Bizim çocukluk yıllarımızda her şey ne kadar güzel, ne kadar değerliydi. Mutlu, huzurlu olmak şimdilerde olduğu kadar zor değildi.O günlerin onca yokluğuna, yoksulluğuna rağmen varlık içinde yaşamaktaydık.Teknoloji bugünlerde olduğu kadar gelişmemiş, internet, kredi kartı, cep telefonu hatta ev telefonu dahi hayatımızdaki yerini almamıştı.O günlerde teknoloji ile olan alakamız belli saat aralıklarında yayın yapan TRT’nin siyah-beyaz yayınlarından ibaretti.
O günlerde her şeyin , ama herşeyin kıymeti vardı.Televizyonda haftada bir kez izlenen, Salı akşamları gösterilen filmlerin bir başka tadı, havası, hazzı vardı. Komşuluk ilişkileri belki de o yıllarda altın çağını yaşıyordu.Hangi komşunun evinde iyi bir şeyler pişirilirse, komşularıyla paylaşacak, tadımlıkta olsa pişen yemekleri vardı o günlerin...
Mahallemizin girişinde bulunan taştan yapılma içi yayık dibek de yapılan bulgur köftelerinin tadını doyum olmaz, konu komşuyla tadımlıkta olsa mutlaka paylaşılırdı. Mahallemizde, yaz günlerinde akşamları dibek başı oturmaları olur, yapılan sohbetlerde maziye gider, gülünür, eğlenilirdi.O yılların çocukları , yani bizler ise saklambaç, yakan top, el, el üstünde, kiskiç,çelik çomak, sek, sek gibi kendimizce icad ettiğimiz nice oyunlar oynar, gelir geçerdi işte böyle bizi çocukluk yaz akşamlarımız...
Soğuk ve çetin geçen, adam boyu kar yağan kış günlerinde ise, gündüzleri kar topu savaşları, kardan adam yapma yarışmaları, koşturmacalarıyla akşam edilirdi.Akşam ise komşu gezmeleri biz çocuklar için tam bir şenliği bürünürdü, dönüşürdü.Yine maziye dair sohbetler yapılır, mazinin en güzel günleri hatırlanır, yad edilirdi.Meşe közünde üçlü saçayağında pişen çaylar içilirdi. Şimdilerde hiç yapılmayan dışarıda kış, buz, soğuk akşamlarda yapılabilen, çok da zahmeti olan, tel, tel helvası çekilir, konu komşuya bakır tabaklarda, tadımlıkta olsa ikram edilirdi.
İşte mazinin, hasret günlerini anıp ta , Hey gidi günler dememek var mı? Hey gidi günler şimdi sizler çok uzaklarda kaldınız, size öyle milletçe hasretiz ki…sizi andıkça yüreğim yanıyor, gözlerim yaşarıyor, bedenim titriyor, alıp kendimi hayalen de olsa , o günlere bırakıyorum....
O yıllarda, adeta bir aileyi andıran mahallemiz, kardeş gibi çocukluk arkadaşlarımız, kötülük, kıskançlık nedir bilmeyen saf, tertemiz, yüreklerimiz vardı.Soğukkuyu ayakkabısı diye adlandırdığımız ayakkabılarla gezsek de…çatısız kiremitsiz kerpiç evlerde otursak da… kömür yerine tezek yaksak da… yokluğu, yoksulluğu iliklerimize kadar yaşasak da… iyiliğin, kardeşliğin, sevginin, saygının,hürmetin, yardımlaşmanın, hoşgörünün, hatırın yokluğunu çekmiyor, yaşamıyor, hissetmiyorduk…
Hele ki, o yıllarda yaz tatillerinde, biz çocuklar için Kuran kursları tertip edilirdi. kasabamızın tarihi, mütevazi camisinde… Camide hem dinimiz adına bir şeyler öğrenir, hem de cami avlusunda oynayarak, eğlenerek gelir geçerdi bizim Kuran Kursu günlerimiz..
Belki de! şimdi aklımda olan dini bilgilere ait, tüm öğrendiklerim çoğunlukla o günlerin eseriydi….
Gençlik yıllarımızda inandığımız yüksek değerlerimiz, mefkuremiz, ÜLKÜMÜZ canımızı dahi verebileceğimiz milli, manevi değerlerimiz vardı. Birbirine sevgiyle, saygıyla, hoşgörüyle davranan ablalarım, ağabeylerim, büyüklerim vardı.Dertlerimi dert edinen, derdin derdimdir diyen BÜYÜKLERİM vardı.Ben onlarda , onlar bende vardı.
