Yorgunluğumu atmak, memlekette neler olup bitiyor haber almak, bazen de Amerikan toplarına vurmak düşüncesi ile hafta sonları öğretmen evine uğrarım. Bu gidişimde Oktay bey’le karşılaştım.Biraz takılmak,birazda ağzından laf almak düşüncesi ile :
-Sen ne zaman şube müdürü oluyorsun? Diye kendilerine bir soru yönelttim.
”-Ben şube müdür olmam.” Dedi. “-Şimdilerde sallasan şube müdürüne değecek. Her taraf şube müdürü ile doldu. Ben Milli Eğitim Müdürü olacağım.”Dedi.
İçimden “yakışır” dedim! Biraz müstehzi bir ifade ile: “-o zaman bize de bir faydan dokunur her halde ” dedim.
Kendileri sendika sayesinde basamakları çok hızlı tırmanmaya başladı. Konuşana değil konuşturana bakarsak, olmaz olmaz demeyin .Oluverir bakarsın. Yetenekleri bakışlarından fışkıran Oktay beyden istifade edilmemesi büyük bir kayıptır! Sağdan soldan siyasilerin çeşitli müdahaleleri ile Milli Eğitimde koltuk kapma yarışı başladığından beri Oktay bey böyle düşünmekte haklıdır. Hatta elini biraz çabuk tutması gerekir.
Geçenlerde, daha önce bir ilçemizde milli eğitim müdürlüğü yapan biri ile konuşuyordum. 33 yıllık kıdemi ile yıllanmış çınar gibi hala ayakta olan(!) bu kadim eğitimci, hak elde edebilmek için Ankara Barosuna kayıtlı bir avukat tutmuştu. Avukatına “Hiç hava aldırmayacaksın.” Talimatını vermişti bile. Bu tabir sokak jargonuna göre; “davanın sakat doğmasına sebep olacağı endişesini taşıdığından” kullandığı bir tabirdi. Aslında kendileri vatan için çok çalışmış, gün görmüş biriydi. İlçe okullarına ihale ile aldığı kömürden, kendisine kışlık yakacak olarak vermesini isteyen zamanın il genel meçlisi üyesine kömür vermediği için, bu siyasi tarafından, kaymakam huzurunda tokatlanmıştı.Vatansal hizmet yürütürken zamanın meclis üyesi tarafından horlanan bu kadim eğitimci, eğer avukatı hava aldırmadan davayı neticelendirirse gelip koltuğa oturmayı tasarlıyordu. Bu duayen eğitimci dostum çok kararlıydı.”-Davayı kazanırsam beni de oturtacakları bir yer bulmak zorundalar.” Diyordu. “-Eğer yer göstermezlerse bir sandalye çekip koridorda oturacağını “söylüyordu! Milletimizin efendisi olan köylümüzün çocukları üşümesin diye alınan kömüre göz koyan siyasilerce horlanan bu adamın iyi bir koltuğa oturtulamamış olması da acı bir kayıptı!..Sırf böyle bir olanak doğsun diye fırsat kolladığı için bir türlü emekli olmayı düşünememişti.
Kısabacaklı bir okul müdürümüz bu duayen eğitimcinin histerik koltuk sevdasını bildiği için ses tonunu değiştirerek, kendisini il başkanı gibi tanıtarak telefonla aramış ve “Hemen il merkezine gelmesini söylemişti.”Açtığı davadan hava aldırmayacak olan duayenimiz ilk defa “Beni dinleyecekler” diyerekten büyük bir sevinçle koşarak il merkezine gitmişti, ama bir şey elde edememişti.
Vatana hizmet etme aşkı nelere kadir görüyorsunuz aziz okuyucularım!
Geçenlerde karne dağıtım töreninde vali bey siyasilerin olur olmaz müdahalelerinden olsa gerek Milli Eğitimde ki koltuk kalabalığına kapalı bir ifade ile dokunmuştu. Bir koltukta üç adamın nasıl oturabildiğini ima etmişti.
Oktay beyin işi zor. Hem hava aldırmamak üzere dava açan adama, hem de bir odada iki kişi oturan yerlere, üçüncü kişiyi getirme gayreti içinde olan siyasilere karşı mücadele etmek zorunda.
Bir senede üç makam zıplayıp gelen, sosyal içerikli ve bilimsel projeleri ile Avrupa Birliğine girişimizin kapılarını aralayan,tıkanmak üzere olan müzakere süreçlerine büyük katkılar sunan adama karşı da yarışmak zorunda.
Aynı meşrepten de olsa uzun zamandan beri çöken MKE yi ayağa kaldıracak olan şube müdürüne karşıda da yarışmak zorunda bırakılmasına çok üzülüyorum.
On parmağında on marifet bulunan Oktay beyin neyi eksikti? Uzun boyu , (benim ki gibi kıllı mı bilmem ama) dışa taşkın göbeği ile koltuğu da dolduracak bir cüsseye sahipti yani. Uzayda benden daha fazla yer kaplayan Oktay beyi siyasilerimizin görememesi teessüf edilecek bir durum değil mi aziz okuyucularım?
Sırf bu yüzden gelecek günler pek şenlikli olacağa benziyor.