Yazının başlığına bakarak kendi reytingimizi artırmaya çalıştığımızı, bir gün Çölaşan kahramanımıza erişme niyetinde olduğumuzu düşünmeyiniz.
Bendeniz gariban bir maden işçisinin çocuğuyum. Rahmetli babam gerçek bir kahramandı. Hayatını ortaya koyarak tam on çocuk büyüttü bu vatan için. Yoksa Çankaya sosyetesinin yaptığı gibi yapardı. Ömrünü maden galerilerinde geçirmezdi.
Geçenlerde akşam saatlerinde Çankaya ‘da yokuş bir caddede (haydi adını da verelim Üsküp Caddesinde ) yürüyordum köpek havlamaları ile irkildim. Hemen hemen bütün balkonlarda iyi besili köpekler, yüksek sesle havlamaya başlamıştı. Hemen aklıma nostaljik duygular geldi. Adamların evde köpek beslemelerini, seslerine duydukları özleme yordum. Hani insan bazen köpek sesi olsa da bu sesi özler, dedim. Ama işin aslı bu değil. Evde hayvan beslemek çağdaşlaşmanın bir gereğidir. Adam yaşlı anasına babasına bakmaz ama evde köpek besler. Bu da çağdaşlaşmanın sonunda oluşan bir açmaz.
Evde besledikleri köpeklere harcadıkları paranın bir kısmını doğuda dağa çıkan cahil çocuklarımızın topluma entegrasyonuna harcasalar bence daha iyi olurdu. Hemen bu konuda faaliyet yapacak bir vakıf kurmalarını öneririm.
Melih Gökçek, Çölaşan’dan kazandıklarını böyle işlere harcamadı, gitti binlerce kişiye döner ısmarladı.
Niyetimiz Çölaşan gibi çok para kazanmak değil. Bu güne kadar telif hakkı almadım. Demokrasimiz çok gelişti. Jakoben rektörler bu ülkenin bir hukuk devleti olduğunu kameralara seslendirdiler. Biraz daha hukuk gelirse yerel basınımız da gelişir, bendeniz de gerçek müstahsil köylümüz gibi refaha kavuşurum. Yazdıklarımdan elde edeceğim ilk para ile size döner ısmarlayacağım!
Gelelim sorguya: İlk soru, bu yazıyı neden yazdın? Yazar neden yazdığını yazının içine koymuştur. Kimin yazdığına değil neler yazıldığına bakmak lazım. Bu konuda şecaat arz edenlere ne gibi bir yaptırım uygulandı bir görelim?
Yazar nefes alıp verdiği sürece halkının hizmetinde olur. Gazeteden kovulsa bile bunu kesinlikle ranta çevirmez. Buna tevessül eden namerttir.
Refikim Nizamettin’i kutluyorum uluslar arası ödül aldığı için. En az kendisi kadar sevindiğimi söylemeliyim. Ama şu Çankaya’da karanlığı yırtan sesleri ile balkonlarda üren köpekleri konu alan bir yazı yazmasını diliyorum.
Bu köpeklerin ne kadar şanslı olduğunu tahayyül ediyorum! Çankaya gibi bir yerde yaşıyorlar. İthal ( Pardon “dış alım” demeliyim! İskandinav ülkelerine hayran , Kenya Fatihi siyasetçimiz hep böyle derdi.. ) mamalarla besleniyorlar. Bir kemiğin peşinden saatlerce yol alan ve bu yüzden bir deri bir kemik kalmış, gariban taşra itlerinden ne kadar ayrıcalıklı olduklarını bir düşünün. Beni daha iyi anlarsınız.
İmtiyazsız sınıfsız bir toplum yaratma fikriyatı, Çankaya da beslenen köpeklerin imtiyazlı olmalarından iflas etmiştir. Saatlerce sade bir yal versin diye evin kapısını gözleyen , zalim ev sahibinin insafına kalmış gariban Anadolu köpeklerinin ne kabahati var. Onlar neden dış alım mama yiyemiyorlar. Onların canı can değil mi?
Bir yazı yazılmış diye sorgu sandalyesine oturtulmak bana çok garip gelmedi. Dış alım mamalarla beslenen ve bu yüzden ödemeler dengemizi bozan köpeklere imrendim doğrusu. Onlar kadar değerimizin olmamasına üzüldüm. Sağlık olsun aziz okuyucularım. Gide gide düzelir işler diyelim. Vatan sağ olsun! Sizler sağ olun !...