Ve Ey Sultanım,
Otuz dört yaşında ha yıkıldı, ha yıkılacak sanılan , hafif bir rüzgarla savrulacak, dağılacak olan devletin başına gelmiştin.Devlet-i Aliyye’nin son asrında, felaket asrındaydın..yıl 1876 Bulgarların isyanı ve Meşrutiyetin ilanı ile birlikte bir anlamda Son Sultan olarak tahta çıkıyordun etrafımız sarılmış, kurtlar sofrasının tam ortasına düşmüştün…
Orduda başıbozukluk almış yürümüş, her tarafta kuzu postuna bürünmüş kurtlar, koskoca Devleti-Aliye-yi yemeye, hazırlanan ağızlarında salya ile bekleyen tek dişi kalmış canavarlar…devlet hem içten çökertilmiş, hem de dıştan, koskoca devletin hazinesi bomboş ve dış borç hiç ödenecek tarafı yok…İşte bu namüsait şartlar altında devletin başına geçiyordun son Sultanım ...
Ve Ey Sultanım,
İstanbul’da Düvel-i Muazzama toplantısı yapılmış ve Osmanlı’nın kaderini belirleyecek toplantıya Osmanlıdan hiçbir temsilci dahi çağrılmamışdı..Kurtların, çakalların sofralarında Osmanlı haritasını önlerinde şehir, şehir, ülke, ülke paylaşıyorlardı…
Böylesine tarihi kritik bir dönemde sen ne yapılması gerekiyorsa onu yapmıştın Uyguladığın kurt politikalarla, diplomasiyle ,çakallarla nasıl dans edilir onun örneklerini gösteriyordun. Devlet-i Aliye’nin yüzölçümünü korumaya çalışılıyor, limana sağ salim koca devleti çekmeyi çalışıyordun.
Ve Ey Ulu hakanım,
İktidarda olduğun 33 yıl (1876-1909) dünyanın en sancılı, en çalkantılı olduğu bir dönemi teşkil ediyordu. Ülkenin en zor şarlar altında olduğun bir dönemde tahta çıkmıştın ama bu zorluklara boyun eğmemiş, bir yandan halifelik müessesine canlılık getirmeye çalışıyor, diğer yandan yeni müttefikler kuruyordun.Dünyanın bir savaşa doğru gittiğini görmüş çıkacak bir dünya savaşında, savaşa girmeyecek, onlar savaştayken Ülkeyi kalkındırmanın teknolojinin tüm nimetlerin ülkeye getirme düşüncesinde idin…ama bırakmadılar Sultanım seni sana, seni bize milletimize bırakmadılar sultanım…
Ve Ey sultanım,
Selaniğ’e sürgüne gönderilirken, özel eşyalarını dahi almana fırsat tanınmamıştı. Görevden ayrılma yazını tebliğ için gelen heyette, Yahudi milletvekili Emanuel KARASU ve Ermeni Milletvekili Aram Efendi adlı zatların seni tahtan indirirken ‘’en çok beni bu iki vatan hainin karşıma gelerek seni tahttan indirdik’’ demelerine ne kadar çok üzüldüğünü ifade etmiş, içerlemiştin sultanım..
Ve Ey Sultanım,
Aka Gündüz adlı bir çocuk sarayına gelmiş senden yardım dilenmişti ya hani… ve sen o çocuğun hem babasına yardım etmiş, çocuğuda Galatasaray Lisesinde yazılmasına emir vermiştin….Sonra ki yıllarda aynı çocuk Hareket Ordusunun başında sana küfürler savuruyor en ateşli muhalif taraftarlar arasında yerini alıyordu…kargalar tarafınca besleniyor ,sonra karşına dikiliyordu…
Ve Ey Sultanım,
Salim adında bir kürt çocuğunu kuleli askeri lisesinde tüm masraflarını şahsi olarak karşılamış, okutmuş çocuğun adı Topçu Subay Salim diye anılır olmuştu, tahttan indirildiğin gün sana suikast hazırlayan da kurşunlar sıkanda işte o çocuktu sultanım..
