Elbette gazetecilik her olaya aksi bir bakış biçimi oluşturmak değildir.
Elbette gazetecilik bizim oraların tabir ile "el yanazı olmak" değildir.
Gazetecilik; vicdanını, ianancını, kutsal değerlerini, aklını ve iradesini, ifadelerinin önünde tutmak, nefsi meseleleri elinin tersi ile itebilmektir.
Benim aldığım terbiye ve üslup budur.
Gazeteci, şair, yazar, yazdığı bir konunun kendi şahsi menfaatinin ötesine bakabilmelidir.
Nal mıh hesabını yapayım derken, toplumda bir haksızlık başlamışsa, onun sebebi olarak kendini bilmelidir.
Yani şeytanlaşmamalıdır.
Örnek vermek istiyorum; hemde hala devam eden bir olay üzerinden yola çıkarak: Sendika Seçimleri…
Belediye işçilerinin mensup olduğu Hizmet-İş Sendikası delege seçimleri…
Bir yıl öncesine kadar aralarında bılındığum işçilerin seçimleri…
Allah için kaç gazeteci bu işi detaylandırdı?
Kaç kişi, kaç yazar, kaç muhabir "bir delege yazıldığı listeden neden adını sildirir?" diye düşündü?
Kaç kişi kendisini o işçilerin yerine koyup da, kendi temsilcisini seçmek isterken bir amirin makamına çağırılıp tehdit edilmenin ne demek olduğunu düşündü…
Kaç kişi yeni tabir ile bu konuda empati yaptı ve vicdanını, basın ahlakını gözeterek yiğitçe tavır aldı?
Veya bir sendikayı oluşturan işçilerin seçiminde işverenin ne işi var, diye kim itiraz etti?
Kim "Ey belediye yönetimi, eğer siz çıkardığınız aday ile ilgili -bizizm şeref meselemiz- dediyseniz yanlış yapmışsınız" dedi.
Kim, sendika seçimlerinde işçilerin kullanacakları her oy onların ekmeğini, geleceğini, şerefini temsil eder, bununla oynayan alçalmış bir işin icrasını yapıyor, diyebildi.
Kim, ayıptır, yapmayın dedi…
Hep gazetelere baktım seçim süresince.
Ya sustular, ya da belediye başkanlığının -nasıl mantıksa- çıkardığı aday lehine yazdılar.
Ya da, belediyenin desteklemediği işçilerin adayının, delege adayı çıkaramadığını, yazdıları delegelerin çekildiğini yazarak, muallâkta kahraman peydahladılar.
Veyahut reis muavini ve daire müdürlerinin sandık başında durduklarını fotoğraflayıp yayınlarken, resim altına "bunlar işçi değil, bunlar yönetici ve aday çıkarmışlar, seçimi onore etmek için mi buradalar, bunların burada ne işi var?" diye yazamadılar.
Hesap belli…
2008 de bir sözleşme var.
Belediye yönetimi mevcut sendikanın dikliğinden, tecrübesinden, birikiminden rahatsız.
Geçmişe yönelik bilinmeyen, işçilerin aklına bile getiremediği bazı hakları mahkeme kararı ile almayı becerebilmiştir.
Muakkat işçilerin sözleşmesini ısrarla imzalamamış, anlaşamadıklarınadan tahkim kuruluna havale edilmiş ve iki katı bir maaş gelmiştir.
Bu ve buna benzer sıkıntıları belediye yönetimi tekrar yaşamamak için kendi işaret ve iradeleriyle bir aday çıkarmıştır.
Bu adayın kazanabilmesi için, başkan, başkan yardımcıları, müdürler, amirler, hatta bazı müdürlerin babalarına, ailelerine kadar seferber olmuşlardır.
Mahkeneye intikal eden beyanlara göre, yöneticiler tek tek odalarına çağırarak "delege listesinden sdını sildir" diye tehditler almışlardır.
Yine bir reis muavininin "bu bizizm şeref meselemiz oldu" dediği yönünde iddialar var.
Ben bu memlekette dik duruşlu…
Kaleminin şuurunda olan…
Toplumsal sorumluluğu taşıyan, vicdan, akıl ve feraset ve iradesini mertçe ifade edebilen gazeteci ve yazarların olmasını istiyorum.
Bu memleketin kurtuluş anahtarı bu insanlar olacaktır…