Tohumları Türkiye'de sohbetlerde, cami kürsülerinde vaazlarda atılan, Anadolu'da yeşeren ve Orta Asya'dan başlayarak tüm dünyayı kuşatan bir eğitim seferberliğinin köşe taşlarından olan Hacı Kemal'in hayatından bahsetmek istiyorum sizlere..
Hacı Kemal Erimezin hayatını okumak, bir bakıma aslında son dönemde ülkemiz adına, ülkümüz adına , insanlık adına verilen mücadelenin, Ülkemize hizmetin ruhunu da okumak anlamına geliyordu.
Muhittin Küçük ağabeyin, uzun bir çalışma sonrası hazırladığı belli olan, hacimli bir kitap olan Hacı Kemal ERİMEZ'le ilgili kitabı satır, satır çizerek okudum..
Yıl 1926, Mevsim ilkbahardı, aylar nisanın 22 sini gösteriyordu, Hacı Kemal erimez dünyaya teşrif ediyordu…yıl 1997 yine mevsim ilkbahar aylar Mart ayının on üçünde dünyaya veda ediyordu….
Bir Hacı Kemal Erimez vardı… Kimilerinin Hacı abisi, kimilerinin Hacı babası, kimilerinin Hacı atası, kiminin biricik dostu, bir Hacı Kemal ERİMEZ dünyadan gelip geçdi, iz bıraktı, gök kubbede hoş bir seda bıraktı.
Bir adanmış ruhun portresi çizeceğim dilimin döndüğünce yaşayan herkese örnek alsın, örnek olsun diye…
Evet bu satırları bana yazdıran Hacı Kemal ERİMEZ’in mücadele dolu, mücahide dolu , sevaplarla donatılmış örnek alınacak hayattı HACI ATAMIZIN hayatı…
Manisa’da görev yaptığım yıllarda duymuştum ismini…Kendisini bire bir tanımasam da tanıyordum aslında kendisini…
Sevgi, saygı, muhabbet besliyordum muhabbet fedaisine…
Ülkemize, ülküsüne yaptığı hizmetleri biliyordum…
Fedakarlık nedir? vefa nedir? hizmet nedir?ülkü nedir? vatana vurulmak nedir? sevdalanmak nedir? Örnekleri kendinden olan bir hizmetin esasları nedir? Hizmet adına her bir şeyin ilk örneklerini bir çokları gibi bende ondan öğreniyordum… Bir çok şeyleri ondan öğrenmişdi bizim gibileri, onun gibi olamasak da…
Asrı-saadet günlerini yaşamasak da, asr-ı saadet günlerini bugünlerde de yaşayanların olduğunu biliyorduk görüyorduk…
İşte onlardan biriydi, ilkiydi Hacı Kemal Erimez günümüzün veli ve sahabe ruhlu bir insanıydı.
Onun hayatını okurken her satırında göz yaşı dökmemek mümkün değildi….
Hayatının her anını hizmetle gözyaşıyla geçiren, hayatı kitaplara sığmayacak olan, hakkında yazılan kitapların dahi her satırı gözyaşıyla sulanan Hacı Kemal ERİMEZ bana hep bir Hz.Ömer, Hz.Ebu Bekir hatırlatıyordu kitabının her bir satırında...
Ege bölgesinde Aydın’da , İncirliova’da tanımayan yoktu onu…dağların sahibi Hacı Kemal diye anılır, bilinirdi…Malının tamamını hizmet için bu memlekete bağışlayıp 80 küsur yaşında rahatsızlığına aldırmadan memleketinden çok uzaklarda Türkistan devletlerinde özellikle Tacikistan'a gidip okullar açan okul adamı, eğitim gönüllüsü asrımızın sahabe ruhlusu, Ebu Bekir’i Hacı Kemal Erimezi..
Havza da jandarma Komutanlığı yapan, Ahmet Hilmi Beyin evi tarih 22 Nisan 1926 tarihini gösterdiğinde büyük bir sevinçle renkleniyordu.Çünkü aylardır beklenen ilk bebekleri dünyaya geliyordu.
Beyrut asıllı anne Suphiye hanım ve baba Ahmet Hilmi bey çocuk sahibi olmanın mutluluğunu yaşıyorlardı. Daha sonra tayinleri İstanbul’a çıkarken aile dört kişi oluyordu.
Ailenin yakın dostu Hasan Kemal ERİMEZ adlı bir aile vardı hiç çocukları olmamıştı. Bu aile Yusuf Kemali çok sever ve onu öz evlatları gibi benimserler, küçük yaşlardan itibaren aileye verilen Yusuf Kemal babasının ölümü üzerine ERİMEZ ailesinin nufusuna geçer.Aydın İncirliovalı olan ailenin yanına yerleşir.Yusuf Kemal lise tahsilinden sonra İncirli ovaya yerleşir.
