Bektaşi yolda giderken bir çocuğa rastlar,
-Evladım adın ne?
-Muhammed…
Bektaşi salâvat getirir, çocuğu öper.
Ama her devrin fitnesi işini ihmal eder mi?
Bektaşi’yi “sapık” diye mahkemeye verirler…
Bektaşi mahkemeye çıkarılır, karşısında hâkimler divanı, sorgularlar.
-Sen o çocuğu neden öptün?
Bektaşi şaşkındır, kötü bir niyetinin olmadığını söyledikten sonra…
-Adını sordum, Muhammed dedi, ben de salâvat getirdim ve bu güzel isimli çocuğu
efendimin adını taşıdığından dolayı öptüm, der.
Hâkim kapı önündeki mübaşire beri gel, der.
Mübaşir divanın önüne gelir, Bektaşi’nin karşısına dikilir.
Bektaşi ne görsün; yaşlı, eli yüzü kıl kılçık, zayıf, kuru, kavruk bir adam karşısında
durur.
Hâkim Bektaşi ye mübaşiri göstererek.
-Baba erenler madem peygamberin adından dolayı o çocuğu öptüğünü söylüyorsun,
mübaşir efendinin de adı Muhammed, hadi buyur, der.
Bektaşi Baba bir adama bakar, bir hâkime bakar.
-Efendim, bu memlekette bir tek Muhammed ümmeti ben miyim, onu da başkaları
öpsün, der.
***
Bu memlekette bazı şeyleri fark ettim…
Eksiklikleri söylemeye çalıştım.
Hatta daha da dikkat çekebilmek için dik yazılar yazdım…
Öyle meseleler oldu, mahkemeyi göze alarak bağırdım, çağırdım…
Yazılarımdan dolayı öfkelenen oldu, kızanlar oldu, telefonla, mail yoluyla efelenenler
oldu, umursamadım…
Yazdım, hem de daha da dikleşerek yazdım…
İşçi hakkı dedim, vatandaş mağduriyeti dedim, esnafların sıkıntılarından bahsettim,
vatandaşın pür melal halinden bahsetim… yazdım yazdım yazdım…
Öyle bir hal aldım ki, gazeteler bana dışarıdan gelen tehdit ve sitayişlerden dolayı
yazdırmak istemediler.
En son, kimse yazdırmasa aylık tek sayı bülten de olsa fikirlerimi, görüşlerimi
yazacağım, dedim.
Yine birkaç sitede yazdım ve yazılarımın hepsi rağbet gördü…
***
Sonra bir baktım ki…
Ben işçilerin mağduriyetinden bahsederek riyaseti karşıma alıyorum; sendika riyasetle
işbirliği içinde, canciğer kuzu sarması.
Ben esnafların mağduriyetinden bahsediyorum, onların dertlerini yazmaya
çalışıyorum, benim tenkit ettiğim makamlarla Esnaf kuruluşlarının başkanları birlikte
kendi aleyhlerinde kararlara çoktan razı olmuş, canciğer kuzu sarması…
Vatandaşın mağduriyetinden bahsediyorum, vatandaş inadına tekrar seçiyor…
Demek ki yanlış bende.
Herkes çok iyi bir şehir, insanların hiçbir derdi yok, işçisiyle, memuruyla, köylüsüyle
herkes rahat, diyorsa…
Bu insanları seçtikleri sendikalar, odalar, dernekler de biz iyiyiz diyorsa; benim
yazdıklarım lüzumsuzluk…
Allah bahtınızı bayram etsin…
Ben şairim, edebiyatçıyım, yazacağım çok şeyler var, döner onlarla uğraşırım.
Bir tek Muhammed ümmeti ben miyim? Diyen Bektaşi baba gibi, bir tek memlekete
ben mi yazarım…
Şimdilik bu öz eleştirinin hizasındayım…
Sonrasına mı?
Kalbur sudan ne getire?