Ülkemiz bundan otuz yıl önce sokak gösterilerinden çok çekti. Yıllarını ve nice nesillerini kaybetti. Bu sokak gösterileri, muasır medeniyetler seviyesine ulaşmamızın önündeki en büyük engellerden birisiydi. Eline pankartını, sopasını, silahını alan soluğu sokakta alıyordu. Sokakta gösteriye katılanların çoğunluğu da neyi, niçin protesto ettiğini bilmeden ya da protesto ettiği fikri niçin desteklemesi gerektiğini bilmeden kalabalıkların içine dalıverirdi. O kahrolası yıllarda “Haydi arkadaşlar yürüyün! Gün bugündür!” diyen herkesin peşinden gidiliyordu. Kandırılmış bu insanlar nereye, niye gidildiğini bilmeden yıllarca birilerinin peşinden gittiler. Şimdiki moda tabirle inadına gittiler. Sonucunu bilmeden körü körüne gittiler.
O yıllarda gösteriye katılanların ekseriyeti üniversite öğrencileriydi. Ailesinin okusun diye gurbet ellere gönderdiği üniversite gençliğiydi. O yıllarda fakir ailelerin çoğunlukta olduğu ülkemizde ataların deyimiyle babalar ceketlerini satıp okuturdu çocuklarını. Kendileri okuyamayan babalar ve anneler çocuklarının üniversite okuması için her türlü fedakârlığı yaparlardı. Acı olan şu ki, o yıllarda kandırılan gençlerimiz maşa olarak kullanılmıştı. Sokaklarda nice genç bedenler hayatlarını kaybetmişlerdi. Kimi gençler faili meçhul olarak arşivlerde yerini almışlardı. Kimi gençlerimiz ne ölü ne de diri olsun bulunamadılar; sırra kadem bastılar. Anneler, babalar bağırlarına taş basarak bu acıyı unutmaya çalıştılar. Ülkemiz de onlarca yıl bu gençlerin yokluğunun sıkıntılarını yaşadı. Ülkemiz elindeki nice genç beyinleri komplolara kurban verdi.
Şimdi bugünlere geldik. Son zamanlarda yaşananlara bakınca kendimi otuz yıl öncesinde zannettim. Bu ne cahilliktir ki, geçmişten ders almayanlar yine aynı senaryoya başvuruyorlar. Üniversite öğrencilerini kandırıp sokaklara döküyorlar. Sonra da onlarla kol kola ön saflarda yürüyerek güya onlara destek veriyorlar. Hatta birisi kameralar karşısına geçip daha ileriye giderek;”Eğer bu öğrencilerin istediklerini yapmazsanız, kötü şeyler olacak!” diyebiliyor. Bunları söyleyenler de otuz yıl önce o olayları yaşamış, görmüş ve sonuçlarına şahit olmuş aklı başında kişiler. Bu sözleri duyunca insanın inanası gelmiyor gerçekten.
Öğrencilere arka çıkmak için onlara böyle destek verip de ön saflarda onlarla kol kola yürümek doğru mudur? Onların, ailelerin ve ülkemizin geleceği için bu yapılanlar gerekli midir? Bu yapılanları televizyonlarda ve gazetelerde uzun uzadıya verip milleti çileden çıkarmak sizi ne kadar haklı çıkarmaktadır?
Haberlerde bütün büyüklerin yorumunu dinledim. Kimisi iktidara, kimisi öğrencilere hak veriyor. Birisini destekleyen diğerini topa tutuyor. Hiç birisi de çıkıp:
“Öğrencilerin işi siyaset yapmak, çeşitli ideolojiler peşinde koşmak değildir. Ülkemiz ve aileler böyle olaylardan çok çekti, muzdarip oldu. Onun için herkes aklını başına toplasın; öğrencinin yeri okul sıralarıdır, onlar okuyup başarılı olarak okullarını bitirmelidir. Ailelerinin, okusun da büyük adam olsun diye üniversiteye gönderdiği gençlerin yeri sokaklar değildir. Öğrencinin görevi öğrenim görmektir. Öğrencinin yapması gereken okulunu en iyi dereceyle bitirip ailesine ve vatanına faydalı olmaktır.” demiyor.
Eğri oturup doğru konuşalım; gerçekleri gizlemeyelim. Fi tarihten kalmış bu tür senaryoların modası kalmadı. Halkımız artık neyin doğru olduğunu biliyor. O cahil halk yıllar öncesinde kaldı, hatta öldü. Sokaklar yürümekle aşınsa da aşınmasa da halkımız sokakların çözüm yeri olmadığını artık biliyor. Siz de bu gerçekleri kabul ederek kendinize nüfuz elde etmek için gençleri kullanmayınız. Onları sıralarında bırakıp kendi işinizi kendiniz hallediniz: Demokrasi kuralları içerisinde kavgasız ve gürültüsüz olarak.
Biz bu gençleri şimdiki gibi sokaklarda değil, yıllar sonra ülke yönetiminin başında görmek istiyoruz. Ülkesi için canla başla çalışan Atatürk’ün ilkelerine bağlı çalışkan ve üretken vatandaşlar olmalarını istiyoruz.
Şimdi doğruca söyleyin: İçinizde bu temennide bulunmayacak var mı?
Ali SAÇAK