Yusuf kemalin üvey babası Hasan Kemal ERİMEZ, İncirliova ve Aydın yöresinin zengin ve itibarlı kişilerindendir… İzmir Selçuk ilçesine bağlı Belevi köyünde zeytin ağaçlarıyla kaplı koca bir dağ Hasan Kamil dağı diye anılır.O yıllarda Demokrat parti vardır.Demokrat partinin iktidara geldiği seçimlerde Menderesin yanında yer alınır , siyaset yoluyla memlekete hizmet edilebileceğini düşünülmüş, Demokrat partiyi sonuna kadar desteklemişlerdi.
Daha sonraki yıllarda 1960 ihtilalinden sonra Adalet Partisini desteklerler, Demirel’le çok yakın ilişki içindedir Demirel aydına geldiğinde Hacı Kemalin evinde kalır.
Hacı kemal 1977 seçimlerinde yapılan seçimlerde Turgut Özal İzmir adayıdır.İzmir in her bir yanını merhum Özal’la gezer ve Özal’ı o seçimde destekler.
Hacı Kemal’in siyasete olan ilgisi ta ki…Gülen Hocaefendiyle tanışana kadar sürüp gidecektir.Hocaefendiyle tanıştıktan sonra siyasetten uzaklaşacak bir daha yanından hiç ayrılmayacaktır…
Hacı Kemali , Aydın’da, İzmir’de hatta ege bölgesinde ne kadar hayırlı bir iş varsa orda vardı.Aydın İmam Hatip Lisesi yurdu, İncirliova da yapılan hayır işlerinde ve hatta ege bölgesinde yapılan hayırlı hizmetlere yardımlar etmiştir.
Ülkemizde Van serhat kolejinde, Edirne de yapılan kolejde, İzmir yamanlar kolejinde, İstanbul’da yapılan kolejlerin hepsinde vardı.Ne zamanki Türk devletleri bağımsızlığını ilan etti işte yaşına, başına, hastalıklarına , gittiği ülkelerde iç savaşlara aldırmadan kendini orta Asya’ ya Türkmenistan’a, Tacikistan’a ata topraklarına atacaktı.
Tacikistan’a okul açmak için geldikleri zaman bir otele yerleşmişler. Çalışmaları devam ederken iç savaş patlak vermiş. Eğitim bakanı, “Sizin hayatınızı garanti edemeyiz. Türkiye’ye dönün.” demesine rağmen. “Karşımda bir yangın var. Alevi göklere yükseliyor. İçinde evladım yanıyor..!” sözleriyle yola çıkmış bir şefkat abidesi hiç geri döner miydi? “Sayın Bakanım! Bize isabet edecek kurşunda adımız yazılıdır. Biz buraya okul açmaya geldik. İzniniz olursa açmadan dönmek istemiyoruz.” diyecekti
Aklı her zaman binlerce kilometre ötelerdeydi. Kafasında evirip çevirdiği şeylere kendisini öyle kaptırmıştı ki, yüreğindeki sıkıntıyı bile fark edemiyordu. Daralan damarlar ve sıkışmaya başlayan kalp, beyne ihtiyacını arz edecek bir yol bulmaktan aciz kalmıştı. O esnada telefon çalmaya başladı. Telefonun öbür ucunda bulunan Kadir Bey, Hocent şehrinde okul açmak için yaptıkları başvuruya olumsuz cevap verildiğini bildiriyordu. Telefonu kapattı. Ardından bir telefon daha geldi. Aldığı ikinci haber de pek iç açıcı değildi. Zihni dağılmış ve biraz kendine döner gibi olmuştu ki kalbindeki sıkışmayı fark etti. Çocuklarını çağırdı, borçlarını, verdiği sözleri ve üzerindeki emanetleri bir, bir saydı. Ardından vasiyetini bildirdi. Hastaneye ulaştıklarında komaya girmişti. Dokuz gün komada kaldı. Rabb’ine yürüdüğü zaman takvimde 13 Mart 1997 Perşembe yazıyordu.
Şanlı tarihimizi sırtında taşıyan küheylanlar gibi koşmuş, koşmuştu... Ve bir seher vakti kalbi çatlamıştı. Taciklilerin Hacı Atası, Türklerin Hacı Ağabey’i Hacı Kemal Erimez artık aramızda olmayacaktı...