Senin döneminde halk huzura refaha kavuşmuştu..ama seni istemeyenler, ülkemizi paramparça etmek isteyenler, Avrupa memleketlerinde okuyan, yazan , çizen kısmı sana en şiddetli muhalafeti ediyorlardı..Sendin Ey sultanım İsrail’e para karşılığı satacak toprağımız yok diyerek Filistin’den bir karış toprağı vermeyen….kanlarla aldığımız topraklar kanla verilir..bütün her şey milletime aittir diyen sendin Sultanım..
Sendin Ey sultanım,
Bulgar kralına para teklif edip, toprak istemesine Bulgar kralını huzurundan kovan ve haddini bildiren sendin sultanım…Sana ‘”kızıl sultan’’ gibi nice lakap takmışlardı Siyonist güçler…Sana Osmanlının yıkılmasını bekleyen zamanın büyük devletleri seni Osmanlının yıkılmasının önünde en büyük engel olarak görüyorlardı sultanım..
Sen gittikten sonra sultanım on yıl içerisinde koskoca imparatorluk tarumar olmuştu..Senin yerine geçen ham hayallerin paşaları diye anılanlar her ne kadar iyi niyetli olsalar da arkalarına bakmadan kaçıp gitmişlerdi Avrupa memleketlerine…
Ey Sultanım, senin bu memleketi, bu ülkeyi canından aziz bildiğini ve bu ülke için eğitimden, teknolojiye kadar neler yaptığını kimseler bilmiyor sultanım..Sen memleketin her vilayetinde vardın sultanım… Modern üniversitelerin temelinde vardın.Deniz Mühendislik Okulunun, Gata Askeri Hastanesinin, Harp Okullarının, Kurmay Okulunun, Siyasal Bilgiler Fakültesinin, İstanbul Tıp fakültesinin, Hukuk fakültelerin Mühendislik fakültelerinin temelleri hep sen vardın Sultanım…
Doğu vilayetlerine düşlediğin, belki de bugünün PKK belasını kökünden silip atacak projelerin anlaşılamamıştı sultanım… Arap ve kürt aşiretlerini çocukların okutmak için, Doğu İllerinde kurulmaya başlanan sonra kaldırılan okulların kurulmalarında sen vardın sen anlaşılamayan , bilinmeyen sultandın.. Boşa dememişdi Üstad Necip Fazıl “Abdülhamidi anlamak, dünyayı anlamak olur’’ diye sultanım…
Orman ve madencilik okullarında, Polis teşkilatının, itfaiye teşkilatının kuruluşlarında hatta bir çoban okulu kuruluşunda vardın sen sultanım…Öğretmen okulları ve 10.000.-‘e yakın ilköğretim ve liseler açmıştın sen sultanım Ülkenin dört bir yanında eğitim seferberliği başlatmıştın..Çünkü biliyordun tüm soruların kaynağının eğitim olduğunu…
Şimdi bu zamanlarda senin gibi eğitim seferberliği başlatanlar var, dünyanın dört bir yanını eğitimle, sevgi okullarıyla sarmalamak isteyenler var…tüm dünyaya sevgi, saygı, hoşgörü soluyarak, sevgi okulları açanlar var ..Tüm dünyada Türkçemizin, sevgi dili, dünya dili olması için bu yola kendini adayanlar var…hiçbir karşılık beklemeden, öbür dünyada vardır karşılığı diyerek kendini feda edenler var…onlarda senin gibi şimdilerde anlaşılamıyor, anlayamıyorlar sultanım…
Sen ki Sultanım Projelerin padişahı idin..
