Tek bir fikrin sahibi değildiler, içinde solcusu sağcısı, tarafsızı, her yapıda kişiler olduğundan tartışmalar çok olurdu.
Müdavimlerden bir kaçının ötekilerden farkı vardı gönlümde.
Çok okurlar, okuduklarını yorumlayarak, bazen kendi fikir ve siyasi yapılarını da atlayak ciddi tenkit ve tahlillerde bulunabilirlerdi.
Ve yazma hevesleri yavaş yavaş ortaya çıkıyordu.
Bir genç vardı ki, henüz liseyi bitirmiş, üniversiteye hazırlık çalışıyordu.
Zekasıyla, dostluğuyla, latifeleriyle bende biraz daha özel bir yere sahipti.
Hatta bazı gazetelerde yazıları da göze çarpıyordu.
Bir gün otururken cebinden çıkardığı bir dosya kağıdını uzatarak; “abi ben yazdım bir bak” dedi.
Yazıyı okurken göz ucuyla bakarken, pembeleşen yüzü sanki bayrak rengini almıştı.
Okuduğum yazıyı verdim, bir müddet sustum.
O benden yorum bekliyor...
Oturduğum sandalyede sağa sola birkaç dönüşten sonra, sabrının bitiş noktasına yakın iddiamı açıkladım.
“sen, gerçekten büyük yazarsın” dedim.
Adam bu heyecanın üzerine duyduğu sözün verdiği ruh hali ile toparlanıp “estağfirullah abi, ben kim büyük yazarlık kim?” diye itiraz etti.
Eeee, ben de iddiasını alıp atacak biri de değilim.
O istiğfar ettikçe ben ısrar ettim.
Genç adamın ısrarıma istiğfar çekmelerine dayanamadım, yanımızda olanların gülüşleri biraz daah gerginleştirdi.
Kalemi uzattım, aldı.
Masanın üzerindeki beyaz kağıdı göstererek “iddiamı ispat edeceğim” dedim.
Osman Karabay mimikleriyle kahkahasını birleştirince büyük yazarın bayrak rengini alan yüzü sabır taşını çatlatır gibi oldu.
Kağıdı göstererek “şuraya en büyük” yaz, dedim.
Ve genç yazar kalemi alıp “en büyük” yazdı.
Herkesin kahkahaları arasında bayrak yüzlü gencin hakkındaki iddiamı ispat ettim.
Aradan geçen zaman içerisinde o genç adam muhabirlik, yazarlık ve gazete yöneticiliğine kadar uzanan bir serüveni başarıyla yürüttü.
Sabırla, azimle, adam gibi duruşuyla isminden bahsedilen bir gazeteci oldu.
O büyük yazar, Türkiye Gazeteciler Federasyonu ile Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu tarafından düzenlenen bir yarışmada derece alıp, ikinci oldu.
Kadim dostum, sevgili kardeşim Nizamettin Yeşilyurt’un bu önemli başarısını tebrik ediyorum
Eskiler “abdala malum olur” derlerdi.
Nizamettin kardeşimiz bir gün yüksek çıtaların fevkinde performansı olacağını o zaman görmüşüm demek ki...
Çok sevindim, mutlu oldum...
Bu memlekette kalem ehli insanların önemsenmeleri ile çok şeyler değişecektir.
Gazetecisi, yazarı, şairi, fikir adamı, sanatkarları ve eskilerin tabiri ile “ehl-i irfan” kişileri itibar ve iltifat gördükçe memleket gelişir, gürbüzleşir.
Ve arzuladığımız yere ulaşırız.
Nizamettin Yeşilyurt’un şahsında bütün gazetecileri tebrik ediyorum.