Türkiye hızlı bir şekilde seçime doğru gidiyor. Caddeler, sokaklar, balkonlar ve görünebilecek yerler parti bayraklarıyla ve milletvekili adaylarının resimleriyle süsleniyor. Parti liderleri illeri dolaşarak mitingler düzenliyorlar. Partililer de kadın kolları, gençlik kolları, il teşkilatı ve ilçe teşkilatı gibi birimleriyle şehirlerin her tarafını dolaşıyorlar. Halka kendilerince doğruları anlatıyorlar. Onları yaşanan olaylarla ilgili olarak öznel bir şekilde bilgilendiriyorlar. Kendi partilerine oy vermeleri için onları çeşitli vaatlerle ikna etmeye çalışıyorlar.
Partilerin yanı sıra koşturan birçok kişi ve kurumlar da var. Bunların başında araştırma şirketleri birinci sırayı alıyor. Türkiye’de veya başka ülkelerde bulunan araştırma şirketleri yaptıkları çeşitli anketlerle seçmenin nabzını tutuyorlar. Yaptıkları bu anket sonuçlarını gazete, televizyon ve internet yoluyla halka duyuruyorlar. Tarafsız olduklarını da vurguluyorlar.
Bugün seçim olsa hangi partiye oy verirsiniz?
Size göre hangi parti ülkenin sorunlarını çözebilir?
Hangi lider daha inandırıcı konuşuyor?
Ülkemizin öncelikli sorunu size göre nedir?
İktidarın yaptığı icraatları beğeniyor musunuz?
Bu tür sorularla gündemi belirlemeye çalışıyorlar. Ankete katılanların kimisi olumlu, kimisi olumsuz cevap veriyor. Kimisi A partisine, kimisi B partisine, bir başkası da başka partiye oy vereceğini söylüyor. Bazı konularda kimisi memnuniyetini dile getirirken kimisi de şikayetlerini sıralıyor. Bunların haricinde bir de kararsızım, fikrim yok, bilmiyorum, ilgilenmiyorum türünde cevap verenler var. İşte bu tür cevapları kabul etmiyorum. Bu kişilerin doğruyu söylediğine inanmıyorum.
Bir ülkede, şehirde, kasabada veya köyde yaşıyorsanız, oranın her sorunuyla ilgili bir görüşünüz vardır. Bir çözüm bulma veya seçme aşamasında bir tercihiniz veya teklifiniz mutlaka vardır. İnsanlar, ruhen ve bedenen ilişki ve iletişim içinde oldukları çevreye ve olaylara karşı duyarsız kalamazlar. Bir devekuşu gibi kafamızı kuma gömmemiz düşünülemezse her konuda bir görüşümüz mutlaka olacaktır.
Peki, insan görüşünü, fikrini veya tercihini niye söylemez veya söyleyemez?
1. Korktuğu birileri vardır.
2. Onu tehdit edip ona gözdağı verenler vardır.
3. Kararı değişmiştir, ama yakın arkadaşlarının duymasını istemiyordur.
4. Kararını açıkladığı zaman zarar görebileceğine inanıyordur.
Bu örnekleri daha da çoğaltabiliriz. Bence fikri veya tercihi olmayan yoktur. Bunları açıklamasına bir engeli olan veya engeli olduğuna inanan insanlar vardır.
Bunların ankete katılanlar arasındaki oranı da azımsanmayacak kadar fazladır. Anketleri ortak olarak ele alırsak % 15 ile 25 arasında korkutucu bir yüzdeye sahiptirler. Bunların partilere dağılımından sonra oluşan değer değişiminde de hatırı sayılır bir yükseliş söz konusudur. Bu kararsız olduğunu söyleyen seçmenin tamamının aynı partiye gittiğini bir düşünün, bütün veriler alt üst olur. Millet feleğini şaşırır. Bütün araştırma şirketleri dut yemiş bülbüle döner. Hiç beklenmedik böyle bir sonuçla siyasetin rotası değişiverir. Evdeki hesap çarşıya uymaz.
Şimdi herkes bu kararsızım diyenlerin peşinden koşuyor. Her parti bunları kendi safına çekmek istiyor. Belki abes diyebileceğimiz vaatlerle ikna etmeye çalışıyorlar. O zaman bir ihtimal daha çıkıyor ortaya. Kararsızım diyenler nazlanmak veya medyatik olmak için de bu yolu kullanıyor olabilirler. Ne de olsa gönüllerini almak için onlara rağbet eden birileri bulunuyor. Bakalım, izleyelim; seçimden sonra her şey şekillendiğinde bunların ne tarafa gittiği az-çok belli olur. Biraz sabredip sonucu birlikte görelim.
Ali SAÇAK