bu durum..Zaten onlarda nihayetinde ayrılmak istemişlerdi, ayrılıkları onlara ölümü getirecek olsa da…
Evet, Lale ve Ladan kardeşler bitişik kafayla 29 yıl yaşamışlardı. Beraber oturup, beraber kalkarak, beraber uyuyarak tamı tamına yirmi dokuz yılı, iki ayrı vücutta , bitişik kafayla beraber geçirmişlerdi.
İkizler bir konuda anlaşmazlığa düşse Laden’in dediği olurmuş.Artık yolun sonuna geliniyordu,, LADAN ayrılmak istiyordu.Kimi zaman kafalarına öylesine ağrılar giriyordu ki kelimeler tarife imkan vermiyordu.Ameliyat olma konusunda Lale hiç istemese de yine son sözü baskın karakteri olan Ladan söyleyerek ameliyat olmaya karar vermişlerdi.Yapılacak ameliyatı Avrupalı cerrahlar çok tehlikeli bulmuş, ameliyatı yapmaktan vazgeçmişlerdi.
Lale ayrılmak istemese de, baskın karakterli Laden’ ın kararı sonucu bıçak altına yatarak bir nevi ölümü seçmişlerdi.Ameliyatta ilk Ladenin ölüm haberi gelmişti, iki saat sonra Lalede ahrete irtihal edecekti.Dünyadayken ayrılamayan başları ölümleriyle ayrılmış iki farklı mezara gömülmüşlerdi.
Uğraşları farklı, merakları farkları,karakterleri farklı, sevmeleri, sevmemeleri farklıydı.Bunca farklılık içinde bir olan başları, saçları ve onları bir parmak kalınlığında birbirine bağlayan beyine giden damarlarıydı.…
Düşünüyorum da Ne kadar zor! Ya rabbim! Ne kadar zor..
Son zamanlarda her ikisi de baş ağrılarından şikayet ediyorlardı.Tamı tamına 29 yıl aynı yatakta, aynı tuvalette aynı banyoda beraber olmak zorundaydılar.…bir tanesinin tuvalet, banyo ihtiyacı olsa diğeri de o ihtiyacı olmasa bile yaşamak zorundaydı, bırakın yılları, dakikalar bile geçirmek ne kadar zordu.
Birbirlerine parmak kalınlığında bir damarla bağlanmışlar ve ayrılmaları imkansız hale gelmişlerdi.
Ameliyat oluncaya dek hayata dair ne varsa hepsini beraber yapmışlardı. Her şeye rağmen yaşama sevincini gözlerindeki ışıltılarda hissetmek mümkündü..
Ancak her ne olursa olsun Laden ayrılmak istiyordu, nihayetinde Singapurlu cerrahlar ameliyata ikna edilerek ‘’ ayrılma’’ ümidiyle bıçak altında yatan başlarından yapışık ikizler elli saatlik bir operasyonun sonunda beyinlerine yeterli kan gitmemesi sonucu 90 dakika arayla hayata veda ediyorlardı. İkizlerin doğum günü olan 31 Aralık tarihi memleketleri Iranda umut günü ilan ediliyordu.
Bu iki kız kardeşin ölümüne o kadar çok üzülmüştüm ki işte bunu kelimeler dahi tarif edemiyordu…Onların yaşamı, ölümü bizler için tam bir ibretlik vakıaydı.İkiz bitişik kafalı kardeşlerin hayatından alacağımız öylesine dersler vardı ki…Ve onların yerine herkesin kendisini koyarak düşünmesi gerekiyordu.Çünkü hemen herkes halinden, ahvalinden memnun değil.Sağlıklı olmanın bile başlı başına ne kadar çok kıymeti var bunun farkında değiliz bile…
Hepimiz kendimize göre bir hayat yaşıyoruz.Ancak halimize şükretmeden bir hayat sürüp gidiyoruz. Ve gözlemlediğim kadarıyla kimsecikler yaşadığı hayattan memnun değil…
Niye ki, bu memnuniyetsizlik…
Niye ki, bu şükürsüzlük…
Niye ki, mevki makam, zengin olma hırsı, telaşı…en iyi, en güzel olma arzusu…
Niye ki, kendini beğenmeme duygusu…yada kendini çok beğenme arzusu…
Niye ki, enaniyet duygusu, her şey benim olsun arzusu
Niye ki, herkesi kendi konumunda durumunda kabullenmeme, ret etme duygusu…
Sorularımı daha da çoğaltılabiliriz…Herkes Rabbin kendine sunduğu hayatı yaşamak zorunda…herkes haline ahvaline şükrederek, öteleri de düşünerek, kendine çeki düzen vererek, gününe şükür Rabbim demelidir…Bu tür duygu ve düşüncelerle Lale ve Ladene ötelerde rahmet diliyor, herkesin kendince bu vakıadan dersler çıkarmasını umut ediyorum…