106 delegenin seçileceği seçimlerin ilginç yönü, riyasetin işçilerin haklarını koruması gereken sendikaya aday çıkarmasıdır.
Hem işveren olacak, hem de işçilerin haklarını korumak amacında olan bir kuruluşun başına, pazarlık edeceği adayı kendisinin çıkarması.
Buna da “belediye başkanı mevcut sendika yönetiminden çok çekti. Altı yüz milyon lira olan maaş, sendikanın anlaşamamasından dolayı Bir milyar elli milyona çıkarıldı.
Geçmişe yönelik bütün haklar mahkeme kanalıyla alındı. İşçilerin gözü açıldı, bilinçlendi ve riyaset karşısında hakkını aramaya başladı.
Şimdi ise başkan kendisi bir aday tespit etti, o adayı seçtirecek, yılbaşındaki sözleşmeyi kafasına göre yapacak. Ne var bunda?” diye yorum getirebilirsiniz.
Ama belediye yönetimi tehdit ederek seçime girebilir mi?
Karşı tarafın delegelerini odalarına çağırtarak “ya vazgeçersin, ya da seni süründürürüm” diyebilir mi?
Başkanın adayından başkasına oy verenin ekmeğiyle oynarım, diyebilir mi, dedirtebilir mi?
Bu, hareket işçilerin şerefiyle, haysiyetiyle, gurur ile oynamaktan başka ne olabilir, nasıl ifade edilebilir?
İşçiler öz iradeleri ile, haklarını savunan bir sendika yönetimini demokratik usullerle kendisi seçmesi gerekirken, birkaç kendini bilmezin riyaset adına müdahale etmesine nasıl baş eğer, bu kadar onursuz mu?
Tamam, çıkar adayını, sen de de ki “ey işçilerim, sizin bu güne kadar haklarınızı verdim. Sıkıntılarıma rağmen alın teriniz kurumadan emeğinizin karşılığını aldınız. Ben size bir aday çıkarıyorum ve onu da desteklemenizi istiyorum”…
Ve işçiler gidip sizin adayınıza oyunu verir.
Ama onların gözünde işçi köle…
Ekmekleri ile tehdit edilen, ekmek gösterilerek maskaralık yaptırılabilecek mıymıntı, beyinsiz, basiretsiz, onursuz kişiler.
Onlar başkan ve avanelerinin emir eri, kullanacakları oyları akıllarına, vicdanlarına, hatta evde maaşsız geçinmeye çalışan çoluk çocuğuna bakmadan, danışmadan kullanacaklar.
O kadar küçük insanlar öyle mi?
Ey belediye yönetimi…
İşçilerin daha vergi iadeleri ödenmemiş…
Maaş alacakları var…
İkramiye alacakları var…
Nemalarını avukatlara peşkeş çekerek iç ettirdiniz…
Orucunu, bayramını maaşsız geçirdi işçiler.
Eli telsizli avanelerinizin hakaretlerine maruz kaldı.
Haklarını aramak, almak için mahkemeye gidecek olanların tehditle ellerinden belge aldınız.
Daha neler, neler…
Ve şimdi de çıkıp iradelerine ipotek mi koyacaksınız?
Bunun yerine “arkadaşlar bu güne kadar sizi sıkıntısız çalıştırdık, bize güvenin” deseniz ya…
Elimde bazı bilgiler var; tutanaklar geçti elime.
Başkan yardımcısı ve müdürler işçileri bire bir tehdit ederek ya oy vermelerini, ya da karşı tarafın delegeliğinden vazgeçmelerini istiyorlarmış.
Aksi halde işten atılmaları da dahil her yola başvurulacağını söylüyorlarmış…
Belgelere rağmen inanmak istemiyorum.
Sayın başkan yardımcıları, müdür ve amirler makamların geçici olduklarını iyi bilmelidirler.
Dün orada oturanlar vardı, bu gün onlar oturuyor, yarında başkaları oturacaktır.
Ama o işçilerle çalışmak zorundadırlar. Yaptıkları her yanlışa –utanabiliyorlarsa- her gördüklerinde utanacaklardır.
Belediye işçisi tehditlere baş eğmeyecek kadar yiğittir.
Hakkını arayacak kadar haysiyetlidir.
Oyunu tehditlere aldırmadan kullanacak kadar haysiyetli ve şereflidir.
Hakkına tecavüz edenlere, hakkını vermeyenlere, kendisini küçük görenlere, şamar oğlanı sananlara hesap soracak kadar da delikanlıdır.
İşte sandık, işte sendika, işte işçi…
Siz, dişinize göre aday çıkarıp başkan seçip, sonra da “seni biz seçtik, dediğimizi yapacaksın, imzala şunu” demek istiyorsunuz.
Ama işçi kendi sendikasının başkanını kendisi seçecektir.
Hatta, sizin tehditlerinize inadına gidip, adayına, başkanına oyunu vermek suretiyle de “alın işte, tehdit böyle olur. Ya bize adam gibi yaklaşırsınız, ya da bir sizden hesap sorarız” diyecektir.
İşçi kardeşlerimin yüreğine, aklına ve şerefine güveniyorum.
Onlar tehditlere rağmen şerefiyle delegeyse delege olacak, üyeyse gidip oyunu kullanacak…
Bakın, tehditle size bir şeyler yaptırmaya çalışanlar, size daha çok şey yaptırırlar…
Hakkınızda hayırlısı olsun…