Kendisine has tebessümü ile “Bizi Tacikistan kurtardı.” demiş Hacı Ata rüyada bir sevenine
GÜLEN HOCAEFENDİ HACI KEMAL ERİMEZİ ANLATIYOR…
Hacı Kemal Bey, zannediyorum çoğumuzdan, çoğundan birkaç kalem öndedir. Çok kimseye hakkı geçmiştir. Çok kimsenin elinden tutmuştur. Eskiden beri doğru bildiği şeyde koşturup dururdu. Çok vefalı biriydi. Bu açıdan bazı insanlar vardır ki, işte birkaç insanla aralarında alacakları verecekleri vardır. Hakları vardır. Fakat Hacı Kemal’in çok kimseden alacağı vardır. Civanmertliği, bu hizmette inandığı çizgide -nasıl inanıyorsa- o uğurda niyetine göre ömür boyu koşması... Hele son zamanlarda Orta Asya’da yaptıklarıyla belgeselleştirilmesi gerekli olan bir irfan abidesi, bir değerler abidesiydi o.
Ben onun geniş imkanlara sahip olduğu dönemleri bilirim. Dükkanlarını sattı, evini sattı... Ve ben doğru mu söyledim, yanlış mı söyledim, kendi hakkımda hüküm vermeseydim daha rahat konuşurdum ama... Yani, “Hacı Kemal, senle benim evimiz olmaması lazım, dünyaya çalışıyoruz hissini etrafa uyarmayalım.” diye söylerdim hep. Oysaki, objektif düşünce olarak çoluk çocuğu olanın başını sokacağı bir evi olmalı. Kira, evden eve taşınma çok şirin değil. O, zannediyorum çoklarından akıl almış, çoklarına akıl vermişti. Eskiden evi vardı, fakat vefat ederken ilk sekerata girdiği anda bir garip olarak ölüm anına girdi, yabancı bir evdeydi, hatta çocukları bile yanında yoktu. Allah o lütfu da ona ihsan etti. Çünkü buyuruluyor ki; “Garip ölen şehittir”. İlk sekerata girdiği zaman yanında kimsesi yoktu.
Çok cömertti. Bunu bütün arkadaşları bilirler. Ben Ege’de gezici olduğum zaman da -onun çocukları o zaman küçüktü, ben evinde de kaldım- teybi elinde ben nereye gittiysem o da oraya geldi. Bizim yaptığımız bir hizmet olmayabilir.
Fakat onlar bir hizmet kabul ettiklerinden dolayı niyetlerine göre sevap alırlar. Cömertlik çok önemlidir, bir iki defa size arz etmiştim, kuyrukluyıldızlar gibi gezen büyük veliler vardır. Mesela İbn-i Ethem gibi ve bunlardan birisi de İbrahim Havas. Bunlar belde belde dolaşırlar, Anadolu’yu kaç defa baştan aşağı taramışlardır. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki: “Cömert insan fasık da olsa cennete girer”. Hacı Kemal fasık değildi. Fakat cömert bir insandı. Çocuklarının bugünkü sarraflık işleri olmasa Hacı Kemal’in şahsı adına hiçbir şeyi yoktu. Onun bir şahidi de Yahya Bey’dir. Benim onda takdir ettiğim çok evsaf vardır.
Kendini unutacak kadar fenafi’d-dava, fenafi’l-hizmet bir insandı. Arz ettiğim gibi 80 senesi, bütün arkadaşların bir Civanmertliği vardır da, -6 sene çok ciddi sıkıntı yaşadım- bu sıkıntı zamanlarında o, ilk günden itibaren hep yanımda oldu. Aramızda böyle de bir uyum vardı. Tabii insanın bunları unutması mümkün değil. Yani hayatımda onun o kadar çok civanmertliğine şahit olmuşumdur ki saymakla bitiremem.
Rus Tereza, Hacı Ata’yı anlatıyor
Ben Tereza, 17 yaşındayım. Rus’um. İki yıl önceye kadar Tacikistan’da yaşıyordum. Annem Hacı Kemal Erimez ile birlikte çalışıyordu. O sıralar Hacı Ata’mız ilk liseyi Tursunzade’ye açmıştı. Ben daha ufaktım. Sık sık okula annemin yanına gelirdim. Annem okulda şef aşçı olarak çalışıyordu.
