Bir ülkenin veya bölgenin kalkınıp gelişebilmesi için ne gerekir: Demokrasi. BDP de Kürt kardeşlerimizi demokrasi getireceğiz vaadi ile peşinden sürüklüyor. Peki, demokrasinin yerleşmesi, gelişmesi ve olgunlaşması için neler gerekiyor: Eğitim, hoşgörü, ekonomik kalkınma, sosyalleşme, huzur, eşitlik.
Bu söylemlerine karşılık olarak bir de yaptıklarına bakalım.
En küçük bir fırsatı kaçırmayarak hatta öküzün altında buzağı bulamadık, gözünün üstünde kaşın var gibi sudan sebeplerle bile insanları sokağa döküyorlar. En ön saflara çocukları dizerek onları maşa olarak belki de canlı kalkan niyetiyle kullanıyorlar. Çocukların okula gitmelerini engelliyorlar. Okula gitmeyen ve eğitim alamayan çocukların cahil kalmasına sebep oluyorlar. Onların beyinlerini kendileri yıkayarak onları uzun süre kullanmayı amaçlıyorlar. Çocukların masum duygularını kirletiyorlar. Sevgiyi öğrenmesi gereken körpe beyinlere kin ve nefret tohumları ekiyorlar. Cahil olanın aklı, işi, fikri eksik olur; ömür boyu başkaları tarafından kullanılmaya mahkûm olurlar. Bu da onların işine geliyor. Çocukların geleceği kararmış, katil olmuş, sakat kalmış, ölmüş veya anneler-babalar perişan olmuş onların umurunda bile değildir.
Barış ve demokrasi platformu düzenleyerek sahte gülücüklerle etrafa sevgi melekleri gibi görünmeye çalışıyorlar. Diğer taraftan da aba altından sopa gösteriyorlar. Kendileri gibi düşünmeyenlere, kendilerinden olmayanlara, kendilerine destek vermeyip kendilerini protesto edenlere tehditler savuruyorlar. Kötü şeyler olacak türünden sözlerle de gözdağı vermeye çalışıyorlar. Barış ve huzur adı altında insanları büyük bir kargaşanın içine çekiyorlar.
Bayramlarda, cenaze törenlerinde, açılışlarda sokaklara çıkıyorlar. Kendi ekmeğini kazanmaktan başka derdi olmayan esnafı tehdit ederek onlara kepenk kapattırıyorlar. Günlük kazançlarına ambargo koyuyorlar. Evde ailesi ekmek parası beklerken onlar mecburen bu tehditlere uymak zorunda kalıyorlar. Açık olan iş yerlerini de kundaklayarak onlara ceza veriyorlar. Resmi ve özel kurumların binalarına da zarar veriyorlar. Bu olayların yaşandığı yerde ekonomi canlanır mı? Bir iş adamı burada yatırım yapar mı? Tabii ki de hayır! O zaman orada yaşayanların iş imkânı da olmaz. İşsiz kalırlar, fakirleşirler, bir dilim ekmeğe muhtaç olurlar. Ekonomik bakımdan başkalarının varlığına ihtiyaç duyarlar. Bu da onların işine gelir.
Eğitim yok, yatırım yok, can güvenliği yok; hava kararınca sokağa çıkmak tehlikeli olunca sosyal faaliyetler de olmuyor. Halk her türlü yenilikten mahrum kalıyor. Haber almakta, iş birliği yapmakta zorlanıyor. Kendi kabuğuna çekilmiş kaplumbağa gibi hiçbir yere kımıldayamıyor. Sosyal etkinliklerden uzak olunca da kişilik olarak gelişemiyorlar. Kendi ayaklarının üstünde duramıyorlar. Onların tehditlerine boyun eğmek zorunda kalıyorlar.
Demokrasi herkes içindir. Ülkemizdeki demokrasi de vazgeçilmez bir değerimizdir. Ülkemizde herkes birinci sınıf vatandaştır. Güzel ülkemiz için çalışan herkes bu ülkenin öz evladıdır. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek Mardin’de yaptığı konuşmada: “ Ben de sizin gibi Kürdüm, Kürtçe biliyorum. Türkiye’de herkes birinci sınıf vatandaştır. Eğer böyle olmasaydı Maliye Bakanlığı’nı bir Kürde teslim etmezlerdi.” demiş. Bakanımızın ağzına sağlık çok güzel söylemiş. Bu ülke kendisi için çalışanlara nankörlük yapmaz. Okuyanın hakkını verir. Bu yıllardır böyle olmuştur.
Onların demokrasi anlayışına gelince: Mısır’da Mübarek’in, Libya’da Kaddafi’nin, Tunus’ta Zeynel Abidin’in, Cezayir’de Abdülaziz Buteflika’nın uyguladığı despot demokrasidir. Dediğim dedik, çaldığım düdük hesabı yönetimdir.
Artık uyanalım, kendimize gelelim. Bunlar Kürtleri değil, PKK’yı destekliyorlar ve onların sözcülüğünü yapıyorlar. Bunların ülkemizde karışıklık çıkarmasına fırsat vermeyelim. Ülkemize ve birliğimize sahip çıkalım.
Ali SAÇAK