Bugünkü İstanbul boğazlarına yapılan köprülerin projeleri senin döneminde özel isteğinle çizdirmiştin..Hicaz demiryolunu ne büyük zorluklarla tamamlanmıştın…Hatta sultanım bugün kü adıyla ‘’GALATAPORT’’ diye bilinen projeyi çizdirmiş, özel bir alaka ile ilgilenmiş, takip etmiştin sultanım…
Bu ülkeye ilk denizaltılar senin döneminde getirilmişti..İlk Eczaneler senin döneminde açılmış ve ilk otomobille memleket senin döneminde tanışmıştı..
Seni bilinmiyor, tanımıyorsun Ey Sultanım…
Avrupa devletlerinde, Peygamber Efendimiz ve Fatih Sultan Mehmet adına onlara hakaret içeren bir piyes oynanacaktı...Nasılda üzülmüş telaşlanmıştın, sanki ülkeye bir savaş açılmış gibi hissetmiştin kendini..Hemen İlgili devletlerle irtibata geçilmiş..gerekirse Halifelik gücünü kullanacağını söyleyerek, piyes oyunu gösterimden kaldırılmıştı sultanım..
Bilinmiyordun, tanınmıyordun Sen Sultanım,
750 milyon altın borcumuz yüzünden Fransa’nın Midilli adasını istediğinde, gözüne uykular girmiyordu bu kadar altın nerden bulunacaktı…Eşin Fatma Pesend Hanımefendi durumun farkına varmış, babasından kalan mirasını vererek bu adayı kurtardığını bilinmiyordu Sultanım…
Sen ey Sultanım,
Ülkenin neresinde sünnet düğünleri olsa o sünnet düğününe bir temsilcini yada valini kaymakamını gönderiyor, her çocuğa bir altın takıyordun, halk tarafından ne kadar çok sayılıp seviliyordun.Yeni doğan bebelere Hamit ve Atiye ismi veriliyordu sultanım..
Sen Ey Sultanım,
Devletin hiçbir yazısına abdestsiz imza atmayan, senin döneminde Kuranı Kerim’ler basılmış halka dağıtılmıştı Sultanım…Bir Cuma namazı çıkışında kurmuştu sana Ermeniler pusu…Birkaç dakikalık gecikmeyle Allah seni bağışlamıştı bu millete..Halifeliğin büyük gücü senin döneminde daha da büyümüş…Devrin büyük devletleri senin politikalarınla, stratejinle birbirine düşüyorlardı Sultanım…otuzüç yıldır yıkılması beklenen hasta adam iyileşiyor kendine geliyordu….Hatta küçük bir ordu hazırlamış…Yunanların üstüne göndermiş ve Yunanistan yeniden feth edilirken…büyük devletlerin gözü korkmuş, orduları geri çekmiştin Sultanım..
Sen devletin başından ayrıldıktan sonra, bir dünya savaşı çıkacak aman girmeyen bu dünya savaşına demiştin üçlü paşalara, illa ki girmemiz gerekirsede deniz gücü fazla olanın yanında girelim demiştin devleti yönetenlere…Ama seni dinlemediler Sultanım bir oldu bittiyle Almanların yanında savaştaydık Sultanım…
Dünya savaşını kaybetmiş, düşman gemileri İstanbul Limanlarına demirlerken yüreciğin dayanmamıştı..Sen yürüyüp gitmiştin bir kalp kriziyle Yaradana doğru…Devleti yönetenlerin hiç biri ortalıkta yoktu hepsi kaçıp gitmişleri Avrupa devletlerine canlarını zor kurtarmışlardı Sultanım…
Sen Ey Hüzünlerin Sultanı,
Seni anlamak, dünyayı anlamak olacaktı ancak ne biz , ne bizden öncekiler seni anlamaktan hep uzak kaldılar sultanım…Okuyan , yazan insanlara o kadar çok görev düşüyor ki seni mutlaka nesillerimize tanıtmak, anlatmak lazım Sultanım…
Bir yaz akşamında düşmüştün hüzünlü yaslı yüreğime, gönlüme geliverdin, gözlerime doluverdin ve birkaç damla yaşla süzülüverdin hepten buğlu ağlayası gözlerimden Ve ey, ve ey SULTANIM….