Acılarla sonlanan hayatların başı sen oldun, sonu sen oldun, gamlı, yaslı, hicranlı, hasret dolu hayatlara şahitlik ettin Ey eylül günleri…gönüllere hüzünle girdin, dertle çıktın, hüznün ayı oldu senin adın Eylül Ayı…
Aylardır süren, asılsız mesnetsiz suçlamalarla geçen, haksız , hukuksuz yargılamaların yapıldığı Yassıada (Yaslı ada) duruşmaları nihayetlenmişti… karar verilmişti artık darağacının yolu görünmüştü, aziz milletimizin başvekiline Aydın’ın zeybeğine, kibar, naif, nazik adamına, memleket sevdalısı başvekiline…
Eylül’ün günleriydi, günlerin on yedi siydi, gecenin ilerleyen vaktiydi…Jipler gelip geçiyordu, hava dağınık, hava karanlık, hava ürkütücü, insanların yüreğine kasvet yayıyordu..Uzaklardan gönüllere inşirah veren davudi bir sesle Zil-zal suresinin son ayetleri okunuyordu. Gökyüzü bulutlu ağlamaya, yaşını dökmeye hazırlanıyor, vakit yaklaşıyor, yağmur yavaş, yavaş çiselemeye başlıyordu…
İmralı’da misafir salonunun önünde postal sesleri…Yavaş, yavaş düzenli adımlarla birileri geliyor salonun önüne..Ayak sesleri zayıflıyor, salonunun önünde duruyorlardı.Kuran-ı Kerim’ den zil- zal suresinin son ayetleri okunmaya devam ediyordu. Herkes de bir hüzün havası vardı....Kimileri var ki dokunsan ağlayacak, yağmur olup yağacakdı…yıllar sonra başvekili darağacına gönderenler, destekleyenler bile bir gün gelecek pişman olacaktı…
İsmet Paşa’nın Berrin hanımla görüşmesinde, göz pınarından birkaç damla yaş süzülürken beni de dinlemiyorlar diyebilmişti sadece…gecenin ilerleyen saatleriydi, bugün belli ki geri dönülmez bir ufkun akşamındaydık… hava ürkütücü, korkutucu, simsiyah bir gecenin karanlığındaydık…önemli bir yolcu vardı, ötelere yolcu edilecek Eylülün hüzün kokan, dert kokan, pişmanlık soluyan gününde…
Eylül’ün günleriydi, öğlenin vakitleriydi, son arzusu soruluyordu, ülkemin başvekiline, verilen yenice sigarasını, titreyen zayıf parmakları arasında tutarken, dudaklarından son sözleri dökülüyordu; ‘’ Dünyadan ayrıldığım şu anda, ailemi ve çocuklarımı şefkatle andığımı kendilerine bildirin. Vatanı ve milleti Allah refah içinde bıraksın’’ hayata dair son sözleri olmuştu ülkemin başvekilinin…
Gökyüzü dağınık, bulutlar hüzünlü, insanlar üzüntülü, belli ki bir ağıt yakacak gökyüzü ülkemin Başvekiline… bardaktan boşanırcasına gözyaşı olup inecek yeryüzüne, akacak sızlayan vicdanlara...çiseleyen yağmur hızını artırıyor, ara , ara şimşekler çakıyordu…
Tek başına ipe doğru yürüyen başvekilim, misafir salonu ile darağacının bulunduğu yer arasındaki 80 metrelik yolu da, rahatlıkla geçecekdi.. Eller bağlı , diller bağlı , gönüller bağlı, bitkin, zayıf, bitap düşmüş, zayıflamış, yüzünde benekler oluşmuş başvekilimin… gözlerinde korku yok, vicdanında sızı yok, kafası dik, alnı açık yavaş adımlarla yürüyor darağacına….
Milletimiz adına her anı, her saniyesi ürkütücü, korkutucu, üzücü, kahredici olsa bile mahşer yerindeydi artık, ülkemin başvekili darağacındaydı…
Sonbaharın ayı idi, Eylülün günleriydi, ağaçlardan bir,bir düşen sarı yapraklar savruluyordu gökyüzüne…Sarı zeybeğin savrulduğu gibi ötelere…Ülkenin her hanesinde gönüllere kor düşüyor, yangınlar çıkıyor, vicdanlar sızlıyordu..
Serçeler kaçacak yer arıyor, kargalar çığlık atarak uçuşuyorlardı....şimşekler çakıyor, yağmur hızlanıyor, kasırgaya dönüyor. Ortalık birbirine giriyor toz duman oluyordu… Meydan mahşer yerine dönüyor, infaz gercekleşiyordu…
Yüreğimizde hiç bitmeyecek bir hüzünle, bir hicranla gözümüzdeki yaşlar başlıyordu...Başvekil ahirete yolcu edilirken, gönüllere hüzün, dert, keder,üzüntü adına her ne varsa doluyordu…gözümüzden dökülen damla,damla yaşlar gibi süzülüp gidiyordu başvekilim gözlerimden..
Eylül’ün günleriydi, bir şanlı devrin kapanıp, bir aciz devrin açıldığı gündü, işte o gün hayallerime giren kabus , üzerime çöken karabasandı.
Anaların ağladığı, babaların sızladığı, çocukların yetim kaldığı, bir milletin yasa boğulduğu gündün. eylül günleri..
Yassıada’nın , yaslı ada , İmralı’nın kara ada olarak akıllara yerleşeceği gündü….aklın, izanın, insafın, sevginin, hoşgörünün bilinmeyen ellere uçup gittiği, boyunlara yağlı urganların dolandığı, yüreklerin yangın yerine döndüğü, sırtlara süngülerin dayandığı gündü Eylül’ün günleri…
Yine Eylül’ün bu gününde, yine aynı saatlerde hayalin gözlerimin önünde, aklımdasın, gönlümdesin, yanağımdan süzülen iki damla gözyaşımdasin....
Başvekilim, seven, sevilebilen insanlardan bir insan olmayı becerebilen insan, darağacında urganı kendi elinde geçirdiğin bu günde, Rabbine kavuştuğun bu günde, seni bir kez daha rahmetle, hasretle, sevgiyle, saygıyla anıyorum…ruhuna fatihalar gönderiyorum, ruhun şad ola başbakanım, ruhun şad ola…