Herkesin bildiği bir futbol aşkımız var ya. Yıllardır var olan ve bu şekilde giderse kıyamete kadar sürecek olan bir aşk. Bu öyle bir aşk ki; gözü kör, kulağı sağır, çoğu zamanda bilinci kapalıdır. Derbilerde, kupa maçlarında ve önemli karşılaşmalarda iradesini de kaybeder. Yaptıklarını sarhoş zihniyetiyle yapar. Gece uyuyup da sabah uyandığında önceki gün yaptıklarının çoğunu hatırlamaz bile.
Ülkemizde diğer spor dallarına göre futbolun ayrı bir yeri vardır. Medyada en çok yer bulan spor dalıdır. Futbolun yatırımları öncelikli ve ayrıcalıklıdır. Futbolun başarısı bile farklı karşılanır. Diğer spor dallarında dünya şampiyonu bile olsanız en fazla bir hafta gündemde kalırsınız. Futbolda bir galibiyet bile alsanız aylarca gündemde kalırsınız.
Hiç ara vermeden yeni statlar yapılıyor. Alt yapılar modernleştiriliyor. Futbolcular en iyi şartlarda yetiştiriliyorlar. En ünlü hocalarla çalışıyorlar. Futbolun en önemli yönlerini öğreniyorlar. En iyisi olmak ve en ünlü takımda oynamak için çalışıyorlar. Adını duyurmak için en kıvrak çalımları atıyorlar. En güzel golü atmak, gol kralı olmak veya kaleciyse penaltıları kurtarmak için uğraşıyorlar. Bunu başaranlar muratlarına eriyorlar.
Futbolcular maç içerisinde pek çok olay yaşıyorlar. Futbolcular birbirlerine sert fauller yapıyorlar. Belki sinirlenip argo konuşuyorlar. Yeri geliyor birbirlerine yumruk atıyorlar. Kendi takımlarının kazanması için gerçekten ecel terleri döküyorlar. Maçı maç olsun diye değil de heyecan dorukta oynuyorlar. Hakemlerle atışıyorlar, kararlara itiraz ediyorlar. Bazen kendi takım arkadaşlarına bile kızabiliyorlar. Kendi antrenörüne ve teknik direktörüne karşı geliyorlar. Maçı seyrederken bu mücadeleyi biz de sahada veya televizyon karşısında seyrediyoruz. Maçın bitiş düdüğü çalınca bütün sihir bozuluyor. Her şey bir bıçakla kesilmiş gibi sona eriyor. Futbolcular sarmaş dolaş sahayı terk ediyorlar. Belki maçın bir değerlendirmesini yapıyorlar belki de maç içerisindeki yanlış söz ve davranışlarından dolayı birbirlerinden özür diliyorlar. Doksan dakika sonunda dostlukları kaldığı yerden devam ediyor. Maçta yaptıklarını orada bırakıyorlar. Sanki az önce birbirlerine saldıranlar onlar değilmiş gibi neşe içinde sahayı terk edip gidiyorlar.
Peki, stadın dışındaki seyirci ne yapıyor. Onlar da karşı tarafın seyircisiyle kavgaya tutuşuyorlar. Yenilen taraf yenen tarafı veya yenen taraf yenilen tarafı kışkırtmaya başlıyor. Belli bir süre atıştıktan sonra herkes birbirine giriyor. Hazırlıklı gelenlerin yanında her türlü silah ve silah yerine kullanılabilecek araçlar bulunuyor. Zannedersiniz ki iki düşman ülkenin vatandaşları meydan savaşı yapıyor. Sonra yaralananlar, sakatlananlar, az da olsa hayatını kaybedenler oluyor. Böylece o günkü maçın tuzu-biberi de tamamlanmış oluyor. Bu çatışma ve kavgalar bazen oluyor ki tüm ülkede yaşanıyor.
Futbolcular, yöneticiler ve teknik direktörler sahayı kol kola terk ederken taraftarlar boğaz boğaza terk ediyor. Bir taraf heyecanını ve sinirini sahaya gömüp çıkarken diğeri bütün ülkeye yaymak için çalışıyor. Taraftarlar bu yola canını koyarken, futbolcular bu mesleği para karşılığı yaparlar. Futbolcu, daha fazla para veren kulübe transferle geçiş yaparken taraftarın kolunu kesseniz kanı kendi takımının renklerinden oluşur.
Ben işte buna akıl erdiremiyorum. Her şey güzel hoş da böyle fanatik davranışlara hiç gerek yok. Sen maç seyretmeye geliyorsun ama maçla hiç ilgin olmayan işler yapıyorsun. Sporda kaybetmenin de kazanmak kadar normal olduğunu bilmiyorsun. Hep ben kazanayım istiyorsun. Bu da diğer tarafa haksızlık olmuyor mu? Senin takımın kazanmak için oynuyorsa diğer takım da kazanmak için oynayacaktır. Hiçbir takım yenilmek için sahaya çıkmaz. Her takım galip gelmek için hazırlık yapar ve sahaya çıkar.
Ben istiyorum ki, her iki takımın taraftarı yan yana maçı seyretsin. Sporun tadı o zaman ortaya çıkar. Sporun kardeşlik vurgusu o zaman amacına ulaşır.