24 Mayıs 2012 Perşembe

25.11.2007 00:00:00 997  defa okundu.

Gülü Hazmetmenin Zorluğu

 

Bugün Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanı olmasını sıraladıkları gerekçelerle hazmedemediklerini söyleyenlerin, bir zamanlar Turgut Özal için de benzer ifadeleri kullandıklarını hatırlayalım

Bugünlerde Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanı olmasını hazmedemediklerini söyleyenler, bir zamanlar Turgut Özal için benzer ifadeleri kullanılmışlar; Cumhurbaşkanı olduğu zaman ona "alışamayacaklarını", dolayısıyla Cumhurbaşkanı olmasını bir türlü "hazmedemediklerini" defaatle ifade etmişlerdir. Yine geçmiş yıllarda benzer saiklerle Sayın Ordünaryüs Prof. Dr. Ali Fuat Başgil, 1961 Anayasasının kabul edilmesini takiben yapılan genel seçimler sonrasında yeni parlamentoca yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, zor ve tehdit yoluyla Cumhurbaşkanlığı adaylığından vazgeçirilmiş ve yurt dışına çıkmak zorunda bırakılmıştır. Bu düşüncenin ilk nüveleri, DP'nin ilk kurulduğu yıllara dayanmaktadır. Keza, aynı kesim, 14 Mayıs 1950 seçimlerinde siyasi iktidarın seçimlerden büyük bir zaferle çıkan DP'ye devredilmemesi için aynı çabayı yoğun bir şekilde sürdürmüşlerdir.

Her ne kadar, bazı çevreler, Turgut Özal'ın Cumhurbaşkanlığını hazmedemediklerini ileri sürmüşlerse de, O Cumhurbaşkanı oldu; yapacağı icraatları yaptı; hakkında ne söylenirse söylensin, görevini, herhangi bir sapma ve aksama olmaksızın yerine getirmeyi bildi. Benzer tavır ve davranışlar şimdi de Abdullah Gül'e karşı sürdürülmektedir. Bir kısmı, "her ne kadar o 'Milli Görüş gömleğini çıkardım' dese de, gerçekte çıkarmadığını, kırkından sonra gömlek değiştirmenin mümkün olmadığını, dolayısıyla bir takiye yaptığını"; bir kısmı "eşinin başının örtülü olmasını"; bir kısmı "muhalefetle uzlaşma sağlanmadığını; bir dayatma ile aday olduğunu"; bir kısmı "bu konuda başta TSK olmak üzere bir 'kurumlar arası mutabakat'ın sağlanması gerektiği halde, adaylığı konusunda bu manada bir mutabakatın sağlanmadığını", bir kısmı da "siyasi yönden aktif bir tarafgirliği olduğu için tarafsızlığını koruyamayacağını" ileri sürerek, Cumhurbaşkanı olmasına karşı bir hazımsızlık sergilemektedirler.

Gerekçeler Anayasal Dayanaktan Yoksun

Tabii ki bütün bu beyanların, demokratik bir hak olarak ifade hürriyeti kapsamında ileri sürülmesi mümkün ise de, bunların hakikatinin demokrasinin maddi özü ile bağdaşırlığı bulunmadığı gibi, mevcut Anayasanın temel hükümleri ile de çelişme arz etmektedir. Bir kere Cumhuriyet temelinde yer alan Anayasa'yı özde be-nimsediklerini ileri sürenlerin bu kabilden beyanları, hem 1982 Anayasası'na göre Cumhuriyet'in temel niteliklerinden birisi olan "demokratik devle ilkesi"nin bir gereği, hem de Anayasa'nın dayandığı temel ilkelerinden birisi olan "milli egemenlik"; diğer bir ifade ile "egemenliğin millete ait olması" ilkesi ile "özde" çelişmektedir. Hem Anayasal Cumhuriyet'i sözde değil özde be-nimsediklerini ileri sürüp, hem de demokratik Cumhuriyet'in özü ile çelişen tavır ve davranışlar sergilemek, defaatle ve inatla aynı yönde beyan ve ifadelerde bulunmak çelişme arz etmektedir.