Bizleri bekleyen mutlu yarınlar, umutlarımız, ülkümüz, mefkuremiz gözümüzde büyüyerek yıldızlaşır, yüreğimizde, aklımızda an be an taşırdık.Aziz milletim adına canlarını dahi, hiçbir karşılık beklemeden, hiçbir hesaba girmeden kendini feda edebilecek ağabeylerim, ablalarım büyüklerim vardı.Yokluk içinde yaşasak da yok demeyenlerimiz vardı.Hepsi birden aynı güzele vurulurcasına vatana, millete dinimize vurulanlarumız, sevdalananlarımız vardı.Başkaca hiçbir şeye gönlünü kaptırmayan yüreklerimiz vardı.
Hey gidi günler, sizler çok uzaklarda kaldınız, size öyle hasretiz ki…şu kırık ,dökük kelimeler, cümleler, kafi gelmiyor sizleri yad etmeye...
O günlerde ben demek yoktu, ‘’ben demek, nefsim demekdi’’ bizim gibi ayıpla karşılanırdı.Ben diye konuşana hor bakılırdı.
O günlerde boş konuşmalar, ceviz kabuğunu doldurmayan meselelerden dolayı tartışmalar yoktu.Kibirlenmek, büyüklenmek, öne çıkmak, bunu da ‘’BEN’’ yaptım demek yoktu.O günlerde esas olan mütevazi olmak, geride kalmak, ben yapmadım, ‘’BİZ” yaptık demek vardı.Her şey ne kadar da çabuk kabuk değişirdi..Her şey ne kadarda çabuk kılık değiştirdi, çağa ayak uydurdu…
Hey gidi günler şimdilerde size öyle ihtiyacımız var ki … Ah! kahrolası büyüklük… Ah! kahrolası ,olmayası , yıkılası, benlik, enaniyet duygusu…Ah ! yok olası makam, mansıp, sen, ben kavgası, sevdası...Ah! kendine aşık, kendini beğenme düşüncesi...Ah !büyüdükce küçülemeyen büyüklük sevdası….Ah! rahatlık, sefa sürme, zengin olma ve bu zenginliği bir başınıza harcama duygusu...Aziz Milletimizi kendi öz değerlerinden koparıp, alıp yaban ellerin çirkefliğine,çirkinliğine alıp götüren duygular...
Hey gidi günler sizi beklemekteyiz onca yıllardır….Bilirim şimdilerde gerçek büyüklüğü bilmeden büyüklük taslayan insancıklar var.Bilirim, şu küçük tepeleri de ‘’BEN’’ yarattım edasıyla tavrıyla, yürüyen, konuşan, yazan, çizen, ayrılık, gayrılık rüzgarları estiren insanları var. Bilirim şimdilerde o güzel duygularımızın, kültürümüzün yerini, denirse, maganda kültürü, magazin kültürü, gibi başka kültürler, başka düşünceler istila etti.
Hey gidi günler milletçe size öyle hasretiz ki….Hasretiniz, boğuyor,yakıyor Milletimizi…
Ey güzel günler, Ey ata günleri hani neredeseniz? sizler Rabbimize duamızsınız, gelin artık ne olur, sevginizle, saygınızla, hoşgörünüzle, muhabbetinizle gelin, birlik ,beraberlik türküleriyle, Türk’ü, Kürt’ü, Çerkez’i, Arap’ı ve bütün milletimizi ,dostluk,kardeşlik, duygularıyla bizi birbirimize sarın sarmalayın…
Dostluk, kardeşlik, diğergamlık türküleri söylensin, ruhumuzu sarıp sarmalasın... Aziz vatanımın kaç asırdır gülmeyen yüzünü, belki de son asrını yaşayan yaşlı dünyamızda, hiç değilse bu asırda güldürün….güldürün ki, kimbilir belki de! bu son asrını yaşadığını zannettiğimiz dünyaya asr-ı saadetten sahneler sunalım…kardeşliği, iyiliği, sevgiyi, hoşgörü türkülerini tüm dünyaya söyleyelim...çalsın sazlarımız, söylensin türkülerimiz, bir sevgi ummanı olup akalım gönüllere, yurtta barışı, dünyada barışı,SEVGİYİ,HOŞGÖRÜYÜ hakim kılalım...