Çok sevgili dostum Adnan Abalı bir önceki makalemin altına yorum yazmış,
“Sevgili Ahmet başkan çok yorgunsun herhalde yazılarını yazmıyorsun özletme kendini” diye…
İşin doğrusunu söylemek gerekirse hakikaten çok yorgunum…
Hiçbir şey yazmak gelmiyor içimden.
Neden?
Yolsuzluğun,
Hırsızlığın,
Haksızlığın,
Rüşvetin,
İşsizliğin,
Ona bağlı olarak,
Açlığın, yokluğun yoğunluklu olarak yaşandığı,
Ve
Hala yaşanmaya devam edildiği cennet ülkemizin insanlarının, üzerine ölü toprağı serpilmişçesine tepkisiz kalması…
Yanı sıra çoğu insanımızın, sanki türban kafaya geçirilince her şey çözülecekmiş, bir anda kuş misali uçacakmışçasına o bölüme odaklanması canımı sıkıyor.
Ve
Yoruyor beni.
Dün önümde iki kişi yürüyor sohbet ederek.
Tepemizden 29 Ekim cumhuriyet bayramına hazırlanan jetler geçiyor vızır vızır.
Biri diğerine soruyor,
“yahu bunların derdi ne, neden uçuyorlar şimdi ?”
Diğeri,
“29 Ekim cumhuriyet bayramını kutlamaya hazırlık herhalde…”
İlkin ki,
“Kutlasınlar biraz daha bakalım ne zamana kadar daha kutlayacaklar!..”
Başbakan da diyor ki,
Gel de canın sıkılmasın, kendini yorgun hissetme.
Ne anlatacaksın bu hergeleye,
Beni bırak, kim neyi izah edebilir onu söyle…
Tüm dünya ülkeleri,
Hatta Afrika’nın Mozambik’i bile özgürlüklerini kazanmaya uğraş vermiş, kendi kaderlerini tayin etme noktasında tüm bedenini ortaya koymuş insanlarını ulusal kahraman ilan etmiş, onların ölümlerinde, doğumlarında en ateşli ve coşkulu şekilde anma veya kutlama günleri düzenlemişken bizdeki hödüklerin düşündüklerine baak, konuştuklarına bak.
Gerçekten yoruldum ve canım yazı yazmak istemiyor sevgili Adnan.
Bazı şeylerde henüz seni bile ikna edemiyorsam, sanırım eksiklik bende.
Ara ara yazayım ki,
Başkalarından evvel benim canım sıkılmasın. Seni çok çok öpüyor işlerinde başarılar diliyorum. Milletin işsizlikten kan ağladığı bir ortamda nasıl başarı yakalacaksan!..
Not: sevgili Adnan lütfen her gün otuz beş kuruş ver ve bir SÖZCÜ gazetesi al. Bak bakalım memleketimin o pencereden görünen ahvaline.