O yıllarda Televizyon denen çağın harikası belki çıkalı çok olmuştu amma, bizim eve daha yeni girmişti..Ne kadar sevinmiştik üç kardeş, televizyon anteni dama dikilirken,yüreğimizdeki heyecan görülmeye yaşanmaya değerdi...
O yıllarda bizim için Cuma akşamları bir bayram gününden farksızdı..O gün mutlaka akşam yemeğinde, meşe ateşinde pişen, tavada hamsi olurdu.Soğuk ve çetin geçen adam boyu kar yağan kış günlerinde,.kuru fasulye,keşkek yemeği,soframızın vazgeçilmez yemekleriydi.Belki de ! benim hala bu yemeklere olan düşkünlüğüm o günlerin eseriydi...
Etrafı kerpiç avluyla çevrili, büyükçe tahta kapısı olan, garajı tandırı alt katı dam olan, üç odalı, mutfaklı, dede yadigarı, bu evde onca yokluğa, yoksulluğa inat hayata nazire edercesine, mutlu ,huzurlu, umutlu bir hayat yaşayıp gitmekteydik işte…
O yıllarda her şeyin kıymeti vardı.Cuma günleri yenen tavada hamsinin,kuru fasulyenin,keşkek yemeğinin kıymetleri vardı.Her akşam televizyonda gösterilen., çizgi film vikinglerin, salı akşamı gösterilen Türk filmlerinin, Türkan Şoray’ ın,Kadir İnanır ‘ın Cenk KORAY 'ın , Halit KIVANÇ’ın hasılı tüm artislerin bir başka kıymetleri vardı.
Komşumuz şişman Emine teyzenin, uzaktan yakınımız, ihtiyar Nazik teyzenin, halamın kaynanası Afife halanın kıymetleri vardı.Evimizde hiç çekinmeden, hem de odanın baş köşesinde,oturabilecekleri minderleri vardı.
O yıllarda hangi komşunun evinde,güzel bir şeyler pişirilirse,komşusuyla paylaşacak,tadımlıkta olsa pişen yemekleri vardı.Yüzünü hayal, meyal hatırladığım, her zaman rahmetle andığım dede yadigarı iki katlı evimizde, bazen üzülerek,bazen sevinerek ama çoğunlukla, mutlu olarak, ebemlerle, amcamlarla yaşayıp gitmekteydik işte…
Kim bilir, belki de şu an ki ..yaşadığım hayatın.Onca zorluğunu,acımasızlığını göğüsleyebilmem, o günlerdeki yaşadığım hayatın verdiği dirençti, güçtü, umuttu..
Evet o yıllarda umutlarımız,hayallerimiz vardı geleceğe dair, kardeş gibi çocukluk arkadaşlarımız, adeta bir haneyi andıran mahallemiz, kötülük kıskançlık nedir bilmeyen, tertemiz, günahsız yüreklerimiz vardı.
Bin dokuz seksenli yıllarda, çocukluğumun ilk yıllarında, ayağımızda lastik ayakkabı olsa da, sobalarda kömür yerine tezek yaksak da, sabahları somun yerine, yufka ekmeği yesek de, sucuğun, salamın, kaşarın yokluğunu çeksek de yoksulluğu iliklerimize kadar yaşasak da her şeyin kıymeti vardı.
Okulun tatil olduğu günlerde, sırtıma boya sandığını vursamda, İyiliğin, kardeşliğin, sevginin, hatırın,hoşgörünün,yokluğunu çekmiyor, yaşamıyorduk....
Hayata dair umutlarımız,sevinçlerimiz, okuyacak, adam olacak, mahallemizden devleti yöneten kadrolar çıkartacak hayallerimiz vardı.
Komşumuz Şişman Emine teyze vefat edeli çok oldu...Halamın kaynanası Afife hala yıllar sonrada olsa, aynı kaderi paylaştı...Nazik teyze hayatının son demlerini yokluk, yalnızlık, perişanlık içinde hayata veda etti.
Yok olan, kaybolan, değer yitiren, irtifa kaybeden sadece onlar değildi.Bizi biz yapan değerlerde hayatımızdan bir, bir kopup gidiyordu....Artık mahallemizde, yemekler paylaşılmıyor, artık,dibek başı oturmaları olmuyor, komşuluk hakları gözetilmiyor insani değerler bir, bir kayboluyor, yerle bir oluyordu...
Yıllar sonra vaktiyle, kıymetli olan her şey, hayattaki yerini kaybetmiş yerlerine başka, başka düşünceler gelmişti.
Sadece o günlerden bu günlere kalan benim çocukluk hatıralarım.Belki de bu satırlardı, ben hala mazide kalan hasret günlerini, çocukluk günlerini , umut günlerini, hey gidi günler diyerek, hayıflanarak, kırılgan,yorgun, hüzünlü yüreğimde yaşatır dururum kendimce...
NOT ; Sevgili okuyucularım, Yeni bir yıla daha girmenin arefesindeyiz…2008 yılının Kırıkkalemize, Aziz ülkemize, tüm dünyaya barışın, sevginin, saygının, hoşgörünün, refahın hakim olması dilek ve temennileriyle, Yeni yılınızı tebrik ediyor, sevgi ve saygıyla hepinizi selamlıyorum…