Çünkü, Cumhurbaşkanı'nın TBMM tarafından, Anayasa'da öngörülen çoğunlukla ve ona uygun olarak seçilmesi, egemenliğin millet adına yasama organı tarafından kullanılması anlamına gelmektedir. Hangi şartları haiz kişilerin, hangi usule uyularak Cumhurbaşkanı seçileceğine ilişkin şartlar Anayasa'da ayrıntılı olarak düzenlenmiş bulunmaktadır. İleri sürülen argümanların hiç birisinin Anayasal dayanağı bulunmamaktadır. Bu türden düşünce ve tavırlar, tamamen sübjektif ve Anayasa'nın derininden çıkarılmaya çalışılan zorlama şartların dayatılması çabasından başka bir şey değildir.

Bu beyan ve tavırlar, bir duruşu sergilemektedir. Bu duruşun iki yönü bulunmaktadır.

(1) Bu duruş, milletin iradesini yansıttığı ve bugüne kadar emsaline ender rastlanacak şekilde temsilin sağlandığı yeni TBMM'nin iradesini kabul etmeme anlamına gelmektedir. Elbette ki demokratik bir hak olarak, TBMM'nin her tasarrufunu benimsemek ve savunmak zorunluluğu, demokrasi ile bağdaşmaz. Elbette ki, bu kararların eleştirilen yönleri bulunabilir. Nitekim birçok kanun ve sair yasama tasarrufları da hep eleştirilmiştir. Fakat bu duruşta bir eleştiriden ziyade, "yasama organının iradesini ret etme; bu iradeyi kabullenmeme; yasamayı bu konuda (ehliyetli olma) noktasından yetersiz görme" tavrı söz konusudur.

Gül'ün Seçilme Koşulları Uygun

(2) İmtiyazcı bir duruş. Yani burada "Anayasa'da ifadesini bulan bazı hakların, sadece bu kesimden olanlara ait olduğu düşüncesinin ve tavrının yansıması" söz konusudur. Kısaca şunu demek istemektedirler: "Bu haklar sadece bizlere aittir, sizler ne yaparsanız yapın, bu hakları kullanma yeterliğine sahip değilsiniz". Oysa Anayasa'nın 10/1. maddesinde, "Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir", 12. maddesinde "Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir" hükümleri yer almaktadır. Burada ifadesini bulan haklar, sadece bu kesimde yer alanlar için değil, herkes için söz konusudur. Bu hükümleri tamamlayan bir de 10/3. madde mevcuttur. Buna göre: "Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz". Şimdi, bu Anayasal hükümler karşısında, Anayasa'nın Cumhurbaşkanı seçilecek kişilere ilişkin 101. maddesinde öngörülen bütün şartları haiz olan Gül'ün Cumhurbaşkanı seçilmesini tanımamak; seçilemeyeceğini ileri sürmek; bu konuda hazımsızlık göstermek, imtiyazcı bir tavrı sergilediği için, Anayasa'nın söz konusu hükümleri ile esaslı bir şekilde çelişmektedir.

Her ne kadar Türk Anayasa Mahkemesi'nin daha önceleri çeşitli vesilelerle verdiği kararlarında, "millet egemenliğini gerçekleştirmeyi ve teminat altına almayı mümkün kılacak demokratik hukuk devletini bütün hukukî ve sosyal temelleriyle kurmak (...) amaçlarına aykırılık teşkil eden" düşüncelerin ileri sürülmesini men eden kanunları Anayasa'ya uygun bulmuş; "demokratik Anayasa rejimimizi, demokrasi esasları ile bağdaşmayan fikir akımlarına karşı koruyucu" nitelikteki kanunların Anayasa'ya aykırılık teşkil ettiği iddialarını reddetmiş ise de, Türk toplumu, yine de Yüksek Mahkeme'den daha demokratik bir tavır sergileyerek, bu türden beyan ve tavırları, her ne kadar tasvip edip onaylamasa da, engin bir hoşgörü zenginliği içinde acı bir tebessümle izlemektedir.

