Bu ülkenin insanı bir alem. İslamcısı, solcusu, ulusalcısı birbirinin kopyası. Hedefleri, davaları ya da ideolojileri falan değil. Tam tamına iktidar kavgası. Devleti ele geçirme savaşı
Bu ülkenin insanı bir alem.
İslamcısı, solcusu, ulusalcısı birbirinin kopyası.
Hedefleri, davaları ya da ideolojileri falan değil.
Tam tamına iktidar kavgası.
Devleti ele geçirme savaşı.
İlke, ideoloji, etik değerler falan fasa fiso.
Biz meseleye bizim(!) cepheden bakalım.
Yıllarca camianın önünden gidip sağa sola sapanları, saptıranları bir kenara bırakalım.
Basit insan tasavvurlarından yola çıkalım.
Devletle büyük rant ilişkisini de bir yana bırakın. Basit maaş bağlantıları içinde olanların bile vidaları gevşiyor, kıblesi şaşıyor.
Vatan, millet Sakarya edebiyatının suyunu çıkarıyoruz.
Çok basit kazanımları –kazanım neyse– devrimmiş gibi sunmaktan geri durmuyoruz.
Bir kazanda ısıtılarak farkında olmadan haşlanan kurbağa misaliyiz.
YÖK başkanı atandı.
Sevgili öncülerimiz(!) üniversitelerin bütün sorunları bitmiş gibi cazgırlığa başladılar.
Hatırlarsanız birileri rektörlere selam durduracaktı.
Ne oldu?
Özellikle söylüyorum.
Niyeti sorgulamıyorum. Ama ne yazık ki plansız bir siyasetimiz var.
Kendimiz olmaktan aciziz.
Birazcık devletin imkânları ile muhatap olunca yolumuz, yordamımız değişiyor.
Önce adam olmayı, istikrarlı, itidalli olmayı öğrenmemiz gerekecek.
Önce Müslüman olmayı önemsediğini iddia edenler zaman geçiyor, makamlar değişiyor bir de bakıyorsunuz önce T.C. vatandaşı, sonra Türk siyasetçisi olmuş.
Korku ve komplekslerinin ürettiği mazeret ve stratejilerin esiri oluyorlar.
Bir de bir şeyler yaptıklarının zannıyla kasılmaları yok mu!
Bu devlet veya sistem ya da devletin asıl sahipleri ne derseniz deyin Müslümanlara iktidarı(!) vermekte çok geç kalmış.
Baksanıza demokratik, laik, hukuk devletini halka rağmen nasıl da cansiperane savunuyorlar.
Devletin ikiyüzlü ve baskıcı tutumu istisnasız siyasetçilere de yansıyor.
Önce kendimizi tarif edelim.
Sonra da ayaklarımızı sabit tutalım.
Yoksa çok savruluruz.
Hakkı savunacağız derken yolumuzu kaybederiz.
Kendi değerlerimizi değerlerimize uygun usullerle savunalım.
Evet uzaktan, dışarıdan konuşmak, yazmak kolay.
İyi ki de dışarıdayız.
Bir yazar Kozan’da Tevhide’yi kürsüden indirten askeri (Türkiye’nin şu anki şartlarına rağmen) cesaretinden dolayı tebrik ediyordu.
Yerinde bir tebrik.
Komutanı tebrik edip orada sessizce olayı takip edenlere de (siz kimsiniz?) sorusunu sormak lazım.
Namuslular ya da haklı olduklarını iddia edenler en az namussuzlar kadar cesaretli olmalıdır ki haklarını alabilsinler.
Yakıp yıkmaktan, devrimden falan bahsetmiyorum. Birazcık sesinizi çıkarın.
Nasılsa bizimkiler(!) iktidarda hapı sizi uyuşturmasın, gözünüzü açık tutun.
Devletten önce insan, devletten önce inancım diyemiyorsanız başka bir şey demenize gerek yok, vesselam.