Mısır halkı yaşadıkları zulme yeter diyerek sokaklara döküldüler. Başkan Mübarek’i istemediklerini söylediler. Bir an önce istifa etmesi için sokaklarda eylemlere başladılar. Sizlerin de haberdar olduğu gibi sokaklarda sabahladılar. Bütün engellemelere rağmen sebat gösterip protestolarına ara vermediler. Yüz binlerce Mısırlı Takrir Meydanı’nda günlerce toplandı. İlk toplandıklarında bazı tatsız olaylar yaşanmasına rağmen daha sonraki günler sorunsuz bir şekilde geçti. Hem halk hem de güvenlik güçleri sağduyulu davrandılar.
Bu protestoların geçici olduğunu düşünmüş olacak ki, Hüsnü Mübarek önceleri pek kulak asmadı. İşin ciddiyetini anladığında da istifa ettiğini açıkladı. Bu habere mutlu olan Mısır halkı bayram etti. Mısırlılar bu kez de sevinmek için sokaklara döküldüler. Yüz binlerce Mısırlı Takrir Meydanı’nı bayram yerine çevirdi.
Mısırlıların sokaklara dökülerek Mübarek’in istifasını sağladıklarını gören bazı kişiler, ülkemizde demokrasi, olduğunu bir an unutarak; “Türk halkı da bu hükümetin gitmesi için Mısırlılar gibi sokağa dökülmelidir. Bu hükümetin gitmesi için yurdumuzun her yerinde sokak eylemleri yapılmalıdır.” gibi bazı laflar ettiler. Bu sözlerini ilk söylediklerinde gayet ciddi oldukları tavırlarından anlaşılmasına rağmen daha sonra yanlış anlaşıldıklarını söylediler. Öyle değil de böyle demek istediklerini vurgulayarak sözlerini düzelttiler.
Bu olaylar bana iki önemli tarihi hatırlattı.
Birincisi on sene önce Arjantin’de ekonomik kriz yaşandığında Arjantin halkı açlık, yoksulluk ve yokluk çekiyordu. Aşırı enflasyonun altında inliyorlardı. Zamanla buna sabredemeyen Arjantin halkı ülkedeki bütün dükkânları yağmalamaya başlamıştı. Halk aç kalmanın verdiği bunalımla bütün şehri talan etmeye başlamıştı. Televizyondaki görüntülerden anlaşıldığı kadarıyla bir tarlaya dadanan çekirge sürüsü gibiydiler. Onları durdurmak veya vazgeçirmek imkânsızdı. Halk, devletin aldığı bütün önlemlere rağmen talana devam etmişti.
O zamanlar ülkemizde bir koalisyon hükümeti vardı. Bizim ülkemizde de durum Arjantin’den pek farklı değildi. Ekonomik kriz bizim ülkemizi de çıkmaza sürüklüyordu. Bankalar hortumlanıyor, enflasyon çığ gibi büyüyor, halkın alım gücü azalıyor, insanlar gittikçe fakirleşiyordu. Türk halkının da Arjantin halkı gibi belli bir süreden sonra yağma yapıp yapmayacağı konusunda pek çok yazılar yazılmıştı. Neredeyse yazarlar ve medya ikiye bölünmüştü; kimi yapar, kimi de yapmaz diyordu. Derken aklıselim insanlar tartışmaya son noktayı koymuştu: “ Türk halkının çoğu müslümandır, başkasının malını talan etmez. Böyle bir olayın ülkemizde yaşanma ihtimali sıfır denecek kadar azdır.” O zaman Arjantin halkına özenip de sokağa çıkarak talan yapmayan aklı başında halkımız, Mısırlılara özenip de sokağa çıkarak ülkemin huzurunu bozmaz. Halkımız bilir ki en güzel cevap sandıkta verilen cevaptır.
İkincisi de çok yakın zamanda Irak lideri Saddam Hüseyin’in darbeyle tahtından indirilmesidir. Sonunun ne olacağını hesaplamadan yola çıkan Irak halkı, Saddam’ın gidişine o zaman ne kadar çok sevinmişti. Ülkesine huzur, barış ve özgürlük gelmiş kadar sevinmişti. Zaman geçtikçe o işin öyle olmadığını gördüler. Gördüler görmesine de iş işten geçmiş oldu. Saddam’ın zulmünden kurtulmuşlardı; ama şimdi de dipsiz bir kuyuya düşüp durmaktalar. Onları orada kim, ne zaman çıkarır bilemiyorum. Aynı şeyleri Mübarek’in gidişiyle sevinen Mısırlılar da bir düşünmelidir bence. Tamam, Mübarek gidiyor da onun yerine gelecek olan kim? O gittikten sonra Irak gibi iç karışıklığın çıkması ihtimali de var. Bunları iyi hesaplayıp ona göre tavır almaları gerekirdi. Erkenden sevinmek insana hayal kırıklığı yaratabilir. Şimdi Iraklıların Saddam Hüseyin’i mumla aramadıklarını garanti edebilir misiniz? Anket yapılsa belki de; “Saddam keşke başımızda dursaydı.” diyecek olanlar fazla çıkar, kim bilir!
Ali SAÇAK