Şayet Türkiye Anayasası olan bir devlet ise; bu Anayasa'nın temeli yukarıda sözünü ettiğim esaslara dayanıyorsa ve TBMM de Sayın Gül'ü Cumhurbaşkanı seçmiş ise; artık bu kesimin demokrasi ve milli iradenin tecellilerini kabullenmeleri, "inatçı ve mızmızcı çocuk" edalarından vazgeçmeleri zamanı gelmiş bulunmaktadır. Aksi takdirde, Sayın Gül Anayasal görevlerini yerine getirirken, bunlar da toplumun tabii istihalesi neticesinde bir anda kendilerini saha dışında bulabilirler; sözlerine itibar edecek muhataplar kalmayabilir. Demokrasi terbiye edicidir, öğreticidir, ama bütün bunların gerçekleşmesi sabır ve zaman ister, zamanla bu kesimde yer alanlar da gerekli dersleri çıkarırlar; istemeksizin de olsa demokrasiyi hazmetmekten başka çarelerinin olmadığını kabul etmek zorunda kalırlar.

Yorum Yaz


YORUMLAR
Yorum bulunmamaktadır. Yorum eklemek için tıklayınız.

YAZARIN TÜM YAZILARI
HSYK, Kriz Olmaya Devam Edecek - 07 Ağustos 2009 Cuma 00:00
Cumhurbaşkanı'na Dokunulabilir mi? - 25 Mayıs 2009 Pazartesi 00:00
Niçin Demokrasi Bayramımız Yoktur? - 18 Mayıs 2009 Pazartesi 00:00
Dikkat: Saygın Kişiler Hakkında Dava Açılamaz, Çünkü... - 08 Mayıs 2009 Cuma 00:00
Dönüşü Olmayan Dava: Ergenekon - 29 Nisan 2009 Çarşamba 00:00
Ergenekon Tipi Yapılanmaların Kaynağı Gizli Bir Kararname - 21 Nisan 2009 Salı 00:00
Özgürlüğün Zamanı Gelmedi mi? - 14 Nisan 2009 Salı 00:00
Siyasi Partiler DARAĞACI'ndan Nasıl Kurtulur? - 31 Mart 2009 Salı 00:00
Çağdaş Kıyafet: Türban Üstü Şapka - 08 Mart 2009 Pazar 00:00
Ergenekon'un Üzeri Ölü Toprağı ile mi Örtülüyor? - 21 Şubat 2009 Cumartesi 00:00
Laik Cumhuriyetin Namusunu Ergenekon Şaibesinden Korumak - 10 Şubat 2009 Salı 00:00
Yargı Bağımsızlığına ÇOK İHTİYAÇ Var - 26 Ocak 2009 Pazartesi 00:00
Tartışılan Örgüt YARSAV - 19 Ocak 2009 Pazartesi 00:00
Demokrasi ve İnsan Hakları Şampiyonu Nerede? - 12 Ocak 2009 Pazartesi 00:00
Asıl Sorun Yargının Siyasallaşması - 05 Ocak 2009 Pazartesi 00:00
Yargıtay'ın "Çifte Standart" Kararları - 29 Aralık 2008 Pazartesi 00:00
Cumhuriyet Halk Partisi, Siyasi Parti Haline mi Geliyor? - 15 Aralık 2008 Pazartesi 00:00
CHP, Çarşafta Samimi İse Halktan Özür Dilemelidir - 08 Aralık 2008 Pazartesi 00:00
Dinî Özgürlükleri Daraltmak Serbest, Genişletmek Yasak - 25 Kasım 2008 Salı 00:00
Anayasa Mahkemesi Sorununu Aşmak - 20 Kasım 2008 Perşembe 00:00
AYM’nin Çelişkilerle Dolu AK Parti Kararı - 30 Ekim 2008 Perşembe 00:00
Deniz Feneri Davası'nın Unutulanı - 02 Ekim 2008 Perşembe 00:00
Laiklik, Dine Şekil Vermek Değildir - 27 Eylül 2008 Cumartesi 00:00
Cumhuriyetimizin Demokrasi Zaafları - 23 Ağustos 2008 Cumartesi 00:00
Ergenekon dan ÇIKIŞ! - 10 Temmuz 2008 Perşembe 00:00
Türkiye'de Yargı Reformu İhtiyacı (1) - 30 Haziran 2008 Pazartesi 00:00
Türkiye'de Yargı Reformu İhtiyacı (1) - 25 Haziran 2008 Çarşamba 00:00
Ak Parti Kapatma Davası - 29 Mayıs 2008 Perşembe 00:00
Kapatma Davası Açıldı - 23 Mart 2008 Pazar 00:00
27 Nisan e-muhtıra - 23 Mart 2008 Pazar 00:00
Anayasa Değişikliğine Dikkat - 23 Mart 2008 Pazar 00:00
Başörtüsü Yasağı - 23 Mart 2008 Pazar 00:00
Başartüsü Yasağı - 27 Şubat 2008 Çarşamba 00:00
SORUN TEK BOYUTLU DEĞİLDİR - 13 Şubat 2008 Çarşamba 00:00
Gülü Hazmetmenin Zorluğu - 25 Kasım 2007 Pazar 00:00
Mahkeme Kararının Olası Sonuçları - 24 Ekim 2007 Çarşamba 00:00
Yargının 'Önleyici' ve 'düzeltici' Denetimi - 15 Ekim 2007 Pazartesi 00:00
301. Madde ve İklim Sorunu - 05 Ekim 2007 Cuma 00:00
Demokrasinin Rayına Oturması İçin - 28 Eylül 2007 Cuma 00:00

