Geçenlerde Regaip Kurtoğlu, Haber 318 sitesinde yazmış…
Çok güzel bir yazı.
Hayat gaylesi içinde insanların birbirinden kopmasına, öyle ki yanı başındaki güzelliği görmemesine dikkat çekmiş.
*****
Murat Karadağ, birkaç gün önce Pusula gazetesinde yazdı.
Mezarlık ziyareti sırasında aklından geçenleri kağıda döktü.
Ne iş gaylesi, ne de hayat…
Oohhh…
Para derdi yok, arayan yok, soran yok.
Rahatsız eden yok.
Ne güzel…
*****
Özenmiş bezenmiş Karadağ yazıya.
Öyle ki, orayı özlüyor sanki.
Bu bir latife tabii…
Allah uzun ömür versin.
Ama yazısı güzel ve dikkat çekici.
*****
Karadağ’ın yaptığı mecaz ama, gerçekten de öyle…
Mezarlıklar, yatanlar kadar onları ziyaret edenler için de belki de en sakin, en sessiz ve en huzurlu mekanlar.
Hele bi de denize karşı ise mezar…
Değmeyin keyfine orada yatanın.
Tabii, sorgu-sual durumunu iyi atlattı ise…
*****
Regaip Kurtoğlu, Joshua Bell’in (Ki çok ünlü bir kemancıdır, konser biletleri 100 dolardan aşağı değildir…) bir denemesinden alıntı yapmış.
Washington Post gazetesi ile ortak bir çalışmada, bu ünlü kemancı, metroda bir dilenci gibi çalıyor.
Yarım saat boyunca kimsenin dikkatini bile çekmiyor.
Oysa bir gün önce konser vermiş ve biletleri 100 dolara satılmıştır.
*****
O sanatı veya güzelliği izlemek için 100 dolar verenler, sokakta bedava olan güzelliği görmüyor.
Çok enteresan…
Algı biçimi budur işte.
Buna algı biçimi deniyor da, aslında bunun tam anlamıyla adı “hayatı ıskalamak.”
Tıpkı Kurtoğlu’nun buna vurgu yaptığı gibi.
Tıpkı Karadağ’ın mezarlıktaki huzura işaret ettiği gibi.
*****
Ne diyeyim…
Hepimiz böyleyiz aslında.
Hayatın aslında farkındayız da, ah şu gayleler yok mu?
Okullar olmasa milli eğitim de iyi yönetilir aslında.
Şu sorunlar olmasa hayatı güzel yaşarız demeyelim.
Hayat her şeyi ile güzeldir…