Hacı Ata bizle karşılaştığında, ablama ve bana her zaman tebessüm eder, başımızı okşardı. Biz o zaman Türkçeyi bilmiyorduk. Onun sıcaklık ve sevgisi bize karşı davranışlarıyla anlaşılıyordu. Bizi sadece annemiz büyüttü, babamız yoktu. Hacı Kemal abi bizim için dede gibiydi. Biz ailecek o zaman Hiristiyan’dık. Gerçek Müslümanları o zamana kadar tanımamıştık. Bir yıl geçti. Okuldaki abileri ve öğretmenleri, özellikle de Hacı Dede’yi çok sevdik. 13 Mart 1997’de Hacı Dede’nin ölümü, bizim hayatımızı değiştirdi. O güne kadar hiç düşünmemiştik hayatımızdaki önemini. O bizim için örnek insandı. 14 Mart 1997’de biz Müslümanlığı kabul ettik, yeni bir hayata başladık. O zamanlar ben 12 yaşındaydım. İslamiyet’i oradaki öğretmenlerin hanımlarından öğrendik. Başlarda hiç kolay olmadı, özellikle de annem için. Çünkü biz Rus’tuk. Daha sonra ablam Türk abilerden birisiyle evlendi. Bir yıl sonra 12 Mart 1998’de bir oğlu oldu. Ona tabii ki Hacı Dede’nin ismini verdik. İnşaallah o bu ismi layıkıyla taşır. Hacı Dede’miz gibi. Üç ay sonra ablam ve eniştem Türkiye’ye dönüş yaptılar. Sekiz ay sonra biz de annemle Türkiye’ye yerleştik. Şu sıralar Küçük Dünyam isimli kitabı okumaktayım.
Hizmetle dolu bir ömür
Sevenlerinin “Hacı Kemal Ağabeyi” 22 Nisan 1926 yılında Samsun’un Havza ilçesinde dünyaya gelir. Ama, hayatının büyük bir kısmını Ege’de geçirir. Ege Bölgesi’nde geçen hayatının ilk yılları, daha sonraları kök salacak olan hizmetin ilk tohumlarının atıldığı dönemlerdir. Kabına sığmayan bir insan olan Kemal Erimez gençlik yıllarında Ege Bölgesi’nde deve güreşleri tertip eder. Aydın-İncirliova’da ilk defa mehter takımını kurar. Sevincinden mehterin ilk gösterisinin yapıldığı gün de mehterin en önünde kendisi yürür. İçinde milletine, yurduna ve dahası inancına olan hizmet aşkıyla kavrulan Hacı Ağabey’i nerede hayır işi varsa orada görmek mümkündür o dönemler.
Erimez, onda eriyeceği bir öğretici, yol gösterici, milletine ve dinine hizmette “tavsiyelerini, hatta imalarını emir telakki edeceği” birini aramaya ta o zamanlar başlamıştır.
İlk zamanlar Konyalı Tahir Büyükkörükçü Hocaefendi ile başlayan münasebetleri, daha sonraları Edirne’den İzmir Kestanepazarı’na tayini çıkan Yaşar Tunagür Hocaefendi ile devam eder. Hali vakti yerinde olmasına rağmen dünya malına aldırmaksızın Tunagür Hoca ile birlikte hayır işlerine koşturur, bir dediğini iki etmez; Tunagür Hoca’nın vaazlarını yanında hiç eksik etmediği teybi ile kaydeder; daha sonra onları çoğaltarak civar kasabalara dağıtırdı.

Aydınlı Hacı Kemal zengindi. Türkiye’nin nabzını ve siyasetini elinde tutan insanlara çok yakındı. Adnan Menderes’i karşılamak için kamyonlara insanları doldurur götürürdü. Başbakan Demirel Aydın’a geldiğinde doğru Hacı Kemal’in evine gider, orada ağırlanırdı. O, çevre insanının isteklerini Ankara’ya taşıyan kişiydi. Kimseye açıklamadı, çünkü kendisinden övgüyle söz edilmesi onu sıkıyordu. büyük ihtimalle siyasete girmeyi teklif etmişti Demirel ona, evinde misafir kaldığı bir gün.. veya Menderes. Bütün bunları es geçti Hacı Kemal. Kendi taşralı muhayyilesinden hareketle, bu millette eksik olan bir şeylerin bulunduğunu seziyor, adını koyamıyordu. Ta ki, onda çok ama çok şey bulduğu genç Fethullah Gülen’le karşılaşana kadar.. “Hacı Kemal Ağabey” Fethullah Gülen Hocaefendi gibi bir kılavuzun işaretleriyle coştukça coştu. Anadolu ,Orta Asya karış karış oldu Erimez’in ayaklarının altında….
Bir Büyük Türkiye sevdalısı, eğitim gönüllüsü Hacı Kemal ERİMEZ’i anlatmaya çalıştım.Muhittin Küçük ağabey’in Hacı ATA adlı hacimli kitabından istifadeler ederek siz sevgili okurlara sahabe ruhlu Hacı KEMAL ATAYI tanıtmak, hatıra getirmek istedim… Bu tür duygu ve düşüncelerle Muhittin KÜÇÜK ağabey’in Hacı ATA adlı kitabını okumanızı ister, sizleri sevgiyle, saygıyla selamlarım…