Son günlerde Kırıkkale kamuoyunu sıkça meşgul eden konulardan bir tanesi Milliyetçi Hareket Partili Belediye Başkanlarının partilerinden istifa ederek AKP’ye geçmesi konusuydu. Şimdi biraz irdelemek istiyorum : Suçlu kimdi?
AKP İl Başkanı Mehmet Demir partiye yeni atanması münasebeti ile bir takım atılımlar yapmak zorundaydı. O da MHP’li Belediye Başkanlarını ve bağımsız olarak bulunan Çerikli ve Büyükyağlı Belediye Başkanlarını da ekleyerek bir pazarlık içerisine girdi. Buraya kadar Mehmet Demir kendi üzerine düşeni yaptı. Bir de bu işin MHP kanadı var. MHP kanadında fırtınalar kopuyor. Bir tarafta partiye sahip çıkmaya çalışan ülkücüler, diğer tarafta partinin il, ilçe başkanları ve milletvekili Osman Durmuş. Şimdi biraz düşünmek istiyorum, partiyi terk edenler mi suçlu, yoksa partiyi terk etmek için insanlara baskın yapanlar mı? Baskı yapanlar derken mutlaka herkes kendi tarafından haklı. Teşkilat şu ana kadar bir açıklama yapmadı, yalnız Belediye Başkanlarının il teşkilatından ve milletvekili Osman Durmuş’tan memnun olmadıklarını her fırsatta dile getiriyorlardı. Parti teşkilatının kendilerine sahip çıkmadığını söylüyorlardı. Tabi bu kendilerini haklı çıkarmaz. Kalıp mücadele etmeleri gerekiyordu. İl teşkilatı, bütün ülkücüleri küstürdü, hepsine bir bahane buldu. Kimi Koraycı oldu kimisi ise bilmem neci oldu… Yani şunu demek istiyorum : Partide kimse kalmadı kalanlar da bir şekilde seçim zamanı uzaklaştı. Sözlerim yanlış anlaşılmasın, gidenleri tasvip etmiyorum kalp partide mücadele etmeleri gerekiyordu. Onlar gitmeyi tercih ettiler; ama asıl suç ellerinden kaçıranların. Teşkilata gönül verenler bir bütündür. Bu bütünü sağlamak ise teşkilatların başında olan insanlara düşer. Teşkilat gönül veren tüm üyelerine, tüm mensuplarına sahip çıksaydı, bugün bu duruma gelinmezdi. Şu anda teşkilat toparlanmaya çalışıyor. Tüm ülkücüler teşkilat çatısı altında toplanmaya davet ediliyor. Bakmak lazım, insanları toplamak için ne yapmak gerekiyor. Herkes biliyor ki, sular yükseldiği zaman, balıklar karıncaları yerler; sular çekildiği zaman da karıncalar balıkları yerler. Şimdi sular çekildi, karıncalar dişlerini biledi.Hangi sözden anlarlar bilmem, bilmek de istemem. Her zaman şunu düşünmek lazım : Ne zaman ne olacağım?
Yani Allah herkese layık olduğu değeri verdi. Dişleri olsaydı, tırtıllar bir ormanı yerdi. Haftada bir gün uçabilseydi kediler, dünyada kuşların nesli biterdi. Şunu demek istiyorum, ne güzel söylemiş üstat Arif Nihat ASYA : Ne tırtıllara diş verip ormanı tükettireceksin, ne de kedilere kanat takıp kuşları yedirteceksin.