Son Yorumlar

halil erdemir
bunlar güzelde asıl hizmetler ne olacak yollar çukur dolu baskan bağlarbaşı mah. çıksın bir görsün halini her geçen gün kötüye gidiyor halk ekmek kapandı bunu niyesöylemiyorlar
23.05.2012 12:15:19

mağdurbelediyeci
sorun ihalelerin düşük teklifle falan alınmasında değil ihaleyi yapanların işi bilemeyip, ellerine yüzlerine bulaştırmasındandır. işi firmalara hak ettikleri için değil başka çıkarlar gözeterek vermelerindendir.. çok görmemek lazım. önceden içilemeyen suyun metreküpüne 50 kuruş ödeyip en azından tabak çanağını yıkayan saf kırıkkaleli şimdi yine içemediği suya 2,5 tl öder, şehrin başkanıda bakın en güzel suyu siz içiyorsunuz bi takla atın bakalım demeye getirir ama kendi belediyeye damacana su alırsa, sonrada suyu işleten firmaya dünyalar kadar parayı verirse ve saf vatandaşımızında sesi çıkmazsa daha çok ihaleler olur bu memlekette. çivisi çıkmış buranın, hala farketmiyor musunuz
22.05.2012 22:53:52

Sırrı Kılıç
Sayın Editör Kırıkkale belediyesinin ihale sistemini veya ihale kriterlerini en iyi bilenlerden biri sitenizin sahibidir.Ona sorsanız size bu aksaklıkların nedenini anlatırdı
22.05.2012 21:43:54

Abidin Emmi
Atayurdu keskini ziyaret eden Cemcemoğolu ermenilerinin hemşerileriyle hasret gidermeleri doğrusu gözlerimizi yaşarttı muhabbetlerinin devamını dilerim.Sayın Veli beyde bakıyorumda ibreyi artık Keskinciliğe doğru kaydırmaya başladı.
22.05.2012 21:41:19

ramo
Buna kim dur diyecek.Arz-ı Mevud a çanak tutmaktır toprak satışı
22.05.2012 20:11:11