Ulaştırmadan güvenliğe, ısınmadan aydınlanmaya, iletişim ve ticarete değin sosyo-ekonomik tüm faaliyetlerin temel ihtiyacı pek tabii olarak enerjidir.
Ülkenin kalkınmada inkişafı için temel gereksinim olan enerjinin başlı başına ve devamlılık arz eden politikalarla temini ve sürekliliği sağlanmalıdır. Enerji politikasının değişen iktidarlara rağmen değişmeyen ilkeleri olmalıdır. Ucuza üretim, ihtiyaç fazlası ihraç edilebilir üretim, çevre ve toplum sağlığı bakımından temiz üretim ve enerjinin güvenliğinin temini söz konusu politikaların vazgeçilmez prensipleri olmak durumundadır.
Nitekim enerji meselesi geçtiğimiz yüzyılda iki dünya savaşının nedenleri arasında yer alabilmiştir. Çağımız dünyasında söz sahibi olmak isteyen ülkeler; milletlerarası siyasi mücadelede en önemli kozun enerji üretim ve dağıtımının kontrolünü elinde tutabilmek olduğu bilinciyle hareket tarzlarını belirlemektedirler. Bilhassa petrol, doğalgaz, su ve nükleer enerji hammaddelerinin kontrolü milletlerarası güç dengelerinde önemli rol oynayabilmektedir.
Bu da enerji kaynakları ve üretiminin güvenliği meselesini devletlerin birincil problemleri arasında tutuyor haliyle. Uluslararası siyasi mücadeleler, terörle mücadele, yatırım dengeleri, pazar edinme, pazar alanını genişletme ve muhafaza etme konuları enerji güvenliği meselesi ile iç içe geçmiş stratejik hususlar olarak iktidarları meşgul ediyor.
Ülkemizde de yatırım ihtiyacını karşılayacak enerji üretimi ve denetimi için olmazsa olmazların gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu cümleden olmak üzere; sahip olunan fosil kaynakların üretiminin artırılması, ihtiyaç duyulması halinde oluşturulacak güçlü ortaklıklarda söz sahibi olma noktasında stratejik duruş, farklı coğrafyalarda bulunan kaynakların çıkarılması ve işletilmesi süreçlerine dâhil olabilme ve uzun vadeli strateji tespitleri hassasiyetle üzerinde durulması gereken konular.
Enerji üretimi ve güvenliğini tesis etme meselesi elbette uluslararası işbirliği gerektiren bir konudur. Bu da dış ve iç enerji politikalarında çok boyutlu yaklaşım gerektirir. Bu çerçevede enerji verimliliğini artıracak politikalar geliştirmek, sahip olunan ve diğer ülkelerin sahip olduklarına yönelik ortaklıkları çeşitlendirmek, yeterli rezerv sağlamak ve ihtiyaç fazlasına sahip olarak pazar sahibi olma istikametinde çalışmalara hız ve ağırlık vermek gereklidir.
Gelişmekte olan ülkelerin enerji talebindeki artışı göz önünde bulundurulduğunda, enerji ve kaynaklarına hâkim olan ekonomiler için küresel münasebetlerde söz sahibi olacaklarını söylemek hayal değildir. Kaldı ki; enerji hâkimiyeti, ulusal güvenlikle de çok yakından alakalıdır.
Avrupa Komisyonu tarafından 8 Mart 2006 tarihinde yayınlanan “Sürdürülebilir, Rekabetçi ve Güvenli Enerji için Bir Avrupa Stratejisi” adlı Yeşil Kitabında “Avrupa Birliği’nin gaz ve elektrik iç pazarlarını tamamlamaya ihtiyacının olduğu” vurgulanmıştır. Bu da enerji üretimi ve küresel ortaklıklara dâhil olma noktasında Türkiye’nin kaçırılmaması gereken fırsatlar için doğru zamanda doğru adımlar atması gerektiği gerçeğini ortaya koymaktadır.
Türkiye’nin çıkarlarına hizmet edecek bir enerji politikasının mevcudiyeti (ki; olmadığı iddiasında bulunmadığımızı, mevcut politikaların bu istikamette inkişafı gerekliliğini ifade ederek) ekonomik gelişmemiz ve ulusal güvenliğimiz bakımından ehemmiyet arz etmektedir.
Zira Türkiye’nin Dünya enerji politikaları içerisinde kendisine belirleyeceği rolün, başta Avrupa ülkeleri olmak üzere uluslararası ilişkilerde göz ardı edilemeyeceği kesindir. Nitekim Avrupa Birliği ve diğer Avrupa ülkelerinin ihtiyaç duyduğu enerji kaynaklarının neredeyse tamamını Rusya ve Ortadoğu ülkelerinden sağladığı ve söz konusu bölgenin istikrarı cihetinden sahip olduğumuz jeo-stratejik konumun ülkemize sağladığı doğal avantajları ekonomik bakımdan katma değere çevirmemiz pek mümkün olduğu gibi, ulusal güvenliğimiz için de uzun vadeli faydalar sağlayacağı tartışılmaz bir gerçektir.